Sabah Kuşağı Haberleri

Günaydın haberlerini hiç izlemem, siz de izlemeyin. İnsanın gününü bu kadar karartan başka bir yayın kuşağı var mıdır bilmem! Dünden kalma (bayat diyeceğim ayıplamayacaksanız) polisiye, aksiyon, dram haberlerini fırından taze çıkmış gibi yayına sürerler. “Dün kaçırdıysanız bugün ağlayın” alt metniyle. Cinayetler, trafik kazaları, iş kazaları, hatta patlamalar… Gırla üzücü şey. Biraz daha sabrederseniz akşam kuşağına kadar bekletilemeyecek kadar basit (kime göre neye göre) haberleri de … Okumaya devam et Sabah Kuşağı Haberleri

Bilinmez Yıllık Emir

Birbirleriyle aynı yörüngede, taşmadan sapmadan izledikleri yola dünya yılı olarak bir sene daha ekleniyor. Güneş ve Ay… Güneş bir kere bile Ay’a, sen ışığını kimden aldığını sanıyorsun, demedi. Ay bir kere bile Güneş’i mahcup etmedi görevini var gücüyle devam ettirirken. Yine bir akşam, Ay çıkmış, ben bir Güneş kadar olmasam da, örterim karanlığınızı, diyor. Bakın ondan aldığım ışığı tutuyorum yollarınıza, Dünyadan birisi için, yol karanlık. … Okumaya devam et Bilinmez Yıllık Emir

Aymayan Gün Hikayesi

Otobüslerde, otobanlarda, toplu taşımalarda, hele o trenin sabah raylarında, gün sökmeden, gün olanca gümbürtüsünü kusmadan dünyaya… Tüm gücünü toparlayıp koyulduğun yollarda birkaç adım sonra pes edesin gelir. Pes edince müsabaka bitmiyor, yalan. Tekrar güç toplayıp ayağa kalkana kadar yerde amansız yatıyorsun. Kimse tutup kaldırmıyor, yalan, tribünlerdekiler sadece izliyor. Ellerini destekleyip bedenini ayakta tutmaya çalışıyorsun. Kaldığı yerden yolculuk… Gözlerin şiş, için bin parça, gök de inat … Okumaya devam et Aymayan Gün Hikayesi

Senelik Sayım Döküm

28 yaşımın son günü bugün, balkondaki salıncakta ööööyle sallanıyorum. Küçükken bu yaşımın hayalini kurmuş muydum? İnanın hatırlamıyorum. Ancak kursam da bu kadar yürek çarpıntısını hayal etmezdim herhalde.  En çok pijamasıyla rahat edip, en çok evinin balkonunda mutlu olan biri için akla gelecek ilk duygu pek tabii stres değildir. Ancak siz onu bir de benimle yaşayanlara sorun. Neşemi bir rüzgâr gibi dağıtır endişelerim. Bazısı çözülür, bazısı … Okumaya devam et Senelik Sayım Döküm

Laf Lafa

Yazmak bir terapi çeşidi olarak kullanılıyor. Küçük şeyleri büyütüp dev yapan biri iseniz, özellikle karşısında şekilden şekle gireceğiniz nice stresi yazarak def edebileceğinizi biliyor muydunuz? Haha, tabii ki biliyorsunuz. Yoksa ne işiniz var burada, değil mi ama? Neyse, yazmak terapi olduğu kadar aslında insana zihin egzersizi de. Şöyle bir drone’a binip 50-100 metre yükselseniz, çerçevenin içinde görseniz kendinizi, fena mı olurdu? Ben yanıtlayayım. Fena olmazdı … Okumaya devam et Laf Lafa

Eylül Sesi

Yazın son demleri sabrın da son demleridir benim için. Burnunun ucuna kadar gelmiştir yazın katlanılmazlığı. Her sene yazın sonbahara devşirdiği bir gün olur mutlaka. Yıllardır tuttuğum günlüğün o günkü sayfası mutlaka doludur. Yazı sevmeyen bir insan olarak sonbaharı fısıldayan o günü hiç atlamam. İçim kuş olup uçar o gün. Ayaklarım tüm dünyayı arşınlayabilecekmiş gibi bir kuvvetle dolar. Tüm yaz içimde kıpırdamadan duran bir potansiyel enerji … Okumaya devam et Eylül Sesi

Çıkarımlar 3 – Hayal Kırıklığı

Hayata dair tüm dersler hayal kırıklığıyla başlar. Hayal kırıklığı insana önce ufak çaplı bir inkar ve şok getirir. İdrak, üzüntü ve kabulleniş bir sonraki basamakta yer alır. Ondan sonra da karamsar öngörülerde bulunmak şeklinde devam eder silsile. Karamsar öngörüler diyorum, bu, içinde yanlı olmayı barındırır, her şeyin kötü ihtimallerine odaklanmayı, kötü olanları devleştirmeyi falan. Bu aşamada alınan kararlar gerçeği yansıtmaz. Olayları çözmekten uzaktır, fevridir, çoğu … Okumaya devam et Çıkarımlar 3 – Hayal Kırıklığı

