Merdiven Boşluğu 5

“İnsan; hırsla bezenmiş. Yalnız öyle kuru kuruya, laf olsun diye değil. Hırsla karılmış harcı, hırsıyla örülmüş kendini çevreleyen duvarı. -Yapma, başımıza ne geldiyse bu beylik laflar yüzünden geldi. -Yok yok, bu öylesine söylenmiş bir şey değil, dinle sen. -E buyur o zaman. -Öyle bir duvar ki bu; içine hapsettiği kişinin bütün güzelliğini gölgeliyor, alıp götürüyor. Yerden göğe kadar uzanan bu duvarın arkasında küçücük kalıyor insan. Hiç olmaması ayrı dert, gereğinden fazla olması daha da büyük bir dert. Yaşama hırsı olur, para hırsı olur, meslek hırsı olur; bir bağlanma güdüsüne, bir bağlılık ihtiyacına karşı oluşturdukları olur, ki buna daha bir aşkla bağlanır, hırsıyla yaşıyor insan. Kendisi de farkında bu durumun; hırsının büyüklüğü nispetinde kendisini nasıl da küçülttüğünü fark ediyor. -Bunun için önlem almıyor mu peki? -Almaz mı, türlü oyunlarla bunu saklamayı amaç ediniyor ve beceriyor çoğu kez, saklıyor. Öyle güzel oynuyor ki rolünü; bazen bunu fark etmek neredeyse imkânsız bir hale geliyor. Neyse ki Aslı için böyle olmadı.” Kordonda yan yana dizilmiş banklardan birine oturmuş, ayaklarını ileri, denize doğru uzatmış, önünde uçuşan martıları seyrediyordu. Elindeki simitten bir parça koparıp ayaklarının dibine doğru attı. Birkaç martı hemen yere konup kaptı bu parçaları. “İnsana alışmışlar. Hâlbuki düne kadar buralarda avcılar vardı. Belki martıyı vuran olmazdı ama kuş kuştur, diğerlerini vuran da insan değil miydi? Neyse ki avcılık artık yasak ve martılar böyle bir vicdan muhasebesine girmiyorlar.” Bir parça daha koparıp yere attı. “Demek ki kin tutmak insana mahsus. Bireysel bir kinden Okumaya devam et

Merdiven Boşluğu 4

Geç kaldım bugün, acele etmeliyim. Televizyonun fişini çektim. Fırın tamam. Anahtar cebimde. Çantamı aldım. Cüzdan. Telefon. Ceplerini yoklayarak çıktı kapıdan. Ayakkabılarını giydi, kapıyı kendine doğru çekerek kapattı. Cebindeki anahtarı çıkarıp iki kez kilitledi. Sabah erken uyanmam gerekiyordu. Saat de çaldı, duydum. Kapatıp tekrar uyudum. Alarmın sesini değiştirme vaktim geldi, bağışıklık sağladım, fark etmeden kapatıyorum. Merdivenleri hızlı hızlı iniyordu. İkişer ikişer inersem dengem bozulur. Denedim daha önce, daha hızlı inilmiyor. En hızlısı bu şekilde teker teker inmek. Şu hızımla bir de düşersem… -Selim! Eyvah. Aslı bugün konuşmasak, çok acelem var desem? Alınır, bir hafta konuşmaz sonra. Bir seferinde dinlememişim, öylesine bir cevapla geçiştirmişim, kaç gün küs gezdi. -Günaydın Aslı. Konuşursa da susmaz şimdi. Huyu kurusun, iyi, hoş konuşuyor ama zamanlamayı pek tutturamıyor. -Günaydın. Nasılsın? Ah, geç bunları Aslı, saat sabahın sekizi, iyiyim işte, gece görüştük daha, yine nasılsın demiştin, ondan önceki sabah da iyiyim demiştim, ondan önceki gün yine sormuştun, her zaman iyiyim demiştim, kötüyken de iyiyim demiştim. Ne zaman kötüyüm dedim ki? Niye hep böyle başlıyoruz ki? -İyiyim Aslı, sen nasılsın? -İyiyim ben de, bak ne anlatacağım sana. Oyh, acelem olduğu anlaşılmıyor sanırım. Saçlarımı yıkamadım mesela, dağınık. Kravatımı takmadım henüz, çantamda. Çantamda mı? Koydum mu ki? Unuttum. Hızlı da inmiştim, oradan bari anlamalıydı. Kravatı almak gerek. Geri dönmem lazım daha. Hadi Aslı. -Ne oldu, kötü bir şey yok değil mi? -Yok yok. Çok küçük bir şey. Dün gece önümde yine onlarca dosya var. Saat on iki gibi. Okunan ve okunması gereken onlarcası masanın etrafına dağılmış, oda dağılmış, kafam dağılmış, bin parça. O an bir müzik dinleme isteği geliyor içimden. Ama ne istek. Bunalan aklıma sığınak. Esrar müdaviminin yoksunluk Okumaya devam et

Muamma – (Habersiz)

Habersiz

“Geçtik oturduk yine denize en yakın taburelere. Hüsnü Abi’yle zaman geçirmek iyiydi. Dedim ya, ilgimi çekmese de konuştuğu şeyler, kafamı dağıtmama yarıyordu. Eve gitmekten kaçmak için de iyi bir bahaneydi. Onun yanında olduğum sürece, başımın etini yiyen olmazdı. Merak et-miş gibi yapan olmazdı. ‘İşin gücün aylaklık. Bu okuldan da atılırsan bozuşuruz.’ diyen babam, söz konusu Hüsnü Abi olunca o kadar da sert çıkmıyordu. Bazen merak ediyordum bizimkilerin gözünde onu neyin farklı kıldığını.

Neyse. Düşünmelere ara versem iyi olacak. Köfteler de geldi zaten.”

Ahmet birkaç saat daha eve gitmeyecek olmanın keyfini sürerken, evde önemli konular konuşuluyordu:

-Bu sıralar Hüsnü’yle biraz fazla zaman geçirmiyor mu sence de? Korkuyorum Hulusi. Gerçeği öğrenip bize set çekmesinden çok korkuyorum.

-Olmaz bir şey merak etme. Unuttun mu, Hüsnü’yle bir anlaşmamız var. Ağzını açamaz.

-Haklısın, biliyorum ama elimde değil. Bunca yıl sonra gerçek ailesi olmadığımızı öğrense neler olur bir düşünsene. Onu asla geri kazanamayız. Ben Ahmet’im olmadan n’aparım? Allah’tan Hüsnü’ye değil de annesine benziyor.