Tell me if you wanna go home~

bb
Giriş klasik aslında.

İkisi de müzikle uğraşan çift, hayallerinin peşinde Newyork’a taşınır. Gretta (esas kız) bu işte beraber olduklarını zannederken, ilk fırsatta aldatılır ve arkadaşına taşınır. İyi kalpli arkadaş Gretta’yı kafa dağıtmaya dışarı çıkarır. İsteyenlerin performansını sergilediği barda, Gretta arkadaşı tarafından sahneye zorlanır. Her şeyin başladığı nokta da burasıdır. Benim, ki birçoğunuz için de öyle olur, en sevdiğim sahnelerden biri de.

Buradan itibaren olaylar gelişiyor. Gretta’yı keşfeden yapımcı, Dan, daha o sabah, kurucusu olduğu şirketten kovulmuştur. Aile hayatı bundan çok daha beterdir ve beş kuruş parası da yoktur. Beraber sıfırdan başlarlar bir bakıma. Karşılık alamayacağını bilen müzisyenler toplarlar etraflarına ve Newyork’un ara sokaklarını, metrolarını müzik yapmak için kullanırlar. Ortaya çıkan albüm fazlasıyla tatmin edicidir. Ama kızımızın kararıyla, bir müzik yapım şirketine teslim edilmez, 1 dolar gibi bir bedel karşılığı indirilebilecek şekilde internete sürülür.

Bu noktada insan albümü internette aratıp kontrol ediyor ve fiyatın neredeyse 12 dolar kadar olduğunu görünce az biraz kızıp, yasallığı tartışılabilecek yollara başvuruyor ama çok mühim değil.

Direkt müziklere yönelirseniz çok tatmin olmayacaksınız. Hayranlık verici değiller. Ama filmin içinde hepsi biricik, ‘hepsi benim bebeklerim’. Kendinizi çok kaptırıyorsanız, azıcık da duygusal, sevgi yumağı bir şeyseniz laf da söyletmiyorsunuz.
bbb
Filmle ilgili değinmek istediğim bir nokta da, aile hayatına bir saygı duruşu olmasıydı belki. Her ne kadar ben Gretta ve Dan’i beraber görmek istediysem de! Kural tanımayan, arzularını kutsallaştıran, değerleri olmayan tipleri yücelten ve dayatan, normalleştiren bir film değil. Bunu ilk Frozen’da görüp şaşırmıştım. Esas oğlan kızı öptüğünde değil, ablası öptüğünde çözülmüştü buzlar. Nihayet.

Başrolde Gretta’yı Keira Nightley, çulsuz yapımcıyı Mark Ruffalo oynuyor. Ve tabii aldatan sevgili; Adam Levine. Yazan ve yöneten John Carney.

Mark Ruffalo’yu bundan önce sadece Just Like Heaven’da izlediğim için pek kıyaslama yapmak istemiyorum 🙂 Ama Begin Again’de ben sevdim. Adam Levine deyince gözümün önüne her seferinde farklı biriyle olduğunu duyduğum Melekler geliyor olsa da, filmde sesini kullanışına hayran kalmadım, desem yalan olur. Ve ilk defa bir filmde izliyorum. Bence idare ederdi. Keira Nightley şarkı da mı söylüyormuş?tan sonra ‘Tarzı iyiymiş ama.’ diyeceksiniz. Genel reaksiyon bu.

IMDB puanı 7.5, süresi 104 dakika olan bu filmi izleyin. Aklınızda hoş detaylarla kalacak.

Dan: That’s some song you got there. I promise you it could be a big hit. Plus you’re beautiful.
Gretta: I’m sorry, what’s beauty got to do with anything?
Dan: Jesus, you’re tricky, aren’t you?

b

görseller: imdb.com, telegraph.co.uk, toovia.com

Songs Of Innocence

IMG-20140915-WA0001Çoğumuzun malumu, geçtiğimiz hafta U2’nun yeni albümüyle tanıştık: Songs of Innocence. Benim haberi alışımın Twitter aracılığıyla olması, artık bu mecrayı daha ciddiye almam gerekiyor gibi hissettirse de, henüz oralara çok uzağız (Söz konusu eleştiri mi? İtinayla konudan sapılır).

Albümle ilgili yorumları derleyip buraya taşımak istesem de, hemen hepsi, değerlendirmeden ziyade iTunes kullanıcılarına albümün ücretsiz sunulması hakkında. En azından şimdilik. Ama haklarını vermek gerek, olay büyük!