Zor Zamanlar

Son zamanlarda bazı arkadaşlarımdan, “Artık eskisi kadar şiir okumuyorsun, aslında çok güzel genç şairler var, biraz takip etsene, hem düşük olan yaşam enerjin biraz yükselir” gibi tepkiler alıyorum. Bu yorumlara ve arkasından gelen sorulara cevabım hep aynı, “elimde değil…”. Neden böyle bir şey insanın elinde olmasın ki, on yıldır yaptığın gibi biraz şiirin başına otur, sevdiğin şairlerin en sevdiğin şiirlerini karıştır hiç olmazsa?” sorusu da … Okumaya devam et Zor Zamanlar

Çıkarımlar 2 – Delilik

Delirmek akıllı olmaktan daha zor. Akıllı olsan en azından bazı kriterlerin, standartların ve form davranış biçimlerin olmak zorunda. Olamıyorsa da bir şekilde taklit mekanizmaları geliştirmen gerekir. Çünkü akıl tutarlılığı zorunlu olarak yanında getirir. Ayrıca öngörülebilir olmalısın. Mantık çerçevesinde olması gerekiyor tüm davranışlarının. Mantığa uygun olan akıllıca oluyor. Oysa deli olmak öyle mi? Düşünsenize, hiçbir kural, sınır yok! Sürekli bir şeyler yapacaksın ve kesinlikle akıllıca olmayacak. … Okumaya devam et Çıkarımlar 2 – Delilik

Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

İnsan kendisi giden olunca dönüp arkasına bakmaz ya, tam da öyle bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kalan olmamak için vaktinden önce gidenler var. Hakikaten var. Bu davranış biçimini nasıl tanımlarım bilemiyorum. Bir çeşit paranoya mı demeli? Geride kalma korkusuna feda edilmiş bir çeşit her şey yolundalık mı? Her şey yolundayken nasıl ipin üstünde yürür gibi dikkatlisindir, narin ve korkak adımlarsın ya her an bir şeylerin bozulmasından … Okumaya devam et Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

Canı Sıkkın

“Amaan, olduğu kadar be!” dedim. Üstüne yarı histerik bir kıkırdama bıraktım. Paçalarımı uçuştura uçuştura çıktım. Sıcak bir haziran günüydü, içimde iri bir parça canından bezmişlik, iki çorba kaşığı sıkışmışlık, bir tutam kendi suçunu da bilme, tadını verecek kadar alınmışlık vardı. Hepsi birlikte üstlerini geçecek kadar huzursuzluğun içinde kaynıyordu. Bitmeye yanaşan şeyleri nasıl uğurlarsınız? Ben duygulu da biriyimdir aslında, ama, ne bileyim. Öyle içimde bir kayıtsızlık … Okumaya devam et Canı Sıkkın

Kestiğimiz Ahkamlar

Oturdum bin ahkam kestim. Çünkü yazar olmak bunu gerektirir. Yazar olmaya çalışmak da yazarlara öykünmeyi. Dolayısıyla yazar olmaya çalışan bir yazma meraklısı olarak yazarmış gibi davranmamı izah etmekte zorlanmam. Neyse. Ne diyordum. Yazarlar, evet, sürekli ahkam kesiyorlar. Son zamanlar okuduğum kitaplardan anladığım bu. Süreç şöyle işliyor: Bir konu bul, ortaya bir iddia at, çerçevesini oluştur. Üzerine birkaç cümle kurarak yapabilirsin bunu. Aman dikkat cümlelerin “kesin … Okumaya devam et Kestiğimiz Ahkamlar

Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Some days are like the coffee you keep drinking despite the bad taste. Some days are like flowers that you see blooming…And, always remember: you will have lousy coffee and blooming flowers. We call it LIFE. As said, life is a roller coaster. It does not have any routine. There are always a lot of lows and highs. When you take the ride on a … Okumaya devam et Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Kırgınlıklar

Arşivim yarım yamalak yazılarla dolu. Hisler düşüncelere dökülürken biraz cimri mi davranıyor kelimeler? Belki de. En çok neyi yazamamışım biliyor musunuz? Kırgınlıklarımı. Bazen güne, göğe, bazen insanlara, dostlara. Hep bir parçam kırılmış, ufalmışım. Kırılmanın sürecini iyi öğrendim. Mesele önce kırıldığım yerden kesiyorum sağı solu. Neye dokunsam yaralar açıyorum dört bir yanımda. En başta da kendimde. Sonra yavaş yavaş keskin yerlerim törpüleniyor. Oval bir biçim alıyor. … Okumaya devam et Kırgınlıklar

