Bir Kez Daha #tercihler

Önümüzdeki günlerde üniversiteye giriş sınav sonuçları açıklanıp, tercihler yapılacak. Belki büyük bir hadsizlikle, buraya birkaç not bırakmak istiyorum. Olur da herhangi biriniz okursa, başkalarının bu aşamada söylemeyi akıl edemeyeceği ya da neden bilmem tercih etmeyeceği birtakım şeyler. Benim tercih dönemim 2009’daydı. O zamandan bu zamana eminim çok şey değişti. Ama bazı şeyler değil. Maddelerle gidelim de çenem çok düşmesin: 1. Meslekler hayalinizdekiyle aynı olmayabilir. Ya … Okumaya devam et Bir Kez Daha #tercihler

En İyi Fırsat

Aslında bu sayıyı es geçebilecek nedenler bulabilirdim kendime, sevgili okur. İnsan her zaman kendini haklı ya da haksız, suçlu ya da suçsuz, yeterli ya da yetersiz bulabilecek kadar nedene sahiptir bence. Nereden baktığınla yakından alakalı kendini nasıl bulduğun. Mesela bana sorsan, şu ara kendime Fizan kadar uzaktan bakmayı isterdim. Oradan nasıl göründüğümü öğrendiğimde belki yolum daha belirginleşirdi. Ya da hiç yolumun olmaması, bilemiyorum. Hayatı anlayacak … Okumaya devam et En İyi Fırsat

Belki Uzun Yazarım Bu Kez: I

Güneş böyle güzelken, sıcak nasıl böyle bunaltıcı anlamak mümkün değil. Gerçi anlayacak dermanım da kalmadı, öylece yürüyorum asfaltın kenarında. Sıcak, hem tepemden vuruyor hem asfalttan yükseliyor. Zihnim gayet bulanık, söylenenleri kopuk kopuk duyuyorum. Araya birkaç onay kelimesi serpiştiriyorum. Sohbetin kısırlığının bu anlık önemi yok. Çünkü istemsiz ve sırasız düşünüyorum. Bazen itirazımdan, bazen içimi açtığımdan, bazen gayriihtiyari tepkilerimden utanıyorum. Utanmak da denmez gerçi, beni utandıracak şeyleri … Okumaya devam et Belki Uzun Yazarım Bu Kez: I

Trafiğe Çıkarken

Yirmi beş yaşında ehliyet alabildim. Aslında “Neden bu kadar geç aldın?” diye sorabilirsiniz. Çünkü araba korkum vardı. Arabayla ilgili herhangi bir travmatik olay yaşamadım. Ama araba süremem, diye korkum her zaman oldu. Bazen de fazla detaylı düşünüp bir cana zarar verme korkusu da baskın geliyordu. Daha sonrasında araba alabildim. Trafiğe çıkmaya başlarken birçok şeyin farkına vardım. Ülkemizde özellikle de büyükşehirde yaşıyorsanız araba sürerken özellikle trafiğin … Okumaya devam et Trafiğe Çıkarken

Ben Size Nasıl Dayanacağım?

Kolaycılığınız, zaten o hallederciliğiniz, karşınızdakinin de bir insan evladı olduğunu unutuşunuz, sizi de çirkinleştiren o çirkin bencilliğiniz, yüzünüzün bir katre kızarmayışı, hiç hüzünlü bir şarkı dinlememiş gibi katı olan kalbiniz, baktığınız yerden tek taraflı görmekte ısrar ettiğiniz herhangi bir şeyi yargılayışınız, iğneniz, çuvaldızınız, hepsini ille de başkalarına batırışınız, sesinizdeki o hırs, gözünüzdeki o hırs, ruhunuzdaki o hırs, doğru hedefe değil kolay hedefe yöneliveren lanet öfkeniz, … Okumaya devam et Ben Size Nasıl Dayanacağım?

Hangi Normal?

Geçen sene mart ayında (evet mükemmel zamanlama) taşındık Anadolu yakasına. Ve önceki evimizin tersine, bu evimizin konumu çok merkezi ve sahile çok kısa mesafede. Bu sayede evren, şu son bir buçuk yılın tüm saçmalıklarını; pandemiyi, zamansızlıktan mecburen taşınılan evi, berbat bir yeni işi, hepsini telafi etmek istercesine, sabahları martı sesleriyle dolduruyor yatak odamı. Martı sesleri için minnettarım Allah’ım. Bir hekim olarak mecburen olayın fazla içinde … Okumaya devam et Hangi Normal?

