Vedasız Bitişler

Kimileri sever vedayı, kimileri hiç istemez veda etmeyi. Vedalar hüzünlüdür evet ama bazen olması gerekendir. Bittiğini o zaman anlarsın. En azından yaşananlara bir saygıdır benim gözümde. İyi veya kötü ne yaşandıysa hepsine eyvallah demektir. Vedasız biten ilişkiler bana hep yarım kalmışlık hissi verir. Bir anneye, babaya, sevgiliye, arkadaşına veda etmeyip, sanki o hayatına hiç girmemiş gibi devam etmeye başladığında insanın içinde bir şeyler oturur. Nedir … Okumaya devam et Vedasız Bitişler

Zeus’un Baltasını Bekleyen Kent

Bir karayolunda giderken gözünüze dev bir tapınak çarpsa, o tapınağa girmek için bakarken hemen girişinde duran trafik polislerinden ceza yeseniz ve ceza yediğiniz polisin hemen yanından ören yerine girseniz… Belki böyle bir güzelliğin karşısında yaşadığım bu olaylar sizlere kötü bir komedi sit-com’u senaryosu gibi gelebilir fakat Euromos’un Zeus Tapınağı’nı görseniz hemen direksiyonu oraya kırmanız işten bile değil. Tabii ki buraya gelmeden önce planlarımı yapmıştım. Euromos’ta … Okumaya devam et Zeus’un Baltasını Bekleyen Kent

Bir Ankara Gecesi ve Can Bonomo’yu Sevmek Üzerine

“Pamuk, sen öyle üşürsün, atkını sar göğsüne.” diyorum. Hak veriyor ki kıvırlarını da alıp bazaya koşuyor sevdiğim ve sonra atkısı boynunda dönüyor.  Yabancı hareketlerle çıkıyoruz, eh, nicedir geceleyin dışarı çıkmamışız. Ankara’nın ekim sonu geceleri biraz gavurdur, sabah hırkanı zor bela üstünden söken güneş çekilmiştir. Bu gece de Ankara’nın şanına yaraşır, tastamam. Soğuğun içinde hoplaya hoplaya merdivenleri iniyoruz, keyifliyiz, laflıyoruz, bakıyorum biz de tastamamız. Ancak buraya … Okumaya devam et Bir Ankara Gecesi ve Can Bonomo’yu Sevmek Üzerine

Netflix Sohbeti: Aşk 101 ve Valeria

Bayadır kapalı olan Netflix üyeliğimi iki ay önce yeniden aktif ettim. Bunun iki sebebi var: (lütfen okurken herkesin guilty pleasureları olduğunu unutmadan okuyun) Aşk 101 ve Valeria. Evet, lise dizisi gördüm mü izlemek zorundayım. İlk sezonu izlerken de, sürekli saçmalıklarını konuşsak da, farklı bir proje olduğunu kabul ederek izlemiştik. Hani şu laboratuar sahnesi falan. Ya da su altı. Böyle şeyler. Ama demek ki bu da … Okumaya devam et Netflix Sohbeti: Aşk 101 ve Valeria

Yeni Başlayanlar İçin Aktif Trafik Rehberi

Merhaba sevgili okur (ya da sürücü mü demeliyim), öncelikle trafiğe yeni başladım sayılmaz, geçenlerde ehliyetimin 11. yaş gününü kutladık. Ancak tabii ki her Türk gibi ehliyeti alıp bir süre cüzdan istirahatine çektim. Aktif olarak asfalt dünyasına girmesi yaklaşık 6 yılı devirdi. Düşündüm de aslında yeni de başlamış sayılabilirmişim. Neyse. Konumuz bu değil. Bu yazıyı aktif trafik dünyasında paparazzilere poz verirken, tuvalette makyajımı tazeleyip suratıma sahte … Okumaya devam et Yeni Başlayanlar İçin Aktif Trafik Rehberi

