Müptela

gnfgnf

Yazmak için çabaları boşunaydı genç adamın,

Düşünüyordu saatlerdir,

Ancak aklındaki binlerce kelime kağıdın üzerinde düzenli bir şekilde dizilmiyorlardı,

Hem bu çaba yersiz değil miydi?

O binlerce kelime bir ahenk içinde kendiliğinden dizilmeliydiler öncelikle,

Daha sonra genç adama sadece dizilen o kelimeleri kağıda dökme işi kalmalıydı,

Evet onca yazma çabasının içinde kelimelere telkinler vermenin yanlış olduğunu anladı genç,

Ama yinede yazmalıydı genç,

Çünkü bir abisinin de dediği gibi yazmazsa delireceğini düşünüyordu,

Odanın içerisinde bir o yana bir bu yana gezerken aklında yalnızca bu düşünce vardı,

Yazmalıydı, yazmalıydı çünkü kafasının içindeki onca düşünce artık özgür kalmalıydı,

Çok zor olmamalıydı aslında,

Genç her zaman yazar yazar yazardı,

Yalnızca bir yerden başlamalıydı,

Ama zaten sorun da o değimliydi, o kadar düşünce arasından birini cımbızlamak,

Genç odanın içinde dolaşırken dışarıda yanıp sönen bir şeyler dikkatini çekti,

Tam da aradığı şey olabilirdi bu,

Adeta yazmak için bir kıvılcım, bir işaret bekliyordu,

Camın önüne yanaşan genç yıldızların kendine göz kırptığına şahit oldu,

Evet evet yıldızlar adeta gence göz kırpıyordu,

Bir anda duraksadı genç ve düşüncelerini, kelimelerini daha fazla aklında tutamadı,

Oturdu masanın başına ve aldı kalemini eline,

Kelimeler adeta kalemden dökülüyorlardı kağıda,

Öyle içten öyle derinden geliyorlardı ki onları kağıda dökmemek imkansızdı,

Ve genç yazmanın büyüsüne bir kez daha kapılmıştı,

Yazdı,

Yazdı,

Yazdı…

Bahçedeki Salıncak

“Bu kentin her yanını unuttuk.”*

En son ne zaman hissettiniz kalbinizin attığını? En son ne zaman nabzınızın farkına vardınız?

Yaşamayı fazla abartıyoruz. Hayır, yanlış anlaşılmasın: Yaşamayı o kadar abartıyoruz ki, yaşadığımızı unutuyoruz. O kadar kapılıyoruz ki dünyaya ve saçma telaşına, kalbimizi duymuyoruz bile.

Stres.

2000lerle girdi hayatımıza. Ya da 2000lerde tavan yaptı, zirveye yükseldi, popüler oldu falan. Her gün yeni bir olayla çıkıyor karşımıza. Sürekli bir dikkat çekme çabası. Sürekli bir ‘Ben buradayım, bir yere gitmedim.’ler.

Farkındayız dostum. Damarlarımızda gezen ikinci illetsin. Ya da birincinin gayrimeşru çocuğu, bilemiyorum.

İllet dedim de, siz de sıkılmadınız mı artık bağzı şeylerden? Anarşinin böyle alenen kutsanması sizin de insanlığınızı acıtmıyor mu?

Neyse.

Tatilimin ilk yazısında yer vermek istediğim konu huzur olur, onu altüst edenler değil.

Heartfish_by_three_red_balloonsGüzel kitapların, güzel fimlerin; belki faydalı bir kursun olduğu bir tatil düşlüyorum. Ramazan’ı elimden geldiğince hissetmek istiyorum. Tadını sevemediğim yulaf ezmelerimi, final-özel sert kahvelerimi Denizli’de unutmuş olup, iyi ki de unutmuş olup,  annemin olağanüstü leziz yemekleriyle dolu buzdolabına serenat yaparken kilo almamak istiyorum.

Tatil gibi tatil istiyorum.

Tatil gibi tatil diliyorum.

Sevgiler.

*Edip CANSEVER, Ona Bir Kolye Vermiştim

Satın Alınan Kumbaradaki İroni

Şehirlere renk verecek olsam eğer,

İzmir gri olurdu.

Ama yine de penceremde kuşlar ötüyor sabahları. 

Ne mutlu bana ki bu defa yazıma uykudan yana şikayetlerle başlamadım. Şiircik yazdım. Devamında da yine bir parça ben: Yaz tatiline ertelenen planların akıbeti. Ve Snoopy!

Sene içinde, bu defa gerçekten çok yoğundum. Zaten hepiniz şahit olmak durumunda bırakıldınız önceki yazılarımla. Neyse. Yani, yaz için mutlu ve verimli olacağını hayal ettiğim planlar yapmam hoş karşılanabilirdi. Hele tatilden önceki son iki ay, ‘ömrümden ömür gitti’ sözünün gerçekte ne olduğunu, bu mahalde ‘ilmel yakin’den ‘aynel yakin’ e terfi edecek şekilde öğrendiğimden şüpheniz olmasın. Bu yüzden, yaz, beni bekleyen yoğun bir araştırma-üretme-hedeflerime ulaşma zamanıydı. Öyle hayal etmiştim. Sonra başladı tatil. Geldim İzmir’e. Ev ‘dandini’. Tadilat vardı ve ben yaklaşık bir ay boyunca çantalardan çıkamadım. Gerçek anlamda. Hiçbir eşyamı çıkaramadım yanımda getirdiğim çantalardan. Dolabım yok! Pencerelerde perde, yerde halı yok. Daha fazla anlatamaya dayanamayacağım, gerisini hayal gücünüzle doldurun.

Durum böyle olunca, erteleme davranışım devam etti. ‘Tadilat bitince başlarım’lar başladı. Ama tadilatlar bitmedi. Siz siz olun, evinizde tadilat Okumaya devam et

Editörden ;)

Ey hayat.

Ünlem koymayacağım, kendini bi’ halt zannetmeni istemem.

Ama ‘sıkı çalışma’larını takdir ettim. Uzatıp durduğun ekşi limonların, koleksiyonu yapılası.

Akıl öyle karmaşık ki, herhalde tam anlamıyla çözülmesi, kıyameti falan bulacak.

Bazen de çok gereksiz.

Yanlış mıyım, sonuçta gecelerce uyuyamadığımız o anlarda, sebebi deli gibi düşünmelerse ve düşünmeyi akıl sağlıyorsa şayet, bazen, tamam çoğu zaman, müdahale edebiliyor olmak istiyorum.

Bir düğme, bir tuş? Olmaz mı? Peki.

Ama düşünsene, çok canını sıktığında çıkarıp kafanın Okumaya devam et