Yas

Canım Viz’e, İlk görüşte vurulduk sana, girip kazaklarımın arasına oturduğunda. Endamlıydın, turuncuydun, sıcacık bakan yeşil gözlerin vardı. Canım benim. Nereden bulurdun o kadar sıcakkanlılığı? Onca yıldan sonra bile hâlâ akıl sır erdiremedik. Sana bakınca kalbi erimeyen kimseyi tanımadım. Sonra, o yarı aptal, yarı muzır tavırların. Sana söylediklerimin hemen hepsini anlardın ama hepsini dikkate almazdın, bilirdik. Sevildiğini bilmenin o güzel rahatlığı vardı hep üzerinde. Dünya patilerinin … Okumaya devam et Yas

Zaman Çivisi (1)

Sayın okuyucu, bu yazı olabildiğine öznel ve şahsımla ilgili. Dolayısıyla, bunu yazarın günlüğüne göz atmak gibi düşünebilir ve bakmadan geçebilirsiniz. “Biz, senle ben yani sevgilim, iyi bir takımız. Kendi küçük dünyamızı bir uçtan bir uca arşınlarız. Benden başkası bilebilir mi ince kıvırcık saçlarının dalgaların köpüğüyle olan benzerliğini? Sanmıyorum. İlk ne zaman yan yana yürümeye başladık onu da kestiremiyorum. Ama biz bu yola çıktık çıkalı, sevgili … Okumaya devam et Zaman Çivisi (1)

Sana el uzatıyorum, tutar mısın gelecekteki ben?

Merhaba müstakbel okuyucu, istikbalinde öngördüğüm okumak eylemli davranışını şu an gerçekleştiriyor olmanla müstakbel sıfatını çok hızlı kaybettin. En hızlı kaybedişin değildir eminim, sıkma canını. Hoşbeşli, havalı sulu, gündemli girişlere yeğleyeceğin bir giriş yaptığımı kabul etmelisin. Bilerek olmadı, klavyenin parmaklarım arasındaki akışını özgür bıraktım. Parmaklara özgürlük! İzninle, girişte daha fazla vakit kaybetmeyip yavaştan yazma tetikleyicime, ilham dopingime doğru ilerliyorum. Günlerdir yoğun bir tempoda çalışıyorum. Bu günler … Okumaya devam et Sana el uzatıyorum, tutar mısın gelecekteki ben?

Görünmezlik Pelerini vs. Mesafeler

Vintage-Letters“Dear Friend, I like to start my notes to you as if we’re already in the middle of a conversation. I pretend that we’re the oldest and dearest friends, as opposed to what we actually are, people who don’t know each other’s names… and met in a chat room where we both claimed we’d never been before. What will NY152 say today, I wonder. I turn on my computer, I wait impatiently as it connects, I go online, and my breath catches in my chest until I hear three little words: ‘You’ve got mail.’ I hear nothing, not even a sound on the streets of New York, just the beat of my own heart. I have mail. From you.”*

Şimdi girdim eve. Sabah nasıl bırakıp çıktığımı unutmuşum. Bu aralar hep bir acele etmeler… Yapacak o kadar çok işim de yok, yani bazen düşünüyorum, çok bir şey halletmemişim bu telaşlarda ama nedense hiçbir yere, hiç kimseye yetişemiyorum.

Neyse, deyip balkona çıktım. Amacım evi bari biraz havalandırmakmış gibi davranıyorum ama bana lazım hava. Bu zamanların hafif akşam esintilerini öyle seviyorum ki. Üşütmeyen ama sıcak bir şey içesinin geldiği ya da omzuna annenin ördüğü şalı atıp tolere edebildiğin, belki hiçbir şey yapmayıp öylece durup biraz üşüyerek hala canlı olduğunu hissetmeye çalıştığın…

Biliyorsun, elinde kırmızı balon tutan o çocuğu her görüşümüzde kalbimiz ısınacak. Dikenlerin arasında bulduğumuz uğur böceklerinin nesli tükenmeyecek. O dikenler ne zaman batsa bir yerimize, ufacık kanayacak ama geçecek. Bazen başkalarının uçurduğu uçurtmaları arabanın camından izlemek zorunda kalacağız. Bir gün gerçekten balık tutmayı başaracağız. Onu da suya geri bırakacağız. Bazen bir şarkıyı bir türlü sevemeyeceğiz diğerini sevmekten asla vazgeçemezken. İstesek de istemesek de kendimizinkiler gibi ebeveynler olacağız ama yine de onlara kızmaya devam edeceğiz. En çok da onlara benzediğimiz için. Bazı insanlar Beatles’ı Okumaya devam et “Görünmezlik Pelerini vs. Mesafeler”

Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi. Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel … Okumaya devam et Öldür Beni Kadın

Sevgili Yabancı;

“İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır.”* Yazacağım en kaygısız mektup olabilir bu. En gönül ferahlığıyla olan. Hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir zamana seslenmenin telaşsızlığındayım. Şu an en büyük derdim bir bardak çay daha içecek yerimin olmayışı. İkincisiyse artan temiz hava ihtiyacım. Hepsi bu. Kendini arayan, ruhani yolculuğundan bahsedenlerle çok alay ettim şimdiye dek ve bunu ödüyorum şu sıralar. Kimliğim bir parça kayıp. Gerçi, kaybetmek için önce … Okumaya devam et Sevgili Yabancı;