Çabuk olun ! Telmessos’un üzerine tatilciler gelmeden…

Dalaman Havalimanına inmiş öylece etrafıma bakıyordum. Ucuz uçuş olsun diye sabah 4 uçuşunu almış olmamla alakalı bir mahmurluktan dolayı olduğunu sanıyordum. Birazdan uykumu kaçıracak harika şeyler göreceğimi bilemezdim ki…

O gün rotam Fethiye’yi gösteriyordu. Arabaya atladığım gibi havalimanından çıkıp düştük yollara. Yolda 80’ler Türkiye’sinden kalmışçasına yalnızca nakit ödeme ile geçilen ve yolu kısaltacağı yerde uzunca kuyruklar oluşturup uzatan Göcek Tünelinden de mecburen geçiyorum. Sanıyorum ki Fethiye’ye az kalmıştı. Yol boyu polisler güvenlik önlemlerini arttırmış bir haldeydi ve arada bir birkaç bisikletli görüyordu gözlerim. Birazdan şehrin içine girince anlayacağım üzere bir bisiklet yarışı varmış ve Fethiye sahil yolu trafiğe kapalı idi.

Artık “Bırak şu giriş kısmını da tarihi yerlere gelsene kardeşim” gibi bir veryansın duyacak gibi oluyor ve hemen giriyorum izninizle. Kentte ilk uğrayacağımız yer Aminthas Kaya mezarı olarak bilinen Telmessos’un dağ eteklerindeki kaya mezarları. Kentin bu kısmına geldiğinizde zaten kimseye sormadan bile yolu bulacağınız kadar apaçık dağlarda kendilerini gösteriyorlar. Bu tip kaya mezarları özellikle Likya bölgesinde oldukça yaygındı. Kentin ileri gelenleri için yapılan, birçoğu tapınağa benzeyen ve sahiplerinin malları ile birlikte gömüldüğü özel mezarlardı bunlar. İçlerinde ölen kişilerin mallarının çalınmasını engelleyecek tuzak sistemleri de bulunan bu tip mezarlar oldukça ihtişamlı idi. Genellikle sert kireç taşına demirden aletler ile oyularak yapılan kaya mezarlarının içleri de çok odalı ve büyüktü. Burada da Tapınak tipinde 3 tane kaya mezarı vardı. Bunların en ünlüsü Hermapias’ın oğlu Aminthas adına yapılandır. M.Ö. 4.yy’a tarihlenen bu mezar iyon düzenli bir tapınağın cephesi gibi duruyordu. Sütunları sonradan oraya koyulma değil bizzat içerisinde bulunduğu kayanın yerinde oyulması ile yapılmıştı.

Şimdi içinde bulunduğumuz Telmessos antik kenti ile devam edelim. Likya’nın en batısındaki kent Telmessos imiş. Hem verimli bir ovada hem de denize yakın olması ile o zamanlar tam yaşanılacak yermiş gibi duruyor. Aynı şimdiki Fethiye ilçemizin olduğu gibi. Telmessos’taki ilk yerleşimler M.Ö. 3. Bin yılda başlamış olsa da burada bir kent kurulması M.Ö. 5.yy’a kadar sürmüş. M.Ö. 4.yy’da Likya’ya bağlanan Telmessos çok uzun yıllar sürecek bitmek tükenmek bilmeyecek taht kavgalarının ortasında kendini bulacağını bilemezdi. M.Ö. 334’te İskender tarafından fethedilen kent, İskender’in ölümünün ardından Ptolemaios krallığına katılır. M.Ö. 197’de Seleukos hakimiyetine giren kent, M.Ö. 188’de Pergamon krallığına katılır. Bunların sonrasında çok kısa bir süre Likya birliğine katılan kent nihayetinde M.Ö. 1.yy. gibi Roma hakimiyetine girer.