Twitter’dan haberi aldığımın ertesi günü şarkıları başka bir ortamdan tek tek indirmiş olabilirim -övünmüyorum. Hemen ertesi günüyse babama yeni albümün haberini veren bir mail attım. Tüm şarkıları bir arada bulabileceği bir listenin linkini de ekleyecektim ama ne göreyim? Videolar telif hakları gereği sessize alınmış. Ucuz yırtmak mı desem, başka bahara mı…

Şarkılara gelecek olursak; senelerdir U2 dinleyen, en az 10 favori U2 şarkısı olan biri olarak, yeni albüm bende o etkiyi uyandırmadı, diyebilirim. One, With or Without You, Original Of The Species, Beautiful Day kadar hayran kalmadım. Ama albüm tabii ki çok güzel. Ve orijinalini edindiğimde çok daha büyük keyif alacağımdan şüphem yok. ‘Every Breaking Wave’e şimdiden kanım ısındı ♡

Albüm hakkında bilinmesi gereken önemli ayrıntılardan biri de şarkıların herbirinin bir hikayesi oluşu. Mesela Cedarwood Road ismini grubun solisti Bono’nun bir dönem yaşadığı sokaktan alıyor. Kendisini müziğe iten o korku ve öfkeye şarkısında da yer vermiş: ‘I’m still standing on that street/ Still need an enemy’. Raised by Wolves 70lerde Dublin’i kana bulayan bir dizi şiddet olayına dayanıyor. ‘Iris’te Bono annesine sesleniyor: ‘You took me by the hand/ I thought I was leading you…’*

Dediğim gibi, ilk dinlediğim an beni çarpan/sarsan/benden alan bir albüm olmasa da çocukça bir toz konduramama halim de mevcut. Kaldı ki eskiye nazaran her şeyi/herkesi küçük dünyalarımıza daha zor kabul ediyorken, hayatın en değerli, en vazgeçilmez tatlarından biri olan müzik de bundan payını almasa olmazdı.

Ben uzunca bir müddet albümü dinlemeye devam ederim. Size mutlu haftalar! 🙂

*Diğer şarkıların da hikayeleri için rollingstone.com

Paylaşmadan Duramayacağım Şeyler Var

03052013_DR_KATIEMELUA_1774“Dancing in the deepest oceans

 Twisting in the water

 You’re just like a dream”

Adını ilk duyuşum -aslında görüşüm- her ay okumadan rahat edemediğim, bir bakıma vazgeçilmezim olan, iyi ki de olan o dergi sayesinde oldu. Artık nasıl anlattıysa yazan, ‘Kimin nesiymiş ya bu? Nasıl oldu da hiç duymadım adını?’ diye geçti içimden. ‘Kimsenin müzik dinleme hakkı elinden alınmamalı’ demişti. Yazıyı okuyup bitirdikten sonra araştırdım tabii adını. Aslında öncelikle Youtube’da. Malum görüntülenme sayısına göre çaldım önce.

Sıralamayı şimdi hatırlamıyorum ama ‘Just Like Heaven’ı dinlerken, daha başlar başlamaz hatta tanıdım bu şarkıyı. Aynı isimli o filmin soundtrackiydi. Filmin sonunda -spoiler?- kızın o çiçekleri gördüğü mutlu sahnede çalıyordu. Bir süre sonra değişse de, hemen hepimizin, ya da kızların hemen hepsinin, romantik komedilere bayıldığımız, izlemedik romantik film bırakmadığımız o malum yaşlar hayatın gerçeği. Cennet Gibi (Just Like Heaven) da benim için o döneme açılan geçitlerdendi. Çok sevmiştim. Hatta yakın zamanda bir kez daha izlemiş bile olabilirim. Basittir ama iç ısıtan cinstendir, lütfen 🙂 Şarkı da aynı öyle zaten; gözleriniz kapalı dinleyeceğiniz, huzur bulacağınız…

Şarkılardan bir başkasını daha önce dinlemiş olduğumu fark ettim: The Flood. Onu da tekrar dinledim. Nasıl beğendiğimi gördüm yine. Sekizinci sınıfta müzik dersindeyiz; müzik hocamız bize enstrümantal parçalar dinletip, hissettiklerimizi yazmamızı söylemişti. Ona benzer şekilde The Flood’un bende uyandırdığı his, ‘gelgitler’ oldu. Göğsümü delip gökyüzüne yükselen bir isyan;dikenli yollar, ama dimdik duruş…

Bir başkasında ‘I cried for you‘ derken o, sanki aynı acıyı yaşıyor insan; ‘This is the closest thing to crazy I have ever been/ Feeling twenty-two, acting seventeen‘ diye devam eden, benim en sevdiklerimden olan şarkısıysa onu size anlatmama en yardımcı olacak şeylerden biri. Yazıda bahsettiklerime ek olarak benim çalma listeme eklediğim bir de ‘Nine Million Bicycles’ var ki onu da atlamayın, derim.

