Zaman, Ruh ve Beden

bigstockphoto_turn_back_time_10456Hayat yüceleşiyor her geçen dakika insanın zihninde, fikrinde ve dilinde. Yaşamak tarifi mümkün olmayan saadet. Ve yalnızca yaşamak uğruna tükeniyor insanlar, tıpkı yanan bir mum gibi. Alevi sönünce bir karanlık kalıyor saadetten geriye…

Hep yaşamak için uğraşıyoruz. Hep bir sonraki anı yakalamak için. Gelecekler için şimdiyi feda ederken yaşadık zannediyoruz istikbalin eşiğinde. Çoktan geçip gitmiş mazi ve henüz gelmemiş zamanların arasında sıkışıp kalıyor bedenimiz. Beden diyorum, çünkü zaman yalnız fiziki şartlarda gösteriyor kendini. Somut olan her şeyi kölesi yapıyor; beden onun arkasından koşarken yıpranıp gücünü, takatini yitiriyor. Ancak ruh girmiyor zamanın buyruğu altına. O’nun için geçmişinde geleceğinde kapıları açık. Ve her yerde soluk alıp yaşatabiliyor kendini. Ama yetmiyor ruhun özgürlüğü insanın yaşamak dediği şeye. Bedene kavuşturamayınca ruhun hürriyetini, bir mahkum oluyor dünya üzerinde. Zamanın, saatlerin ve dakikaların mahkumu. Yazık ki; yalnız O’nu tüketmek için çalışıyor zaman bekçileri gibi dönen saat ibreleri…

Ve farkında değil kimse hapsolduğu karanlığın. Dünle yarın arası kadar kısa zindanda geçen bir ömür. Çaresiz bir kuytuda bekliyor dizginlediği ruhu. Her şey maddeden ibaret şimdi. Geleceğe çalışan eller ayaklar, hemen şuracıktaki geleceğe, sonsuzluktan habersiz. Bilinmez bir sona götürürken onları çok sevdikleri dünyaları; bu çaba, bu hırs biraz daha ayakta kalmak için. Havasına doyamadıkları yeryüzünden bir nefes daha almak için. Bugün de yaşadım, diyebilmek için her şey; yaşamanın da bir gün biteceğini düşünmeden.

Uğruna yaşadığımız hayatın ve onu tüketen zamanın kölesi olmak yerine; kendimizi köle edecek başka değerlerin çok daha büyük efendileri var. Bizi tutsaklıktan kurtarıp ebedi sultanlığa terfi ettirecek nice yollar beklemekte yürümek için. Zamanın bedeni sınırlayamadığı; ruhun cana nefes olduğu, yaşamanın manaya kavuştuğu yerler var dünya üzerinde insan için. Öyle keşfedilmemiş kıtalar, aşılmamış denizardlarında da değil. Bazen bir yürekte, bazen bir niyette, bazen içten bir nidada ve bazen de bir yalvarışta. Ruhların özgürleştiği, zindanların karanlıktan aydınlığa erdiği herhangi bir yer dünyanın en güzel yeri. Belki tam da üzerinde durduğun yer; bir toprak parçası olmaktan ziyade hükümranlığını süreceğin güzel memleketin eşiği…

görsel : pbailetisim.blogspot.com

Başlıksız

yalnizlik_ve_huzunVee zaman mekana sığmıyor şimdi. Dar geliyor saatler. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hiç olmadığı kadar dağınık. Alabildiğine hoyratça esen rüzgar, günlerimi çalıyor takvimden. Havada uçuşan yapraklara bakınca somutlaşıyor geçmiş kavramı. Tutmak istiyorum bir kaçını, hani elimde olurlarsa yeniden yaşarmışım o günleri gibi. Ancak rüzgar da değil bu bir fırtına sanki; götürdüğünü yakalayabilene aşk olsun…

Yalnız zaman yıkılmıyor bugün kentlerde; sokak lambaları, kaldırımlar ve adımlarım yerle bir oluyor. Yağmur düşüyor pencereme ve ağlıyor şehir. Hazan mevsiminde hüzün bulutu gökyüzünde. Bir damla bile yere düşmek için kendini tamamlamayı bekliyor, hüznü tamamlamayı… Sonra sağanak sağanak keder yağıyor gökyüzünden. Toprak üşüyor, topraktan çıkan çiçek titiriyor. Güneşi beklerken ufukta, bir şimşek daha çakıyor ve ardından gök gürültüsü, gelecek yeni fırtınanın habercisi…

Toprak soğuk şimdi, ayaklarım yalın ve adımlarım boşlukta. Sessiz bir ırmak; derinlerde çağlayan, zaman zaman dayanamayıp gözlerimden birkaç damla süzülen. Pınarlarıma varanların su aradığı, pek azına nasip olan kaynaklarım. Yalnız yüzünü yıka bir avuç suyla, çünkü ben orada bıraktım anıları. Belki dökülürler bir bir ve layık olanda kalır zaman kırıntılarım.

Sessizlik… Kendi sessizliğimin haykırışıyla çınlıyor kulağım. Çığlıklar şuracıkta ama duymak istemiyor kulaklarım. Biraz daha sükut istediğim, sakinlik ve yorumsuz bir dünya. Sözler ucu ateşli ok gibi; acıtmakla kalmıyor, yakıyor değdiği yeri. Yay bile ağlıyor fırlatırken, hedef desen onun hali nicedir. Bir ok kalıyor dimdik ileri, o da kendini yakıyor bitince işi. Yani vuran yaralı, vurulan yaralı şimdi…

görsel : atalaygeleri.blogcu.com