Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

İnsan kendisi giden olunca dönüp arkasına bakmaz ya, tam da öyle bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kalan olmamak için vaktinden önce gidenler var. Hakikaten var. Bu davranış biçimini nasıl tanımlarım bilemiyorum. Bir çeşit paranoya mı demeli? Geride kalma korkusuna feda edilmiş bir çeşit her şey yolundalık mı? Her şey yolundayken nasıl ipin üstünde yürür gibi dikkatlisindir, narin ve korkak adımlarsın ya her an bir şeylerin bozulmasından … Okumaya devam et Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

Canı Sıkkın

“Amaan, olduğu kadar be!” dedim. Üstüne yarı histerik bir kıkırdama bıraktım. Paçalarımı uçuştura uçuştura çıktım. Sıcak bir haziran günüydü, içimde iri bir parça canından bezmişlik, iki çorba kaşığı sıkışmışlık, bir tutam kendi suçunu da bilme, tadını verecek kadar alınmışlık vardı. Hepsi birlikte üstlerini geçecek kadar huzursuzluğun içinde kaynıyordu. Bitmeye yanaşan şeyleri nasıl uğurlarsınız? Ben duygulu da biriyimdir aslında, ama, ne bileyim. Öyle içimde bir kayıtsızlık … Okumaya devam et Canı Sıkkın

YAĞMUR ZAMANLARI

Gökyüzü de bazen ağlar. Taşıyamaz artık bazı yükleri. Atmak ister, içinden sökülüp atılmasını ister kötü şeylerin. Belki de o yüzdendir yağmurdan önce gökyüzünün kasvetli hale gelmesi. Bize içindekilerini göstermeye çalışıyordur. Her insanın yağmur zamanı vardır. Artık içinde duramayacağını anlamaya başlarsın. Bir yerlerde mutlaka çıkmaya başlayacaktır. Hatta bazen öyle denk gelir ki bulutlarla aynı duruma sahipsindir. O sırada dışarıdasındır. ‘Sen de mi?’ diye bağırasım gelir o … Okumaya devam et YAĞMUR ZAMANLARI

Zeus’un Baltasının Vurduğu Kent

Labranda ya da Labraunda’dan selamlar. Bir antik kent düşleyin şimdi. Etrafı taş ocağı sahiplerinin daha da zenginleşmesi için canını hiçe sayan kamyon şoförleri ile dolu olsun. Bir antik kent düşleyin, yollarının bozukluğu yüzünden bir binek araç oraya ulaşamasın. Bir antik kent düşünün terkedilmiş durumda olsun fakat konumu dolayısıyla kimsenin definecilik bile yapmaya gücü olmasın. Bu örnekleri çoğaltabilirim, fakat bir gerçeği değiştiremem. Daha önce hiç böyle … Okumaya devam et Zeus’un Baltasının Vurduğu Kent

Kestiğimiz Ahkamlar

Oturdum bin ahkam kestim. Çünkü yazar olmak bunu gerektirir. Yazar olmaya çalışmak da yazarlara öykünmeyi. Dolayısıyla yazar olmaya çalışan bir yazma meraklısı olarak yazarmış gibi davranmamı izah etmekte zorlanmam. Neyse. Ne diyordum. Yazarlar, evet, sürekli ahkam kesiyorlar. Son zamanlar okuduğum kitaplardan anladığım bu. Süreç şöyle işliyor: Bir konu bul, ortaya bir iddia at, çerçevesini oluştur. Üzerine birkaç cümle kurarak yapabilirsin bunu. Aman dikkat cümlelerin “kesin … Okumaya devam et Kestiğimiz Ahkamlar

Spoiler İçeren Film Tanıtımları 4 – Rüya

Sevgili seyirciler, bu yazıyı Türk sinemasının bir başka filmi için kaleme alıyorum. Seriye epeydir eklemeyi düşündüğüm bir filmden bahsedeceğim size. İzlediğim günden beri belki 2 yılı geçkin zamandır bu film hakkında yazmak istiyorum. Zira kimse izlememiş olduğu için çeşitli sanatsal sohbetlerde girişimde bulunup film hakkında konuşacak birilerine bulamamış olmanın hayal kırıklığıyla yaşıyorum epeydir. Zaten artık pes de ettim. Neyse burası da gayet uygun bir platform … Okumaya devam et Spoiler İçeren Film Tanıtımları 4 – Rüya

Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Some days are like the coffee you keep drinking despite the bad taste. Some days are like flowers that you see blooming…And, always remember: you will have lousy coffee and blooming flowers. We call it LIFE. As said, life is a roller coaster. It does not have any routine. There are always a lot of lows and highs. When you take the ride on a … Okumaya devam et Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Ana Tanrıça Adına İnşa Edilen Şarap Kenti

