Yeni Yıl mı? Eksilen Ömür mü?

Sonu yok geçen zamanın.

Her gün, her dakika, her saatteki o akrep ve yelkovan birbirinin peşinde koşacak.

***

Adına yaşamak diyeceğiz her nefes aralıklarımızın.

Kalabalık olacağız çoğu zaman, yalnız kalmak bize mahsus değildire sığınarak.  İtiraf edemeyeceğiz korkularımızı yine…

Belki bol kahkaha atacağız, belki kahkahalarımızdan daha çok ağlayacağız.

Delik cebinde yüreğimizin anılar biriktireceğiz ve unutmayalım diye bir fotoğraf karesine sığdıracağız zamanı.

Zaman ellerimizden gitmesin, derken biz ondan gideceğiz.

Nankör! zihnimiz an içindeyken andan çıkıp maziyi yeniden yaşatacak ve bu film fotoğraf kareleri gibi tebessüm bırakmayacak dudaklarımızda. İncinen yerlerimizden kanayacak yaralarımız.

Sonra insan olmanın şartıdır; durulup bir şarkıda yarını düşleyeceğiz. Kızımızı büyütüyormuşçasına hayallerimizi büyüteceğiz.

***

Hayaller yarınları getirecek.

Yarınlarımız sıraya geçip yarını yeni bir yıl yapacak.

Yeni yıl, bir yeni yıl daha, derken

Herkesten ve kendimizden habersiz biz de büyüyeceğiz.

Kimi zaman “genç”, kimi zaman “yetişkin” ve kimi zaman “yaşlı” olacak sıfatımız.

Ricamdır  “insan” olmak olsun en güzel tamlamamız.

***

“İnsanlık”!

Gelen yıl ölüme bir adım daha yaklaşmayı ifade etmekten öte geçmese de bende, adettendir birkaç cümle dilemek.

Yeni bir yıl size gönlünüzün en güzelini versin.

Hepimize birden sevmek muştusunu versin.

Ancak sevebiliyorken anlamlı.

Nasılsa geçecek ya zaman seviyorken geçsin!

İnsanlığımız sevgiden geçsin…

 

Kendimin Neresindeyim?

Biliyor musun?

Senin gözlerin karanlık kadar siyah ve benim yüreğim gece kadar aydınlık. Şimdi bir sokak lambasının altında, az kirli bir camda geceye bakarken aslında kendime baktığımı gördüm. Ve gözlerimin siyahında senin gözlerini buldum. Bunun içindir bu satırları karalıyorum. İnsan yaşıyorsa yazabiliyor. Yazdıkça umduğumu bulmuyorum çünkü hayalin hala yanı başımda.

***

Dalıyorum yeniden.

İyi de benim rengim kahverengi…

Ağladıkça daha bir güzel oluyor sanki  gözlerim. Göz bebeklerimin parıltısı mutluluktan değil, hep ağlamaktan; neden diye sorma işte. Ve kirpiklerim küçükken çok uzun diye kestiğim için kısa. Uzarlar sanmıştım oysa, bilemedim.

Bildiğim bir şey var ama.

Bu gece de uzamayacak, gün elbet doğacak. Gün doğacak ve ben uyanmak zorunda kalacağım. Ölüm uğramazsa kapıma eğer…

***

İtiraf etmek gerekirse ben aslında öldüm, bir ölü olarak bunları yazıyorum. Hatıralar kattığım sürece hayata ve hayat gibi sürüp gitmediği sürece onlar, hepimiz bir parça ölmeyecek miyiz?

Siz de ölüyorsunuz.

Bu gece neye ağlanıyorsa, hangi hatıranın fotoğrafıysa zihinlerdeki, onlar işte bizi öldürüyor…. Bir de şey var, ölümlerin hep ansızın geldiği. Hiç de değil. Doğduktan sonra ölmeye başlıyor insan azar azar. Biz sadece alışıyoruz.

***

Alışmak deyince ben hep unutmak nimetini hatırlarım. Şu zıtlığa bak! Unutmak nimetini hatırlamak.

Unutayım istiyorum Allah’ım.

Zihnimde geçmişe dair ne varsa birer birer… Ve ardından anlamak, hatırlamak istediğim tek şey var. Aşkın en yalın, en gerçek hali. Aşkın sen hali.