Sayın Her Şeyi Bilen

Şimdi size bir insan grubunu tarif edeceğim. Sonra hepiniz; “ya bu anlattığın bizim … ya!” diyeceksiniz. Çünkü hepimizin çevresinde bu insanlardan en az bir tane var. Kim bu insanlar? Aşağılık kompleksi diye bir şeyin psikolojide yeri var mı bilmiyorum. Yoksa bile hepimiz bu kelimelerin tanımladığı davranış şeklini artık biliyoruz. Bunu derinlerinde tutan birtakım insanlar bunu narsisizm ile birleştirip ortaya bir kişilik çıkarıyor ki sormayın. Eğer … Okumaya devam et Sayın Her Şeyi Bilen

Boğuk İkindi

Bakın, oradaki gözyaşı, gözün iç köşesinden burna doğru yuvarlandı, başın durduğu meyilden ötürü. Muhtevası gereği neşeli duran organze toka ise kendinden beklenmeyecek acımasızlıkla bir ağrı sapladı saçlarını tutmakta olduğu başa. Boğucu bir yaz gününün yapış yapış ikindisi, batan güneşin dolduğu bir odadaydı, iki kişi. Ağrılı başını sıvazladı beriki; ama gözyaşına herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bir dize okumuştu ta bir zaman, hangi şair, hangi şiir deseniz … Okumaya devam et Boğuk İkindi

Duvarlar, sesler ve saire – Yaz mevsimi

Bugün evdeyim. Biraz dinleyeneyim, diye düşündüm. Film açarım, uzanırım koltuğa. En azından birkaç saat beni kimse rahatsız etmez. Uzun zamandır şöyle bir ara vermiyordum. Koltuğun keten dokusunda elimi gezdirirken, bu koltukları alırken yaz mevsiminde kullanımı daha uygun olur, diye düşünerek ketende karar kıldığımı geçiriyorum içimden. Ne doğru bir karar! Elimi kumandaya uzatıyorum. Şöyle izlenecek bir film bulayım hemen. Henüz birkaç film arasında seçim yapmaya çalışırken … Okumaya devam et Duvarlar, sesler ve saire – Yaz mevsimi

Dondurmalı Sufle

O ahşap sandalyenin üstünde ne kadar rahat olunabilirse o kadar rahat. Sırtını duvara vermiş, yüzünü meydana dönmüş, öylece oturuyor. Başından omzuna dökülen saçlarını el yordamıyla dolamış, sonra da bu lastiksiz topuzu başıyla duvar arasına sıkıştırıvermiş. Kirpiklerinin lekelediği camların arkasından biraz pasaklı ama net bakıyor dünyaya. Dünyadan kastı iste bu dört duvar. Huyudur, ötedeki berideki insanları dinliyor. Sağdan sola doğru bütün masalara sırayla kulak kesiliyor, hoş … Okumaya devam et Dondurmalı Sufle

Friends: The Reunion

Hepimizin sabırsızlıkla beklediği o an geldi ve nihayet 27 Mayıs’ta Friends: The Reunion gösterime girdi. Ben tabii ki ilk günden izleyemedim bkz. yeni annelik durumları artı çalışmakta olduğum bir sınav. Ama çok geçmeden yetiştim. Ve hemen ardından, bu yazıya bile girişmeden bir arkadaşla (Ezgi) kritiği bile yapıldı çünkü kritikleri severiz. Sanırım bahsetmemiz gereken ilk nokta, artık karınca sürüsü gibi çoğalmış halleriyle hiçbir üyelikli platformun bu … Okumaya devam et Friends: The Reunion

Film İncelemesi – Ahlat Ağacı

Nuri Bilge Ceylan filmlerinden biridir. Birkaç filmini izledim ve onlar da beni etkiledi. Ama en çok etkileyen Ahlat Ağacı filmi oldu. Senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, eşi Ebru Ceylan ve Akın Aksu birlikte yazmışlardır. Yönetmen koltuğunda tahmin ettiğiniz üzere Nuri Bilge Ceylan yer almaktadır. Çok fazla ipucu (spoiler) vermemek için her sahnesini ayrı ayrı anlatmayacağım. Bana Türkiye’yi anlatan bir belgesel sorsalar bu filmi öneririm. Filmi bitirdikten … Okumaya devam et Film İncelemesi – Ahlat Ağacı

Adem ile Havva’ya

Uçsuz bucaksız bir boşluk düşünün. Herhangi bir ses, bir nesne veya bir uyaranın olmadığı. Beyaz dışında başka bir rengin, dokunun, kokunun barınamadığı öylesine bir yokluk işte. Avazınız çıktığı kadar bağırın şimdi de, durun ve biraz dinleyin, yankı da yok. Topuklarınızla baldırlarınıza çarpa çarpa koştuğunuzu hayal edin sonra da, oradan oraya, amaçsızca. Dinlenip, aynı kısır döngüye tekrar tekrar girdiğinizi sonra. Tam olarak buydu gördüğüm rüya. Uyandığımda … Okumaya devam et Adem ile Havva’ya

Ben Yirmili Yaşlarında Bir Çocuğum

Ben daha yirmili yaşlarında bir gencim. Hayattan tek isteği dilediği gibi yaşamak olan bir genç. Kimsenin ne dediğine bakmadan, başkalarının kendi geleceği ile ilgili kararlar almasını engellemeye çalışan bir çocuk. Bir kız, bir erkek veya kendini nasıl hissediyorsa… Aynı zamanda herkesin kendisiyle ilgili yaptığı yorumlardan da sıkılmış birisiyim. Toplumun “Sen kızsın, hanım kız gibi davran.” demesinden veya “Sen erkeksin, adam gibi ol.” söylemlerinden bıkmış ve … Okumaya devam et Ben Yirmili Yaşlarında Bir Çocuğum

Podcast İncelemeleri 3 – Bunu Ben de Yaparım

Podcastlerin artık isteyen herkesçe erişilebilir olduğu su götürmez bir gerçek. Bilgisayarlarımıza, telefon ve tabletlerimize girdi. Kimi zaman yolculukta, kimi zaman yemek yaparken,  kimi zaman sadece otururken yancımız oldu. Sorumluluklarımızı kenara biriktirip canımızın istediği şeyleri yapmakta da yardakçımız oldu demek argo kaçmaz umarım (kaçsın be). İbrahim Selim’i hepimiz biliriz. Kimi filmlerden, kimi tiyarolardan, kimi youtube kanalından. Bir de podcastinden bilin istedim. O değil de arkadaşlar İbrahim … Okumaya devam et Podcast İncelemeleri 3 – Bunu Ben de Yaparım

Duvarlar, sesler ve saire – Monotonluk

Dünyanın en gereksiz parçasına dönüşüyorum sokaktan arabalar geçtikçe, köşeyi dönen fren sesleri sokakta yankılandıkça… Uzaklardan duyulan kahkahalar odanın içini kapladıkça, odanın demirbaşı haline gelmiş keder duvarları zorladıkça… Artık canımın bile acımadığını fark ettikçe… Bir karadeliğe kapılmış gibiyim. Düşüyor muyum yoksa savruluyor muyum?  İstesem durabilir miyim, boşlukta asılı kalabilir miyim? Herkesin yapılacak işleri var. Benimse yapılacak işler listem. Upuzun. Önce yazıyorum tek tek, bir süre listeyi … Okumaya devam et Duvarlar, sesler ve saire – Monotonluk

Satılık Fikirler Dünyası

Söylenen her şeyin doğru olduğuna inandığımız bir yaş dilimi vardı hani. Sorgulama ihtiyacı hissetmediğimiz, daha doğrusu insanların niye yalan yanlış konuştuğunu/yaşadığını anlamadığımız bir zaman dilimi… Şimdi o günleri özlüyor muyuz? Konumuz biraz bu durumun ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan şüphecilik. Bir şeylerin gerçekliğini sorguladığımız zaman şüphe kaçınılmaz olarak gelecektir. Fakat bir yerden sonra insan bu durumun ilk durumdan daha korkunç olduğunu fark ediyor. Neden mi? Çünkü … Okumaya devam et Satılık Fikirler Dünyası

Solumuzda dağın etekleri, sağımızda geniş bir ova. Önümüz bir göl, arkamızda ada.

Bir düşünsenize; Tanrı adına bir kent yapıyorsunuz ve yüzyıllar sonra kalıntıların üzerine asfalt dökülmüş. Bu ülkemizdeki birçok az bilinen antik kentin başına gelen bir olay olsa da bu sözleri Bursa Gölyazı beldesinin altında yer alan Apollonia Ad Rhyndacum kenti için söyledim. Evet yanlış duymadınız, tam olarak şehrin altında bir antik kent… Bir önceki yazımda bahsettiğim Nikea kentinin başkenti olduğu Bitinya Devleti’nin sayfiye yeri sayılabilecek bir … Okumaya devam et Solumuzda dağın etekleri, sağımızda geniş bir ova. Önümüz bir göl, arkamızda ada.

Leylaklardan Birinin Gölgesi

Leylaktan yana şansım var. Lisemin bahçesinde de yan yana açardı leylaklar, toplar toplar bitiremezdik. Şimdi yaşadığım mahallede de öyle. Mutlu bir renk, ballı bir koku. Gördüğüm yerde rengiyle, kokladığım zamanda kokusuyla neşeliyim. Öyle de olsun zaten.  Hüzünlü biri sayılmam esasen, gözlerimde buğu yoktur. Çoğu kez yüzüm güler sanki içimde şakıyan bir kuş vardır. Ne iyidir ne kötüdür bilemem, ancak taşıveren neşemi severim. Bu neşe muzır … Okumaya devam et Leylaklardan Birinin Gölgesi