Burası Gün Batımında Bir Başka

Çok uzaktan bir antik kente yaklaşıyorduk. Gün batımına 3-4 saat olduğu için güneş yavaştan batıya doğru yönelmiş ve gözümüzün içine baka baka batıyordu. “Utanmaz güneş, sen nasıl bu güzel antik kenti görmemizi engellemek için batarsın!” gibi bir serzenişi içimizden geçirdiğimiz zaman birazdan pişman olacağımızı bilmiyorduk tabii ki. Meğer burası gün batımında bir başka güzel oluyormuş. Edremit Körfezi boyunca denize paralel ilerleyerek zar zor ulaştık Behramkale … Okumaya devam et Burası Gün Batımında Bir Başka

Festival Neydi? Festival Emekti (works both way)

Kahve festivaline ilk defa katılıyorum. Aslında festivallerden, fuarlardan kaçınıyorum bu şehirde. Bu pandemiden önce de böyleydi, o kaosu, karmaşayı kaldıramıyorum, değmiyor. Bir defa Teknofest’e gitmeye niyetlenmiştik, o gün olanları Allah düşmanımın başına vermesin. O tabii ki biraz daha farklı bir organizasyon, çok farklı destekli vs. ama ben Contemporary Istanbul’a da bir defa gittim ve onun da tekrarı olmayacak. Bu sene bir şekilde gitmeye karar verdim. … Okumaya devam et Festival Neydi? Festival Emekti (works both way)

Hayallerimde Sen

Kalbimin  özleyen yerleri acıyor, Sanki cam kırıklarını art arda saplarcasına. Korkuyorum, Niye biliyor musun? Olur da birgün gözyaşlarımda boğulurum diye. Tutunamıyorum… Sonra, sonra göğe bakıyorum, Bütün endamıyla, en güzel mavisini giyinmiş süzülüyor adeta, Kar beyazı bulutların içine hayallerimi bir bir yazıp üflüyorum, Hayallerimin merkezinde ise SEN! Aklımın, sefil ruhumun en kuytu köşelerine kadar benliğimi saran, Buram buram “SEN” kokan hayaller, İşte tam da o an, … Okumaya devam et Hayallerimde Sen

Hayat Müzikali

Hayatımız, müziğin ve müziği oluşturan ögelerin yansıması aslında; bazen seviniyor bazen üzülüyoruz. Bu iniş çıkışlar, hüzünler sevinçler; kısacası zıtlıklar hayatın tadı tuzu. Yaşamımızdaki kişiler nota, biz ise sol anahtarıyız. Nota çizgileri önemsediklerimiz; yani doğrularımız, yanlışlarımız diyelim. Eser, diğer bir bakış açısıyla hayat; sol anahtarıyla yani bizimle başlıyor, zamanla notalar, çizgileri olan yerlere yani önem verdiğimiz bölümlere yerleşip eserdeki nota değerlerine, diğer türlü de yaşamımızdaki yerlerine … Okumaya devam et Hayat Müzikali

Hayalet Antik Kent – Bu Şehirde Hiçbir Şey Yok

Efes Antik Kenti’nden çıkıp sahile doğru yola koyulmuştum. Pamucak plajını geçtikten sonra İzmir’in Seferihisar ilçesine doğru sahil yolundan devam ettim. Klaros, Kolophon ve Notion yazan kahverengi tabelaları görünce durdum ve bunlardan ilkine girme kararı aldım. Seçtiğim bu şanslı tabela Notion Antik Kenti’ni gösteriyordu. GPS yardımı ile kenti arama çalışmalarım bir hayli sürdü. Fakat bir türlü antik kente benzeyen bir şey bulamıyor, merakım ve bununla paralel … Okumaya devam et Hayalet Antik Kent – Bu Şehirde Hiçbir Şey Yok