Telmessos antik kenti ile ilgili kalıntılar aramaya kalkarsanız biraz üzüleceksiniz. Hemen üzerine kurulmuş Fethiye kenti yüzünden birçok kalıntının yapıların altında kaldığı düşünülüyor. Osmanlı Devleti’nin güç kaybettiği dönemlerde ülkemize gelip tarihi eserlerimizi yağlamayanların hışmından da kurtulamayan Telmessos’tan günümüzde az önce gördüğümüz kaya mezarları, ortalığa atılmış gibi duran lahit mezarlar ve bir de antik tiyatrosu var. Tiyatrosu 5 bin kişilikmiş. Tiyatronun kapasitesinin küçüklüğünden Telmessos’un hiçbir zaman büyük bir kent olmadığı da anlayabiliyoruz. Helenistik dönem antik tiyatro özelliklerinin tamamını gösteren tiyatronun ilk kazıları 1957’de başlamış. 2021 yılında oradayken hala çalışmaların sürdüğü ve kapalı olduğunu düşünürsek sanırım hala devam ediyordu çalışmalar.

Atinalı Kimon’un M.Ö. 446’da Attika-Delos birliğine soktuğu, kahinler kenti olarak bilinen Telmessos’u anlatmayı bitirdim sizlere. Fakat Fethiye’yi terk etmeden önce uğramamız gereken son bir yer kaldı. Sıcakta yürümekten yorulmuş bir haldeyken sizler Uğur Mumcu parkının orada bir soğuk kahve içmeye davet ediyorum. Biraz kendimize geldikten sonra Fethiye Arkeoloji Müzesine gidiyoruz.

Fethiye Arkeoloji Müzesi 1957’de Fethiye’yi vuran büyük depremin ardından ilçeyi yeniden eski günlerine döndürmek için inşa faaliyetleri başlamıştı. Bu inşaat faaliyetleri de tabi ki zeminin kazılması ve gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacaktı. Sadece bu deprem sonrası inşaatlarda bile ortaya çıkan yüzlerce eşsiz kalıntı bulunmuştu ve bunları saklamak hatta belki ileride sergilemek bile gerekecekti. İşte bu ihtiyaçlara karşılık 1987 yılında kurulmuştu bu müze. Burada; Tlos kazılarından çıkarılan Hadrianus Heykeli, Kaunos Kibele’si, Letoon Apollon tapınağı taban mozaikler, bahçede kendi halinde duran zeytin işlikleri, bir güneş saati örneği, Letoon’dan çıkarılan 3 dilli yazıt, Mezar stelleri ve faizle borç verme anıtı gibi önemli eserler bulunuyor. Tabi ki adını sayamadığım veya benim de bilmediğim yüzlerce eser…

3 dilli yazıt ile Likya dili çözümlenmiş, faizle borç verme anıtı ile o dönemlerin ekonomik kültürü öğrenilmiş ve zeytin işlikleri ile zeytin işleme yöntemleri öğrenilmişti. Bu müzedeki birçok eser arkeoloji biliminin gelişmesinde önemli rol oynamıştı Müzenin güncel hali bizler gibi arkeoloji meraklılarını bir miktar üzecektir. Bakımsız ve kendi haline bırakılmış halde duran müzedeki eserleri belki de 10 yıl sonra göremeyeceğiz. Bir an önce gidilip görülmeli.

Muğla ilimizin Fethiye ilçesi çoğu zaman Ölüdeniz ‘de denize girmek, yamaç paraşütü yapmak ya da çeşitli dağcılık faaliyetleri ile gündemimize gelmiştir. Bir kez de altında yatan eşsiz tarihi sizlere göstermek istedim. Sağlıcakla kalın, bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Görsel 1,4,5,6 [Burak Karaoğlu]

Görsel 2 [The Gennadius Library]

Görsel 3 [The Gennadius Library]

Çabuk olun ! Telmessos’un üzerine tatilciler gelmeden…” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s