Festival Neydi? Festival Emekti (works both way)

Kahve festivaline ilk defa katılıyorum. Aslında festivallerden, fuarlardan kaçınıyorum bu şehirde. Bu pandemiden önce de böyleydi, o kaosu, karmaşayı kaldıramıyorum, değmiyor. Bir defa Teknofest’e gitmeye niyetlenmiştik, o gün olanları Allah düşmanımın başına vermesin. O tabii ki biraz daha farklı bir organizasyon, çok farklı destekli vs. ama ben Contemporary Istanbul’a da bir defa gittim ve onun da tekrarı olmayacak. Bu sene bir şekilde gitmeye karar verdim. … Okumaya devam et Festival Neydi? Festival Emekti (works both way)

Hayallerimde Sen

Kalbimin  özleyen yerleri acıyor, Sanki cam kırıklarını art arda saplarcasına. Korkuyorum, Niye biliyor musun? Olur da birgün gözyaşlarımda boğulurum diye. Tutunamıyorum… Sonra, sonra göğe bakıyorum, Bütün endamıyla, en güzel mavisini giyinmiş süzülüyor adeta, Kar beyazı bulutların içine hayallerimi bir bir yazıp üflüyorum, Hayallerimin merkezinde ise SEN! Aklımın, sefil ruhumun en kuytu köşelerine kadar benliğimi saran, Buram buram “SEN” kokan hayaller, İşte tam da o an, … Okumaya devam et Hayallerimde Sen

Hayat Müzikali

Hayatımız, müziğin ve müziği oluşturan ögelerin yansıması aslında; bazen seviniyor bazen üzülüyoruz. Bu iniş çıkışlar, hüzünler sevinçler; kısacası zıtlıklar hayatın tadı tuzu. Yaşamımızdaki kişiler nota, biz ise sol anahtarıyız. Nota çizgileri önemsediklerimiz; yani doğrularımız, yanlışlarımız diyelim. Eser, diğer bir bakış açısıyla hayat; sol anahtarıyla yani bizimle başlıyor, zamanla notalar, çizgileri olan yerlere yani önem verdiğimiz bölümlere yerleşip eserdeki nota değerlerine, diğer türlü de yaşamımızdaki yerlerine … Okumaya devam et Hayat Müzikali

Hayalet Antik Kent – Bu Şehirde Hiçbir Şey Yok

Efes Antik Kenti’nden çıkıp sahile doğru yola koyulmuştum. Pamucak plajını geçtikten sonra İzmir’in Seferihisar ilçesine doğru sahil yolundan devam ettim. Klaros, Kolophon ve Notion yazan kahverengi tabelaları görünce durdum ve bunlardan ilkine girme kararı aldım. Seçtiğim bu şanslı tabela Notion Antik Kenti’ni gösteriyordu. GPS yardımı ile kenti arama çalışmalarım bir hayli sürdü. Fakat bir türlü antik kente benzeyen bir şey bulamıyor, merakım ve bununla paralel … Okumaya devam et Hayalet Antik Kent – Bu Şehirde Hiçbir Şey Yok

Saatli Günce – 3

Saat 17:05. Salah Birsel okuyorum bir süredir. Esasında Nezleli Kargı adlı kitabı bende 1 ayını tamamlamak üzere. Hala bitiremedim. Günlük gibi yazılmış bu kitabın başta dili biraz ağır geldi. Konuları da pek ilgimi çekmemişti (arada verdiği ilginç bilgileri yine de çevremdekilerle paylaştım). Ancak sonradan sonradan sarınca kitabın süresini uzattım. İyi ki de yapmışım. Enteresan bir dili var Birsel’in. Bu kitabın tarzı da tam olarak benim … Okumaya devam et Saatli Günce – 3

Modanın Bencesi

Moda, hayatımın baş tacı yaptığım alanlardan biri olmasına rağmen, şimdiye kadar bu konuda yazmamış olmamı fark etmemle bu yazıya başladım. Moda üzerine sayfalarca yazabilirim. Yükseltebilirim, yerebilirim. Moda, çok zarif, çekici, pratik giysilerin üretildiği bir alan olmasının yanı sıra çok saçma şeylerin sadece dikkat çekmek için yapıldığı da bir alan. İnsanı rezil de eder, vezir de dediklerinden tam da! “Absürt olsun, konuşulsun, dikkat çeksin de nasıl … Okumaya devam et Modanın Bencesi

Düzensizliğe evril(eme)me!

