Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

İnsan kendisi giden olunca dönüp arkasına bakmaz ya, tam da öyle bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kalan olmamak için vaktinden önce gidenler var. Hakikaten var. Bu davranış biçimini nasıl tanımlarım bilemiyorum. Bir çeşit paranoya mı demeli? Geride kalma korkusuna feda edilmiş bir çeşit her şey yolundalık mı? Her şey yolundayken nasıl ipin üstünde yürür gibi dikkatlisindir, narin ve korkak adımlarsın ya her an bir şeylerin bozulmasından … Okumaya devam et Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

Canı Sıkkın

“Amaan, olduğu kadar be!” dedim. Üstüne yarı histerik bir kıkırdama bıraktım. Paçalarımı uçuştura uçuştura çıktım. Sıcak bir haziran günüydü, içimde iri bir parça canından bezmişlik, iki çorba kaşığı sıkışmışlık, bir tutam kendi suçunu da bilme, tadını verecek kadar alınmışlık vardı. Hepsi birlikte üstlerini geçecek kadar huzursuzluğun içinde kaynıyordu. Bitmeye yanaşan şeyleri nasıl uğurlarsınız? Ben duygulu da biriyimdir aslında, ama, ne bileyim. Öyle içimde bir kayıtsızlık … Okumaya devam et Canı Sıkkın

Kestiğimiz Ahkamlar

Oturdum bin ahkam kestim. Çünkü yazar olmak bunu gerektirir. Yazar olmaya çalışmak da yazarlara öykünmeyi. Dolayısıyla yazar olmaya çalışan bir yazma meraklısı olarak yazarmış gibi davranmamı izah etmekte zorlanmam. Neyse. Ne diyordum. Yazarlar, evet, sürekli ahkam kesiyorlar. Son zamanlar okuduğum kitaplardan anladığım bu. Süreç şöyle işliyor: Bir konu bul, ortaya bir iddia at, çerçevesini oluştur. Üzerine birkaç cümle kurarak yapabilirsin bunu. Aman dikkat cümlelerin “kesin … Okumaya devam et Kestiğimiz Ahkamlar

Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Some days are like the coffee you keep drinking despite the bad taste. Some days are like flowers that you see blooming…And, always remember: you will have lousy coffee and blooming flowers. We call it LIFE. As said, life is a roller coaster. It does not have any routine. There are always a lot of lows and highs. When you take the ride on a … Okumaya devam et Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Kırgınlıklar

Arşivim yarım yamalak yazılarla dolu. Hisler düşüncelere dökülürken biraz cimri mi davranıyor kelimeler? Belki de. En çok neyi yazamamışım biliyor musunuz? Kırgınlıklarımı. Bazen güne, göğe, bazen insanlara, dostlara. Hep bir parçam kırılmış, ufalmışım. Kırılmanın sürecini iyi öğrendim. Mesele önce kırıldığım yerden kesiyorum sağı solu. Neye dokunsam yaralar açıyorum dört bir yanımda. En başta da kendimde. Sonra yavaş yavaş keskin yerlerim törpüleniyor. Oval bir biçim alıyor. … Okumaya devam et Kırgınlıklar

Kopup Gidişler

Bahar depresyonu dediler ama değil. Başka bir şey içimdeki. Kopan fırtınaların sesini kimse duymuyor. Kalbimden dökülen parçaları kimse görmüyor. İçimdeki yangın sönmek bilmiyor. Arkana bakmadan gitmek istemenin ne demek olduğunu şimdi anladım. Yağan yağmurlar anlamlandı gözümde. İçimdeki frekansla yağmurun frekansı tutunca nasıl hissedildiğini anladım. Ama bir yandan da her şeyin bir anda hiç olabileceğini fark ettim. Uçlarda yaşıyorum. Bir hüznün, bir kaybedişin en ucundayım. Evet … Okumaya devam et Kopup Gidişler

Her Şeyi Gördüm

Bugün oğlumla çeyiz ‘kutularımı’ karıştırdık. Çeyiz sandığım yok. Bakma, çeyizimin olması mucize. Anlatacağım. Şu an oturduğumuz eve taşınınca 3-5 kutu aldım dolapların içlerini organize edeyim diye. İçleri temel olarak danteller, işlemeli seccadeler, kurdeleli havlular ve bilumum çeyiz ıvır zıvırı. Zaman ilerledikçe, önceden hafife aldığım, dalga geçtiğim bu eşyalar gözümde değer kazanıyor. Hiç kullanılmayacak şeylere bu kadar zaman ve emek verilmesi saçma, diye düşünürdüm, çünkü bunları … Okumaya devam et Her Şeyi Gördüm

Beklemek Üzerine Kısa Bir Demeç

Selam sevgili okur, Bu yazıya başlıkla başladım. Çünkü konudan sapmadan direkt anlatmak istiyorum meramımı. Başlıkla kendimi sınırlandırdığımı düşünüyorum. Neyse. Hayatınız bir şeyleri bekleyerek geçiyormuş gibi mi geliyor? Bir zamanın gelmesini veya bir zamanın geçmesini, bir şeylerin çözüme kavuşmasını, yoluna girmesini… Kısacası hayatımızda yenilik doğuran bir hadise yaşanmasını bekliyoruz. Çoğunlukla da bunun kendi kendine olmasını, ama şu an konumuz bu da değil. Hepimiz az buçuk böyleyiz … Okumaya devam et Beklemek Üzerine Kısa Bir Demeç

Dizilerden Bize Uzanan Bir Düşünce

Psikolojinin/psikiyatrinin ön planda olduğu dizilerin rövanşta olduğu son 2-3 yıl geçirdik. Özellikle ülkemizde Gülseren Budayıcıoğlu adında bir psikiyatrın olduğundan ülkecek haberdarız artık. Tabi psikoloji deyince de dram üzerine kurulu senaryolar aldı başını gitti. Aslında bakarsanız bir miktar bıktırdı da bu tarz çalışmalar. Zira her zapladığımızda karşımıza bir travma çıkıyor. Bir açıdan olumlu yönleri de var bu derece içimize odaklanıp çözmeye çalışan dizi seçeneğimizin olmasının. Mesela … Okumaya devam et Dizilerden Bize Uzanan Bir Düşünce

Ellerimiz boş kaldı be çocuklar

Apartmanlar arasına dolan sisi elleriyle tutmaya çalışan bir çocuk düşün. Boşluğa uzandığında, elleri boş kaldı diye nasıl canı sıkılırsa, belki de zaten canı sıkkın olduğundan sisi tutmaya çalışmışsa. Ne bileyim, tableti bozulmuşsa mesela, internet bağlantısı kopmuşsa, elektrikler kesilmişse olmadık zamanda. Çünkü çocuk olmak bu devirde… Günümüz çocukları elektronik oyalanma metotlarıyla meşgulken ellerimizi uzattığımız boşlukların hiçbir anlamı kalmıyor. Okumaya devam et Ellerimiz boş kaldı be çocuklar

Nasıl Yani?

Susuyorum. İçimdeki en derin hücrelerime kadar bu suskunluğum. Konuşamıyorum, konuşursam nefes alamıyorum ve boğuluyorum, sesim çıkmaya çalışıyor boğuk boğuk, hava çok soğuk. Ben bu soğukların insanı değilim; ben sıcak iklimleri severim, orada yeşillenirim, sürgün veririm. Maviyedir benim sevdam, tutkum. Tutulur nutkum… Konuşamam, konuşacak bir şey yok, yokluk dışında tabîi. Nefes alış verişlerim düzensizleşiyor, Allah’ım neler oluyor, başım dönüyor? Soğuk soğuk terliyorum ve vücudumu bir panik … Okumaya devam et Nasıl Yani?

Vedasız Bitişler

Kimileri sever vedayı, kimileri hiç istemez veda etmeyi. Vedalar hüzünlüdür evet ama bazen olması gerekendir. Bittiğini o zaman anlarsın. En azından yaşananlara bir saygıdır benim gözümde. İyi veya kötü ne yaşandıysa hepsine eyvallah demektir. Vedasız biten ilişkiler bana hep yarım kalmışlık hissi verir. Bir anneye, babaya, sevgiliye, arkadaşına veda etmeyip, sanki o hayatına hiç girmemiş gibi devam etmeye başladığında insanın içinde bir şeyler oturur. Nedir … Okumaya devam et Vedasız Bitişler

Yeni Başlayanlar İçin Aktif Trafik Rehberi

Merhaba sevgili okur (ya da sürücü mü demeliyim), öncelikle trafiğe yeni başladım sayılmaz, geçenlerde ehliyetimin 11. yaş gününü kutladık. Ancak tabii ki her Türk gibi ehliyeti alıp bir süre cüzdan istirahatine çektim. Aktif olarak asfalt dünyasına girmesi yaklaşık 6 yılı devirdi. Düşündüm de aslında yeni de başlamış sayılabilirmişim. Neyse. Konumuz bu değil. Bu yazıyı aktif trafik dünyasında paparazzilere poz verirken, tuvalette makyajımı tazeleyip suratıma sahte … Okumaya devam et Yeni Başlayanlar İçin Aktif Trafik Rehberi

Hayat Müzikali

Hayatımız, müziğin ve müziği oluşturan ögelerin yansıması aslında; bazen seviniyor bazen üzülüyoruz. Bu iniş çıkışlar, hüzünler sevinçler; kısacası zıtlıklar hayatın tadı tuzu. Yaşamımızdaki kişiler nota, biz ise sol anahtarıyız. Nota çizgileri önemsediklerimiz; yani doğrularımız, yanlışlarımız diyelim. Eser, diğer bir bakış açısıyla hayat; sol anahtarıyla yani bizimle başlıyor, zamanla notalar, çizgileri olan yerlere yani önem verdiğimiz bölümlere yerleşip eserdeki nota değerlerine, diğer türlü de yaşamımızdaki yerlerine … Okumaya devam et Hayat Müzikali

İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

27 yıldır dünyadayım. Bir 27 yıl daha geçse yine idrak edemediğim yahut ancak idrak ettiğim birçok şey olacak, biliyorum. Yeni yeni idrak ettiğim çok şey var. Keşfettiğim demiyorum, çünkü ben kelimenin tam anlamıyla idrak ettiğimi hissediyorum. Yeni bir yaş alıyorum bugünlerde. Evet evet alıyorum, böyle demek hoşuma gidiyor. Bu yeni yaş bana daha derin düşünceler veriyor. Bilmediğim duygularla tanışıyorum ve şaşırıyorum; insan için yeni şeyler … Okumaya devam et İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

Eylül Mutlusu

Serin bir rüzgâr önce ayaklarıma sonra omzuma değiyor, yavaşça dönüp nevresim için yanımda uyuyan sıcaklıkla itişmeye başlıyorum. Nevresimin bir ucunu kurtardım mı tamam, sokulup ısınabilirim. Ancak uyku bünyemden bir kez ayrılınca rahat duramıyorum. Azıcık ısınıp usulca yataktan süzülüyorum. Çekmecemden komik renkli bir çorap bulayım, şu hırkayı da omzuma takayım, artık hazırım! Mırıl mırıl ayağıma takılan Viz’i yakalayıp zorla burnundan öpüyorum ve aheste revan mutfağa varıyorum. … Okumaya devam et Eylül Mutlusu

Son Birkaç Haftadır

Son birkaç haftaya kadar hep bildiğim tatlarda yaşamışım hayatı. Her şeyi kategorize etmeyi sevdiğimden hisleri de renklere ayırmışım sanki, huzurun rengi, neşenin, dinamizmin, hatta biliyor musunuz acının bile… Biri çıkıp da “Her şeyi renklere ayırıp uygun renkleri bir arada tutarak yaşanacağını sanıyorsan yanılıyorsun.” dememiş. Esasen gardıroba tişörtlerimizi kategorilemeye de benzemiyor. Bunca acı yaşadığımda öğrendiğim çok şey oldu elbet ama şu an bahsini açacağım, her acının bambaşka … Okumaya devam et Son Birkaç Haftadır

Hayal kırıklıklarımın suyu çıktı. Birleşip kazan kaldırmaya falan başladılar. Yakında saltanatım son bulabilir, sürülebilirim diyarımdan. Bir kere de eski günleri özlemesek, diyorum. Hoş, var özlemediğim bazıları da. Ama hiçbir şey iyiye gitmiyor. İnsana en çok, güvenip kendini açtığı kişinin hayal ürünü olması koyuyor. Kendini tamamen bırakabileceğin insan bir ütopya. Öyle biri yok. Artık her yol tek bir yere çıkıyor ve o yeri sevmiyorum. Suçu birilerine … Okumaya devam et

Şehir

Betonarme, keşmekeş şehir fotoğraflarının sunduklarını tercih ediyorum. Kimsenin olmadığı ıssız doğa fotoğraflarında, yaşamın her anını kaplayan dinamizmi, heyecanı bulamıyorum. İçinde insanın olmadığı yer cazip gelmiyor. Nerede insanlar var, vızır vızır kalabalık, trafik gürültüsü, gün koşturmacası var; orası heyecan verici, orası yakın. Orası neşeli, orası tercih edilir… Ve yine orası acılı, sancılı ve daha çetrefilli. Kendimi kalabalığın içinde dinleyebiliyorum en çok. Başka başka insanların, başka başka … Okumaya devam et Şehir