Aydın’daki ailemin yanından ayrılıp İzmir’deki bir arkadaşımın yanına gideceğim bir gündü. Sıcaklık 40 derecenin üzerinde olacak ki, yanıma yedek tişört almıştım. Bu konunun nereye varacağını düşünüyor olabilirsiniz. Açıkçası ben de bilmiyorum. O zaman haydi İzmir Torbalı’daki Metropolis Antik Kenti’ne gidelim. Yıllardır geçtiğim Aydın-İzmir otobanında yeni yeni yerleştirilmeye başlayan “Metropolis” yazan kahverengi tabelaları fark ediyorum. Tabii ki direksiyonumu oraya kırıyorum. Ören yerine yaklaşırken uzaklarda dağa doğru … Okumaya devam et Ana Tanrıça Adına İnşa Edilen Şarap Kenti

İyi Bayramlar

Hadi, saat yedi buçuk olmuş bile. Toparlandık çıktık desek yarım saat. İki buçuk saat de yol desen… 10.30 güzel bir pazar kahvaltısı saatidir ancak bir bayram sabahı için geç kalır. Bir an önce çıkalım! Ankara ile Eskişehir arası hızlı trenle bir buçuk saat çeker. Otobüse binsen üç buçuk. Arabanla gidersen çıkış noktana göre bin çeşit süre uydurulur elbet. Yalnız tam burada sormam gereken sorular var. … Okumaya devam et İyi Bayramlar

Kırgınlıklar

Arşivim yarım yamalak yazılarla dolu. Hisler düşüncelere dökülürken biraz cimri mi davranıyor kelimeler? Belki de. En çok neyi yazamamışım biliyor musunuz? Kırgınlıklarımı. Bazen güne, göğe, bazen insanlara, dostlara. Hep bir parçam kırılmış, ufalmışım. Kırılmanın sürecini iyi öğrendim. Mesele önce kırıldığım yerden kesiyorum sağı solu. Neye dokunsam yaralar açıyorum dört bir yanımda. En başta da kendimde. Sonra yavaş yavaş keskin yerlerim törpüleniyor. Oval bir biçim alıyor. … Okumaya devam et Kırgınlıklar

Kaptanın Seyir Defteri: Bebek Uykusu

Bu seriye başlarken aslında yazacağım bu kadar şey olduğunun farkında değildim. Bebek uykusu da diğer bebek şeyleri gibi çetrefilli. Ben en çok bu konuda zorlanıyorum, yani evet dişten yakınıyorum son zamanlarda ama diş de uykuyu bozuyor, uyku diş derdi yokken de bozuluyor. Uyku büyüktür diş. Bundan daha fazla su çıkmaz. Bebeğin bakımı, gelişiminin takibi, ebeveynlik vs. konularına dair kitaplar alırken çok abartmamaya özen gösterdim. Sosyal … Okumaya devam et Kaptanın Seyir Defteri: Bebek Uykusu

Kopup Gidişler

Bahar depresyonu dediler ama değil. Başka bir şey içimdeki. Kopan fırtınaların sesini kimse duymuyor. Kalbimden dökülen parçaları kimse görmüyor. İçimdeki yangın sönmek bilmiyor. Arkana bakmadan gitmek istemenin ne demek olduğunu şimdi anladım. Yağan yağmurlar anlamlandı gözümde. İçimdeki frekansla yağmurun frekansı tutunca nasıl hissedildiğini anladım. Ama bir yandan da her şeyin bir anda hiç olabileceğini fark ettim. Uçlarda yaşıyorum. Bir hüznün, bir kaybedişin en ucundayım. Evet … Okumaya devam et Kopup Gidişler

Bu Yazarın Yazıları Bir Süre Annelik Hakkında Olacaktır.

Merhaba sevgili okur, Aylardır yoktum, aylardır yazamamış ya da daha doğrusu yazmamıştım. İçimden gelmemişti. İçimden gelmeyen bir şeyi yapmayı tercih etmem pek. Çalakalem ve samimiyetsiz olur aksi. Neyse girizgahı çok uzatmak istemiyorum.  Hep içim içim, diyorum ya hani, aylar boyunca içimde bir sevinç vardı. Evet, sevinç vardı diye tanımlamayı sevdim. İçimde hem gerçekten hem mecazen bir dünya vardı aylar boyunca. Biliyor musun sevgili okur ben … Okumaya devam et Bu Yazarın Yazıları Bir Süre Annelik Hakkında Olacaktır.

Kaptanın Seyir Defteri: Tek Çocuk Hiç Çocuk?

Aklımda ‘Oğlum 1 yaşına bastı millet!’ temalı bir şeyler vardı ama bugün yaşadığım bazı şeyler dolayısıyla düşündüklerim öne geçti. Uzak-yakın, tanıdık-tanımadık, evde-yolda-sokakta Ömer’le bizi gören herkes “Fazla büyümeden ikinciyi de yapıverin,” diyor. İnsanlar hadsiz, ben agresif; neyse devam edelim. Genel kanı, birden fazla çocuğu beraber büyütmenin iyi olduğu yönünde. Bence bu da komple delilik ama önce delilik olan, birden fazla çocuk düşüncesi. Benim için. Çünkü; … Okumaya devam et Kaptanın Seyir Defteri: Tek Çocuk Hiç Çocuk?