***

Cama baktıkça kendime bakıyorum. Gerçek aşkı sorgulamak şimdi işim değil. Derdim kendimle. Bana bakanlar neyi görüyor bilmiyorum. Güzel şeyler görmediklerini düşünüyorum, karanlık bir cama dahi baktığımda bunu anlamak mümkün. Sonra elimi kalbime götürüyorum, göğsümde bir deprem. Şiddetini ölçmek mümkün değil ama ya hiddeti? Neyse.Tüm güzelliğim orada bunu biliyorum, bunu onlar da biliyor mu?

***

Bir şeyi bilmediğim zamanlarda seni daha çok özlüyorum. Ne yazık ki senin de beni onlar gibi sevmediğini biliyorum.

Çok şey bilmek insana zarar veriyor. Bak gece bitti gün doğuyor. Bırakın beni aydınlıkta bari uyuyayım. Zaten gece saçlarım gibi hüzün kokuyor, başkalarının elleri saçlarım gibi geceye de dokunuyor…

***

Sahi unutmak bir nimet. Ben hatırlamayayım. Geceye çok var, bırakın beni uyuyayım!

H.A./ Ağustos 2013

Sevda

Sevda,

Kıyılarında dolaştığım

Kuytularında saklandığım,

Derinliğinde kaybolduğum,

Enginlerine bakarkan yorulduğum bir deniz.

Sevda,

İki damla göz yaşı,

Vedanın hüznü,

Yürek burukluğu.

Sevda,

Yanmak alevler gibi,

Kendi kendine söndürmek ateşini.

Sevda,

Özlemek deliler gibi.

Sevda,

Dokunamamak yüreğine,

Kaybolamamak gözlerinde ve bir sükut.

Sevda,

Geçen zaman,

Yaşanmakta olan her an,

Ve geleceğe dair umut dünden kalan.

Sevda,

Ağaçlara kazınmış isimler,

Peki ya gönüllerdeki…

Sevda,

Çırpınan kuş misali kalp atışı,

Dudakların kuruması, soğuk terler.

Sevda,

Memleket kokusu,

Gurbet kabusu.

Sevda,

Uykusuz gecelerin adı,

Rüyaların isimsiz kahramanı.

Sevda,

Bir şarkı sözü,

Bir film karesi,

Ya da hatırlanacak bir anı,

Ama en çok sevda,

İnsanın sol yanı…

Bir Anı Yaşamak

İnsan bazen farkında olmadan çok zaman geçirir ve bir bakar ki saatler geçmiş ve hiçbir şey yapmamış gibi hisseder, ama bu durumu umursamaz nedense, o geçen zamanda neler yaşadığı, neler gördüğü hiçbir zaman aklında olmayacaktır, çünkü o zamanın çoğunu hayal kurarak geçirmiştir ve hayallerinde o an vardır, o anı düşünüp durmuştur. Halbuki hayal kurarak geçirdiği zamanın içinde o anlar  o kadar çok vardır ki, hayal kurmaktan yorulan beyin o anı yaşama cesareti bırakmaz insanda, bakar durur boşluklara doğru, sanki biri dokunsa korkudan ölecek haldedir, insan o kadar çaresiz durumda, o kadar hassas bir anı yaşamaktadır ki farkında bile değildir, önünden geçen onlarca cismin, onlarca insanın. Dünyanın hızı da böyledir işte, içerisinde çok farklı, çok çeşitli anları, hayalleri bulundurur ama herkes kendi uğraşı içerisinde, herkes kendi hayalinde, herkes kendi anını yaşamakta. İnsan dur durak bilmeden bir mücadele içine atılıyor, beş yaşında ana okulu, sonra sekiz yıllık eğitim-öğretim, lise, üniversite derken yetişkin bir birey olarak topluma katılıyor ama topluma katılış sürecinde insanın kendine vakit ayıramaması, kendini dinleyememesi, kendi anını yaşayamaması gibi sorunlar çıkıyor, zaten anı yaşamak bedava nasılsa hayalde olabiliyor sadece. Bu anları yaşamak için zengin ya da fakir olmak gerekmiyor, gereken şey baskı olmadan, ön yargılarımız olmadan korkusuzca yaşayabilmekten ibaret.

Konuk Yazar : Serkan PALTA