Camdan bir fanusun içindeyim. Önümdeki tuvalde fırça darbelerini oradan oraya vuruşlarımı seyrediyor bedenimden ayrılmış ruhum. Kendi mücadelemi izlerken, etrafımı gözlemleme fırsatı buluyorum: hırslar, entrikalar, türlü türlü alavere dalavereler, çoğunluğun etrafına adeta karabasan gibi çökmüş. Kimileri bile isteye, kimileri ise bilmeden kendi Frankenstein’ını yaratmış aslında, o Frankenstein’ın kendi sonu olacağını bilmeden belki de. Değişen neydi peki? Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü tüm istikrarıyla sürerken, değişen, kendi … Okumaya devam et Düzensizliğe evril(eme)me!

Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Dostlar, bu sayıda bir öyküm yok ama aklımda bir vecize var: “Her şeyin bir raf ömrü var.” Zira süt kesilir raf ömrü geçince, yoğurt ekşir, sabır taşar örneğin; aşk ise acır. Peki ya dostluklar? Bunu yeni keşfettim, bakın, burası önemli: uzay boşluğunda kaybolur. Çekeleyip durduğun dostluğun ucunu, kaçası olan uçan kırmızı balonu bırakır gibi bırakırsın ve dudağının kenarına sabitlediğin kırık tebessümünü, her yetişkin bireyin er … Okumaya devam et Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Kemancı

İnceden bir hicaz taksimi Derdim kadar derinden çal kemancı Çünkü üç kadehte dinmez Biliyorum Ruhumdaki tarifsiz sancı Nağmelerin işlesin ruhuma Ağlamak istiyorum her notada Aşk ile dönen bir Mevlevi gibi Dönüyordu başım bir zamanlar Şimdi ne başım bana yar Ne de aşktan eser var Geride sadece Önce küçük bir tebessüm ettirip Sonra sessiz sessiz ağlatan Hatıralar… Çal be kemancı Bu garibin gönlü olmuş Dertli bir … Okumaya devam et Kemancı

Eylül Zamanları

‘Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle’ Ne güzel demiş Turgut Uyar. Zamanın acımasız gidişini hatırlamak için hep bu dizeleri söylerim içimden. Söylerim ama hep içimde bir şeyler acır. Sanki elimden bir şeyler kayıp gider. Eylül ayına aşığım. Her başladığında içimde korku olur ama yanında umut da oturur. Farklı duyguları aynı anda yaşayıp ne olduğunu anlamaya çalışırken içime kapanmaya başlarım. Çevremdeki insanlar … Okumaya devam et Eylül Zamanları

küçük prens*

Üniversitedeyken, akıllı telefonlar ve Instagram hayatımızda nisbeten yeniyken, fotoğraflarımı fitrelemek için bir aplikasyon kullanıyordum: B612. Sevimli filtreleri vardı ve tercihe bağlı olarak bu aplikasyon ile düzenlediğiniz fotoğrafların köşesine uygulamanın logosunu iliştirebiliyordunuz. Logo ne mi? Fil yutmuş bir boa yılanı. Evet, belli ki bu app Küçük Prens seven birileri tarafından dizayn edilmişti. Bunun o zaman da farkındaydım ve bu bana ayrı bir keyif veriyordu. Aslında hakkı … Okumaya devam et küçük prens*

İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

27 yıldır dünyadayım. Bir 27 yıl daha geçse yine idrak edemediğim yahut ancak idrak ettiğim birçok şey olacak, biliyorum. Yeni yeni idrak ettiğim çok şey var. Keşfettiğim demiyorum, çünkü ben kelimenin tam anlamıyla idrak ettiğimi hissediyorum. Yeni bir yaş alıyorum bugünlerde. Evet evet alıyorum, böyle demek hoşuma gidiyor. Bu yeni yaş bana daha derin düşünceler veriyor. Bilmediğim duygularla tanışıyorum ve şaşırıyorum; insan için yeni şeyler … Okumaya devam et İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

İnsanlar maskelerini ne çok seviyor.*Sabahın 5:37’sinde bir sebepten üç saattir uyuyamıyorum. Aslında bu uzun zamandır devamlı olan bir şey, buna alıştım. Ama bu sabah, bu şarkı sözü aklımın içinden gitmiyor. Gitmediği gibi şarkı aklımda ilerlemiyor da sözlerini bildiğim halde sadece bu cümle dönüp duruyor. Bir cümle kaç kere tekrarlanabilirse o kadar kere tekrarladı aklım. İnsanlar maskelerini ne çok seviyor… İnsanlar ve maskelerini düşünüyorum. Maskenin altındaki … Okumaya devam et İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

Eylül Mutlusu

Serin bir rüzgâr önce ayaklarıma sonra omzuma değiyor, yavaşça dönüp nevresim için yanımda uyuyan sıcaklıkla itişmeye başlıyorum. Nevresimin bir ucunu kurtardım mı tamam, sokulup ısınabilirim. Ancak uyku bünyemden bir kez ayrılınca rahat duramıyorum. Azıcık ısınıp usulca yataktan süzülüyorum. Çekmecemden komik renkli bir çorap bulayım, şu hırkayı da omzuma takayım, artık hazırım! Mırıl mırıl ayağıma takılan Viz’i yakalayıp zorla burnundan öpüyorum ve aheste revan mutfağa varıyorum. … Okumaya devam et Eylül Mutlusu

Bak, nasıl da süsledi böyle parlak yapıtlarla Stephanos Efes’i, Efes de Stephanos’u.