Beyaz Duman

Bacadan gökyüzüne yayılan beyaz duman çok değil, en fazla 5-6 metre sonra gökyüzüne karışmış oluyor. Beyaz kar bulutları arasında gözden kayboluyor. İlginç bir hava var. İç karartıcı dedikleri cinsten, oldukça kapalı, ama soğuk da sayılmaz. Mesela kediler bile sokakta sakin sakin yürüyor. Bir tek insanlar her zaman telaşlı. Kar yağacakmış. Öyle bir laf dolaşıyor etrafta. Kapıdan içeri adımını atan havadan bahsediyor. Bu sene çok kar … Okumaya devam et Beyaz Duman

Kelebek Çiçeği

Taşınmayı sever misiniz? Biz taşındık, iki hafta kadar oldu. Son derece planlıydı. Yana döne arayıp bulduğumuz, kenarı köşesi tümden içimize sinen evimize. Biz de planlıydık üstelik. Koliler falan, haza organize. Efendim anneler babalar geldi, fonda Neşeli Günler müziği çalar gibi bir işin ucundan tutuldu, ustalardan yana şansımız güldü, öyle böyle derken her şey yerini buldu. “Ee?” diyeceksiniz, “Besbelli neşeli bir anı olacak.” Ben de öyle … Okumaya devam et Kelebek Çiçeği

Safranbolu

Gezmek için gittiğiniz şehirlerin bazılarında belli bir yöne bakmanız gerekmez. Görmeye geldiğiniz doku zaten şehri çepeçevre sarmıştır. Bu şehirlerde tarih henüz günümüze yenilmemiştir. Bu doku şehrin belki birkaç ara sokağından çekilmiş veya çevre mahallelerden birkaçında kontrolünü yitirmiş olabilir. Ancak şehrin kalbinde yaşamaya ve hüküm sürmeye devam eder. Mesela Erasmus kentim Floransa buna iyi bir örnek olabilir. Şehir merkezinde yaşayan ve burada çalışan bir İtalyan, sizin … Okumaya devam et Safranbolu

Her Şeyi Gördüm

Bugün oğlumla çeyiz ‘kutularımı’ karıştırdık. Çeyiz sandığım yok. Bakma, çeyizimin olması mucize. Anlatacağım. Şu an oturduğumuz eve taşınınca 3-5 kutu aldım dolapların içlerini organize edeyim diye. İçleri temel olarak danteller, işlemeli seccadeler, kurdeleli havlular ve bilumum çeyiz ıvır zıvırı. Zaman ilerledikçe, önceden hafife aldığım, dalga geçtiğim bu eşyalar gözümde değer kazanıyor. Hiç kullanılmayacak şeylere bu kadar zaman ve emek verilmesi saçma, diye düşünürdüm, çünkü bunları … Okumaya devam et Her Şeyi Gördüm

Kaz Dağları’nın Eteklerinde İlk Güzellik Yarışması

Kadın vücudunun bir meta olarak kullanılmasına duyulan bilinç arttıkça günümüzde güzellik yarışmaları tartışılır hale geliyor. Peki bu “Çağ dışı” yarışma ilk olarak nerede yapıldı? Cevabı da tam olarak bu yazımızda gideceğimiz antik kentte saklı. Antandros antik kentinde. Henüz emekli olmadım, ki emekli olacağım günleri görüp görmeyeceğim de şüpheli. Fakat sanki 76 yaşında yaşama sevincini diri tutmaya çalışan bir emekli gibi Edremit’e tatile gitmiştim. Oralara tatile … Okumaya devam et Kaz Dağları’nın Eteklerinde İlk Güzellik Yarışması

Deneysel Şiirler 3 – Mutluluk Envanteri

Tek kuralı biliyoruz tekrar etmeyeceğim. Rastgele seçilmiş kelimeler şunlar: Envanter Demirbaş Kara delik Metelik İstihdam İşgücü Coin Sinekkaydı Mutluluk Envanteri Elinde bir kalem bir kağıtArkası yazılı bir nüshaYazık ağaçlara, doğaya falan filanKalemden çıkan arsız bir noktaDokundu özensiz satırlara. Aç kulaklarını anlatıyorumMutluluk sandığın gibiRütbesi yüksek, makamı cafcaflı,Tıraşı sinekkaydı bir akrep değil. Her ay sonu elinde kalan birkaç coinİşgücü, istihdam falan filanBankalar ekonominin karadeliğiEyvah, cebinde koca bir … Okumaya devam et Deneysel Şiirler 3 – Mutluluk Envanteri