Fark Etmez ki*

Screenshot_2014-12-01-00-41-57-1Binaların yüksek.

Kenarlarda yürüyorum, duvarlara yapışık. Hiçbir saniyem boşa gitmesin, tek isteğim bu. O uçağa adım atana kadar tenime işleteceğim seni sanki. Sanki ne kadar sık nefes alırsam, o kadar içimde kalacaksın. Sanki, sadece benim ol.

Cadden özgür. Cadden kayıp.

Sanki görünmezim selin ortasında. Sanki kanatlanıp uçsamla aynı düşüp bayılsam. Değerlendiriyorum. Bilinmemeyi, görülmemeyi, umursanmamayı; yalnızlığımı alıyorum baş ucuma. Gözlerimi ayırmıyorum üzerinden. Dalıp gitsem, sabahım daha yalnız. Gülüyorum. Öylesine değil. Öylesine mutlu.

Denizin bir tutam.

Ama sanki hepimize yetiyorsun. Sanki daha bir bu kadar olsak, yine bitmezsin. Heybetin kelimelere üstten bakıyor, ben aciz. En uçsuz, en sefil süründürüldüğüm aşk bu oldu. Bir de övünürdüm. Tadını bilmem.

Sen ki şehr-i ölümsüz;

Kaldırımlara çarpıyorsun bedenimi, yine de dönüyorum.

*Ara sıra dinlenmesi gereken şarkılar vol.1

Müptela

gnfgnf

Yazmak için çabaları boşunaydı genç adamın,

Düşünüyordu saatlerdir,

Ancak aklındaki binlerce kelime kağıdın üzerinde düzenli bir şekilde dizilmiyorlardı,

Hem bu çaba yersiz değil miydi?

O binlerce kelime bir ahenk içinde kendiliğinden dizilmeliydiler öncelikle,

Daha sonra genç adama sadece dizilen o kelimeleri kağıda dökme işi kalmalıydı,

Evet onca yazma çabasının içinde kelimelere telkinler vermenin yanlış olduğunu anladı genç,

Ama yinede yazmalıydı genç,

Çünkü bir abisinin de dediği gibi yazmazsa delireceğini düşünüyordu,

Odanın içerisinde bir o yana bir bu yana gezerken aklında yalnızca bu düşünce vardı,

Yazmalıydı, yazmalıydı çünkü kafasının içindeki onca düşünce artık özgür kalmalıydı,

Çok zor olmamalıydı aslında,

Genç her zaman yazar yazar yazardı,

Yalnızca bir yerden başlamalıydı,

Ama zaten sorun da o değimliydi, o kadar düşünce arasından birini cımbızlamak,

Genç odanın içinde dolaşırken dışarıda yanıp sönen bir şeyler dikkatini çekti,

Tam da aradığı şey olabilirdi bu,

Adeta yazmak için bir kıvılcım, bir işaret bekliyordu,

Camın önüne yanaşan genç yıldızların kendine göz kırptığına şahit oldu,

Evet evet yıldızlar adeta gence göz kırpıyordu,

Bir anda duraksadı genç ve düşüncelerini, kelimelerini daha fazla aklında tutamadı,

Oturdu masanın başına ve aldı kalemini eline,

Kelimeler adeta kalemden dökülüyorlardı kağıda,

Öyle içten öyle derinden geliyorlardı ki onları kağıda dökmemek imkansızdı,

Ve genç yazmanın büyüsüne bir kez daha kapılmıştı,

Yazdı,

Yazdı,

Yazdı…

Çığrışım

yağmur_ve_bisikletDurgun bir geceydi. Gökyüzü alabildiğine karanlık ve alabildiğine ışıl ışıldı. Bulutlar belli ki balayındaydı. Huzurun en derin, en kuytu noktasındaydık… diye devam eden cümleler yazıp, güzel beyinlerinizi sinsice uyuşturmak isterdim ama bu etik olmazdı. Hem ben çağlayarak akıyorsam, kimseyi mışıl mışıl uyutmam.