Kopup Gidişler

Bahar depresyonu dediler ama değil. Başka bir şey içimdeki. Kopan fırtınaların sesini kimse duymuyor. Kalbimden dökülen parçaları kimse görmüyor. İçimdeki yangın sönmek bilmiyor. Arkana bakmadan gitmek istemenin ne demek olduğunu şimdi anladım. Yağan yağmurlar anlamlandı gözümde. İçimdeki frekansla yağmurun frekansı tutunca nasıl hissedildiğini anladım. Ama bir yandan da her şeyin bir anda hiç olabileceğini fark ettim. Uçlarda yaşıyorum. Bir hüznün, bir kaybedişin en ucundayım. Evet … Okumaya devam et Kopup Gidişler

Her Şeyi Gördüm

Bugün oğlumla çeyiz ‘kutularımı’ karıştırdık. Çeyiz sandığım yok. Bakma, çeyizimin olması mucize. Anlatacağım. Şu an oturduğumuz eve taşınınca 3-5 kutu aldım dolapların içlerini organize edeyim diye. İçleri temel olarak danteller, işlemeli seccadeler, kurdeleli havlular ve bilumum çeyiz ıvır zıvırı. Zaman ilerledikçe, önceden hafife aldığım, dalga geçtiğim bu eşyalar gözümde değer kazanıyor. Hiç kullanılmayacak şeylere bu kadar zaman ve emek verilmesi saçma, diye düşünürdüm, çünkü bunları … Okumaya devam et Her Şeyi Gördüm

Beklemek Üzerine Kısa Bir Demeç

Selam sevgili okur, Bu yazıya başlıkla başladım. Çünkü konudan sapmadan direkt anlatmak istiyorum meramımı. Başlıkla kendimi sınırlandırdığımı düşünüyorum. Neyse. Hayatınız bir şeyleri bekleyerek geçiyormuş gibi mi geliyor? Bir zamanın gelmesini veya bir zamanın geçmesini, bir şeylerin çözüme kavuşmasını, yoluna girmesini… Kısacası hayatımızda yenilik doğuran bir hadise yaşanmasını bekliyoruz. Çoğunlukla da bunun kendi kendine olmasını, ama şu an konumuz bu da değil. Hepimiz az buçuk böyleyiz … Okumaya devam et Beklemek Üzerine Kısa Bir Demeç

Dizilerden Bize Uzanan Bir Düşünce

Psikolojinin/psikiyatrinin ön planda olduğu dizilerin rövanşta olduğu son 2-3 yıl geçirdik. Özellikle ülkemizde Gülseren Budayıcıoğlu adında bir psikiyatrın olduğundan ülkecek haberdarız artık. Tabi psikoloji deyince de dram üzerine kurulu senaryolar aldı başını gitti. Aslında bakarsanız bir miktar bıktırdı da bu tarz çalışmalar. Zira her zapladığımızda karşımıza bir travma çıkıyor. Bir açıdan olumlu yönleri de var bu derece içimize odaklanıp çözmeye çalışan dizi seçeneğimizin olmasının. Mesela … Okumaya devam et Dizilerden Bize Uzanan Bir Düşünce

Nasıl Yani?

Susuyorum. İçimdeki en derin hücrelerime kadar bu suskunluğum. Konuşamıyorum, konuşursam nefes alamıyorum ve boğuluyorum, sesim çıkmaya çalışıyor boğuk boğuk, hava çok soğuk. Ben bu soğukların insanı değilim; ben sıcak iklimleri severim, orada yeşillenirim, sürgün veririm. Maviyedir benim sevdam, tutkum. Tutulur nutkum… Konuşamam, konuşacak bir şey yok, yokluk dışında tabîi. Nefes alış verişlerim düzensizleşiyor, Allah’ım neler oluyor, başım dönüyor? Soğuk soğuk terliyorum ve vücudumu bir panik … Okumaya devam et Nasıl Yani?

Ellerimiz boş kaldı be çocuklar

Apartmanlar arasına dolan sisi elleriyle tutmaya çalışan bir çocuk düşün. Boşluğa uzandığında, elleri boş kaldı diye nasıl canı sıkılırsa, belki de zaten canı sıkkın olduğundan sisi tutmaya çalışmışsa. Ne bileyim, tableti bozulmuşsa mesela, internet bağlantısı kopmuşsa, elektrikler kesilmişse olmadık zamanda. Çünkü çocuk olmak bu devirde… Günümüz çocukları elektronik oyalanma metotlarıyla meşgulken ellerimizi uzattığımız boşlukların hiçbir anlamı kalmıyor. Okumaya devam et Ellerimiz boş kaldı be çocuklar