Bu sefer kazara bir kahverengi tabela görüp direksiyonumu oraya kırmadım ya da telefonumdaki navigasyon uygulamasına “antik kent” yazıp çevremdeki arkeolojik kalıntıları arayıp onların peşine düşmedim. Bu sefer zaten uzun zamandır aklımda olan, tüm dünyanın bildiği, eskiden Roma kadar ihtişamlı olduğu söylenen Efes Antik Kenti’ndeyim. Antik zamanlardaki yapılaşması ile İzmir’in Selçuk ilçesi beni uzun zamandır kendine çekiyordu. Ayasuluk tepesi, St. Jean Bazilikası, Artemis tapınağı, Yedi Uyurlar … Okumaya devam et Bak, nasıl da süsledi böyle parlak yapıtlarla Stephanos Efes’i, Efes de Stephanos’u.

Saatli Günce – 2

Saat 13:29 Rüzgarlar başladı, yağmurlar da gelir yavaştan, sonrası işte bilirsiniz, sıcacık ve sarılmalı kış mevsimi. Geçen iki yılın bizden çaldıklarını geri alma yılı olacak bu yıl. Okullar açıldı, tiyatrolar, konserler ağır aksak da olsa başladı. Dost meclislerinde çay üstüne çay içilecek bundan böyle. Dertler sular seller gibi akıp gidecek, ayaklarımızı sokacağız sulara sonra. Öne arkaya hafif hafif sallanacak, negatif enerjimizi imha etmek üzere doğaya … Okumaya devam et Saatli Günce – 2

Otogar Soğuğu

Ne ayrılıklara şahit olmuştur otogarlar Kimi sevdiğine veda eder Kimi ana babasına Bazısı terkediyordur o şehri Artık orada yaşamak için Yoktur bir sebebi Kimi askere gidecektir Ne zaman döner Allah bilir Bu kasvetten midir bilinmez ama Otogar soğuğu diye bir şey vardır Otogar soğuğu Gece saat bir Yarım saat yemek ve ihtiyaç molası Bütün otogarlar birbirinin aynısı Bir kısmı uyuyor otobüsün İnenin yüzüne çarpıyor Otogar … Okumaya devam et Otogar Soğuğu

Platonik Aşk

Belki de aşkların en zorudur. Kendi kendine yaşar durursun. Karşıdaki kişinin haberi var mı, yok mu anlayamazsın. Fark etmiştir, diye düşünürsün. “Onun için çok şey yaptım. Herkes yapmaz.” falan dersin. Ama nerede?! Bir insan, bir insanın değerini bilmezken, benim ona aşık olduğumu mu fark edecek? O yüzden şarkılar, şiirler çıktı. Başka türlü nasıl atacak insan içindekini. İçin içini yerken, kimse anlamazken, herkes saçma buluyorken, kime … Okumaya devam et Platonik Aşk

Son Birkaç Haftadır

Son birkaç haftaya kadar hep bildiğim tatlarda yaşamışım hayatı. Her şeyi kategorize etmeyi sevdiğimden hisleri de renklere ayırmışım sanki, huzurun rengi, neşenin, dinamizmin, hatta biliyor musunuz acının bile… Biri çıkıp da “Her şeyi renklere ayırıp uygun renkleri bir arada tutarak yaşanacağını sanıyorsan yanılıyorsun.” dememiş. Esasen gardıroba tişörtlerimizi kategorilemeye de benzemiyor. Bunca acı yaşadığımda öğrendiğim çok şey oldu elbet ama şu an bahsini açacağım, her acının bambaşka … Okumaya devam et Son Birkaç Haftadır

İki Yakalı, Üç Köprülü, Dionysos’un Memleketi

Yaşayanı, yaşamayanı hepimiz alışkınız artık İstanbul Boğazı’na ve 2 yakalı bu şehre. Muhtemelen İstanbul Boğazı henüz bu yapısına sahip değilken, 2 ayrı yakadan oluşan ve yine günümüz İstanbul’u gibi 3 tane köprüyle birbirine bağlanan bir kente gideceğiz bu yazıda. Karia medeniyetinin eğitim başkenti Nysa Antik Kenti’ndeyiz. Aydın-Denizli otoyolunda onlarca yıldır gördüğüm bir kahverengi tabelaydı Nysa. Fakat genelde geceyi geçireceğim yerlere uzak olduğu için yorulmayı göze … Okumaya devam et İki Yakalı, Üç Köprülü, Dionysos’un Memleketi