Durgun bir geceydi… diye konuşuyor olsaydım bir kere, kandırıyor olurdum sizi bariz ama onu da yapmam mesela. Hem, bir gece, nasıl durgun olabilir? İçimizde yerine göre havai fişekler, yerine göre atom bombaları patlamıyorsa, o gece nasıl gecedir? Başını yastığa koyar koymaz uyumak mümkün müdür hâlâ? Mesela biz yatmadan önce neden beddua değil dua ederiz? Ya da bütün Ayseller emekli mi oldu?

Benim bir ütopyam olsaydı, hepinizin malumu, içinde duraklar olurdu. Göğe bakmak için. Ben korneada mavi halka oluşturan şeffaf lensleri yaratmazdım ve turkuaz kazakları. Yasaklamazdım çünkü yasaklar çekici, kurallar çiğnenmek için ve Ali ata bak.

Şimdi biz dünyanın her yerinde aynı anda kollarımızı çırpsak, fırtına hasetinden çatlar mı? Baktığım şu yıldız bile benimle kafa buluyorken sana nasıl güvenebilirim? Aşk acılarımızın sebebi Büyük Patlama mı? Peki tebdil-i mekânda ferahlık var mı? Nasıl peki, güzel mi? O da beni seviyor mu?

Ben Gümüşdil olmak ister miydim? Hayır. Peki sen? İstemelisin çünkü biri olmalı. Birinin o masalı okuması lazım. Okuyup bizi o masala geri sokması lazım. Yoksa kalbimiz kırık.

Bazen mizanda iyilikler ve kötülükler değil de; soru işaretleri ve cevaplar tartılacakmış sanıyorum. En az cevabı bulana acıyacaklar, sen fasulyedensin, diyecekler, alıverecekler cennete. Hayal işte!

Ne öğrensem, aslında hiçbir şey bilmediğimi fark eder oldum. Hayat temelde koca bir ironi parçası değil de, ne?

‘Ugh, comfortable shoes?’

???????????????????????????????Kendimden çok uzaklaştığımı, bunun anlık gelişen bir şeyden öte hayatımın içinde çözünmüş bir zehir olduğunu ve ara ara bunu fark ediyor olmama güvenmeyip, iş işten geçmeden gereken önlemleri almam gerektiğini, böyle uzun cümlelerin sağlığa zarar verdiğini derinden hissediyorum.

Bildiklerimi, gördüklerimi, okuduklarımı, dinlediklerimi kim, nereye sakladı??

Bazen on yıl sonrasını düşünüp, kendimi nerede gördüğümü sorguluyorum. Her zaman olmasa da, bu aralar gözüme şu sahne geliyor: Sevdiğim o mekanda, ılık bir akşamda, en güzel masada yalnız oturmuş, kafa dinliyorum. Bu yazıyı yazarken aynı sorgulamayı yeniden yaptığımda değişen ayrıntılar oldu. Hepsini değil ama birini, en önemlisini paylaşacağım: İstanbul’dayım.

Bu değişikliğin sebebi; her ne kadar çoğu zaman “Bu şehir sakin; bu şehir sessiz, temiz; her şey elimin altında; hem mezun olana kadar herkes de tanımış olacak beni…” diye artılar listesi çıkarsam da Denizli hakkında; içimdeki metropolden vazgeçemeyişimdir. Günümün hızının, kafamın hızına yetişebileceği ve hatta onu solda sıfır bırakacağı o şehre mecburum ben ve ona aşığım ben. Abartısız.

Daha geçen hafta arkadaşlarla konuştuk aynısını. Şöyle bir şeyler dedim: Öğlen bir saatlik boşluğumda alelacele kız arkadaşlarımla buluşup, yemek aramı sanki muhabbet içinmişçesine sömürüp, yemeği kahkaha aralarına sıkıştırıp; sonra yine en acelesinden işe dönmek istiyorum. 5’e kadar vızır vızır çalışıp; sonrasında o ceketi alıp bina kapısından çıktığım anda ise kapının önünde durup, gözlerimi kapatıp, derin bir nefes alıp; bütün günü, kendisini yaşamak için çalışarak geçirdiğim o hayatı yaşamaya gitmek istiyorum.

Hem, will you still love me when I’m no longer young and beautiful?*

*Bir sonraki yazının sözünü kestik o zaman. Gatsby’yi hangi yayın evinden okusam? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Mutlu bayramlar! 😉

Mail: betulun91@hotmail.com

Twitter: @unbetul