Şarkılarına çektiği klipler de gayet hoş ve üzerinde düşünülmüş işler.

Geçtiğimiz sezon yanılmıyorsam İKSV’nin programında yer almış olması -deli gibi kıskandığım- siz İstanbulluların şanslı oluşunun sebeplerinden.

Müzik, biliyorum çoğumuz için, hayatın çok önemli bir parçası. Çok fazla sebeple. Ve çok istiyorum ki bu sebepleri ilerleyen zamanlara yayalım.

Haftanın en güzel günündeyiz,

Mutlu dinlemeler 🙂

*

görsel: katiemelua.com

Itrî ile Hasbihâl

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun

    Mihr-i âlem-girsin başdan ayağa nûrsun”

     Itrî

2012 yılı, büyük Osmanlı bestekârı Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin ölümünün 200. yılı olması münasebetiyle, UNESCO tarafından “Uluslararası Itrî Yılı” olarak kabul ve ilân edilmiş bulunmaktadır.*

Sahip çıkamadığımız değerler, kıymet bulabildikleri yerlere doğru birer birer göç ediyor. Neleri muhafaza ettiğimizi ve neleri muhafaza edemeyip elimizden kaçırdığımızı sorgulamamızın vakti gelmiştir. Elindeki elmasları görmeden, kömür aramaya çıkan ve bulduğu kömürü el üstünde tutan tüccarlara benziyor hâlimiz. Kömür sahibi elmasın peşinde, elmas sahibi ise kömürün.

Çölün kumlarında altın zerrelerini arayan değerlerimizi, gaddar kömür sahiplerinin ellerine bırakamayız, bırakmamalıyız.

Buhûrîzâde Mustafa Efendi kimdir?

Türk musikisinin en büyük üstadlarından biri olan Itrî, 17. yüzyılın büyük bestekârıdır. Çiçekçilik ve meyvecilikle uğraştığı için Itrî mahlasını kullanmıştır. Lale Devri’nde adı dillere destan olmuştur. Yenikapı Mevlevihanesi’nin şeyhi Ahmed Dede’ye bağlanarak Mevlevî olmuştur. Yenikapı Mevlevihanesi Şeyh Galib’in çilesi dahil pek çok çilelere şahitlik etmiştir.

Huzur çilede gizlidir.

Değil mi ki biz “Yenilirken bile yendiğimizi bilirdik.”

Itrî Osmanlı Sultanı IV. Mehmed tarafından himaye edilmiştir. Klasik Türk Musikisinin bel kemiğini oluşturur. Bini aşkın bestesinin olduğu bilinir fakat bunlardan yalnızca kırkı günümüze kadar ulaşmıştır.

Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyaretinde okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Segah Mevlevi Ayini, Rast Naat değerinden hiçbir şey yitirmeden günümüze kadar ulaşan ve 300 yıldır etkisini devam ettiren eserlerdir. Ve bu eserler bizlere hiç de yabancı değildir.

Tanıdık rahmet ezgileridir bunlar, yıllarca kulaklarımıza çalınan.

Itrî’nin “Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil” bestesinin güftesi Nef’i’ye aittir.

“Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil

Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana

Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.”

dedikten sonra Nef’i, söz kalır mı hiç buralarda?

Ah! Hakikat sır’dadır, kime gerek büyü. Büyüleri bozdu Itrî, sır’ları yürümek kaldı bize.

“Ağlamazsam ölürüm.” derler bilirim. Hafız söyler de ağlamamak olur mu? Nevâ makamından Kâr atıverir bizi Yusuf’un kuyusuna?

ve Yusuf en çok annesini hatırladı kuyuda.

Ben bir de ezanları hatırlasak diyorum.

………………………………….

Kuyudan çıkılır elbet

fakat

“Bilesin kavuşmak yoktur İslamlıkta”

*Yalçın Çetinkaya

Kullanılan Kaynaklar

-www.enfal.de/ecdad122.htm

-http://tr.wikipedia.org/wiki/Buhurizade_Mustafa_Itri

-Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi