Seni Beklerken

Ne kadar tükenmiş hikaye varsa aklımda, o kadar satır başı var bu kağıtta. Güzel gülüşünden mi hikaye kopmalı yoksa tutkulu sevemeyişinden mi?
Uzun soluklu filmlerin duygusal sahnelerinden tut da, yüksek sesle dinlenen müziklerin en acı tonlarına kadar sevdim seni. Anladım ki filmlerde, şarkılarda noktanın bile bitiremediği cümlelerde sevmek değil sevilmek önemli.

Ben Gidip Biraz Asfalt Üzerinde Uyuyacağım

Keyfe kafi suretler benimsedik. Durumu kanıksamakta gecikmedin ya da durumlar varlığınla yokluğun arasında mekik dokuyuşumda toplandı kaldı. Bilemiyorum. Şartellerim atarsa sebebi Tedaş’ta arasan diye kendimi ayakta tutuyorum. Bir yerden sonra ayaklarım da uyuşuyor. Pozisyon güncellemem falan lazım geliyor. Neyse ki bu işlerde iyiyim. İçim kıpır kıpır yerimde duramıyorum. Çocukken hiç anlamamışlardı bu hallerimi de kurt mu var içinde, diye paylarlardı beni her fırsatta. Azıcık sabit durmalıymışım. Kafam karıştı. Uzun zamandır yazmamışım. Belki de saçmalamayı özlemişim. Fazlaca hoşuma gidiyor bir dinleyen olacağını varsayarak yazmak. Nasılsa tek bilinmek isteyen Yaratıcı değil, insan bile bilinmek istemiyor mu?

Günleri suretlerimizin arka planında geçiriyorum. Bıraktım ki geçsinler. Film sahnelerini andırıyor. Ama o film senaryolarına hiç benzemiyor. Zaten oyunculuk da iyi değil. Ortaya ucuz bir film çıkıyor, Harun Tekin’in sesinden; başından sonu belli. Bazı bazı dinlerdik.

Halimi arz ettim. Bana yatacak yer kalmadı. Belki de çok can yakıyorum. Ve çok canımı sıkıyorum. Sonra döngüyü başa sarıyorum. Yaşadığım basit bir tekerrürden ibaret.

Gözlerim kamaşıyor. Sanki dünyadaki tüm uykular silinmiş ve böcekler ışığa gelmiş. Sanırım bu çağın sorununu tespit ettim az önce.

Suçun tamamını üstleneceğim. Tedaş’ın günah keçisi olmasına gönlüm dayanmaz.

En Sevdiğim Şeyler

Bu dünyadan geçerken, her insan gibi kendimce yaşarken beni mutluluktan havalara uçurmasa da gülümsetecek şeyleri not alayım, diye düşündüm geçen günlerde. Yazdıkça o anları yaşıyor gibi hissettim. Okudukça yeniden mutlu oldum. Eklenecek bir sürü şey var hala fakat şimdilik bu kadarı toparlandı. Acaba senin küçük mutlu anıların nerelerde saklı? Bir beyin fırtınasına ne dersin? Hadi, erteleme ve bu güzel ilkbahar günün daha güneşli, daha sevimli olsun.

İşte benim minik mutluluklarım;

*Sabahları pencereleri açıp odama dolan temiz havayı koklamak

*Uyandığımda kendisini şapka zanneden kedim Ihlamur’u kafama dolanmış bir vaziyette bulmak

*İçinde ne olduğunu bilsem dahi kargo paketlerini açmak

*Sevdiğim insanlara bir şeyler hediye ettiğimde yüzlerindeki mutluluğu seyretmek

*Turuncu stateskopum

*Renkli küpelerim

*Eve geldiğimde Okumaya devam et

Görünmezlik Pelerini vs. Mesafeler

Vintage-Letters“Dear Friend, I like to start my notes to you as if we’re already in the middle of a conversation. I pretend that we’re the oldest and dearest friends, as opposed to what we actually are, people who don’t know each other’s names… and met in a chat room where we both claimed we’d never been before. What will NY152 say today, I wonder. I turn on my computer, I wait impatiently as it connects, I go online, and my breath catches in my chest until I hear three little words: ‘You’ve got mail.’ I hear nothing, not even a sound on the streets of New York, just the beat of my own heart. I have mail. From you.”*

Şimdi girdim eve. Sabah nasıl bırakıp çıktığımı unutmuşum. Bu aralar hep bir acele etmeler… Yapacak o kadar çok işim de yok, yani bazen düşünüyorum, çok bir şey halletmemişim bu telaşlarda ama nedense hiçbir yere, hiç kimseye yetişemiyorum.

Neyse, deyip balkona çıktım. Amacım evi bari biraz havalandırmakmış gibi davranıyorum ama bana lazım hava. Bu zamanların hafif akşam esintilerini öyle seviyorum ki. Üşütmeyen ama sıcak bir şey içesinin geldiği ya da omzuna annenin ördüğü şalı atıp tolere edebildiğin, belki hiçbir şey yapmayıp öylece durup biraz üşüyerek hala canlı olduğunu hissetmeye çalıştığın…

Biliyorsun, elinde kırmızı balon tutan o çocuğu her görüşümüzde kalbimiz ısınacak. Dikenlerin arasında bulduğumuz uğur böceklerinin nesli tükenmeyecek. O dikenler ne zaman batsa bir yerimize, ufacık kanayacak ama geçecek. Bazen başkalarının uçurduğu uçurtmaları arabanın camından izlemek zorunda kalacağız. Bir gün gerçekten balık tutmayı başaracağız. Onu da suya geri bırakacağız. Bazen bir şarkıyı bir türlü sevemeyeceğiz diğerini sevmekten asla vazgeçemezken. İstesek de istemesek de kendimizinkiler gibi ebeveynler olacağız ama yine de onlara kızmaya devam edeceğiz. En çok da onlara benzediğimiz için. Bazı insanlar Beatles’ı Okumaya devam et