Saatli Günce – 3

Saat 17:05. Salah Birsel okuyorum bir süredir. Esasında Nezleli Kargı adlı kitabı bende 1 ayını tamamlamak üzere. Hala bitiremedim. Günlük gibi yazılmış bu kitabın başta dili biraz ağır geldi. Konuları da pek ilgimi çekmemişti (arada verdiği ilginç bilgileri yine de çevremdekilerle paylaştım). Ancak sonradan sonradan sarınca kitabın süresini uzattım. İyi ki de yapmışım. Enteresan bir dili var Birsel’in. Bu kitabın tarzı da tam olarak benim … Okumaya devam et Saatli Günce – 3

Modanın Bencesi

Moda, hayatımın baş tacı yaptığım alanlardan biri olmasına rağmen, şimdiye kadar bu konuda yazmamış olmamı fark etmemle bu yazıya başladım. Moda üzerine sayfalarca yazabilirim. Yükseltebilirim, yerebilirim. Moda, çok zarif, çekici, pratik giysilerin üretildiği bir alan olmasının yanı sıra çok saçma şeylerin sadece dikkat çekmek için yapıldığı da bir alan. İnsanı rezil de eder, vezir de dediklerinden tam da! “Absürt olsun, konuşulsun, dikkat çeksin de nasıl … Okumaya devam et Modanın Bencesi

Düzensizliğe evril(eme)me!

Camdan bir fanusun içindeyim. Önümdeki tuvalde fırça darbelerini oradan oraya vuruşlarımı seyrediyor bedenimden ayrılmış ruhum. Kendi mücadelemi izlerken, etrafımı gözlemleme fırsatı buluyorum: hırslar, entrikalar, türlü türlü alavere dalavereler, çoğunluğun etrafına adeta karabasan gibi çökmüş. Kimileri bile isteye, kimileri ise bilmeden kendi Frankenstein’ını yaratmış aslında, o Frankenstein’ın kendi sonu olacağını bilmeden belki de. Değişen neydi peki? Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü tüm istikrarıyla sürerken, değişen, kendi … Okumaya devam et Düzensizliğe evril(eme)me!

Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Dostlar, bu sayıda bir öyküm yok ama aklımda bir vecize var: “Her şeyin bir raf ömrü var.” Zira süt kesilir raf ömrü geçince, yoğurt ekşir, sabır taşar örneğin; aşk ise acır. Peki ya dostluklar? Bunu yeni keşfettim, bakın, burası önemli: uzay boşluğunda kaybolur. Çekeleyip durduğun dostluğun ucunu, kaçası olan uçan kırmızı balonu bırakır gibi bırakırsın ve dudağının kenarına sabitlediğin kırık tebessümünü, her yetişkin bireyin er … Okumaya devam et Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Kemancı

İnceden bir hicaz taksimi Derdim kadar derinden çal kemancı Çünkü üç kadehte dinmez Biliyorum Ruhumdaki tarifsiz sancı Nağmelerin işlesin ruhuma Ağlamak istiyorum her notada Aşk ile dönen bir Mevlevi gibi Dönüyordu başım bir zamanlar Şimdi ne başım bana yar Ne de aşktan eser var Geride sadece Önce küçük bir tebessüm ettirip Sonra sessiz sessiz ağlatan Hatıralar… Çal be kemancı Bu garibin gönlü olmuş Dertli bir … Okumaya devam et Kemancı

Eylül Zamanları

‘Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle’ Ne güzel demiş Turgut Uyar. Zamanın acımasız gidişini hatırlamak için hep bu dizeleri söylerim içimden. Söylerim ama hep içimde bir şeyler acır. Sanki elimden bir şeyler kayıp gider. Eylül ayına aşığım. Her başladığında içimde korku olur ama yanında umut da oturur. Farklı duyguları aynı anda yaşayıp ne olduğunu anlamaya çalışırken içime kapanmaya başlarım. Çevremdeki insanlar … Okumaya devam et Eylül Zamanları

küçük prens*

Üniversitedeyken, akıllı telefonlar ve Instagram hayatımızda nisbeten yeniyken, fotoğraflarımı fitrelemek için bir aplikasyon kullanıyordum: B612. Sevimli filtreleri vardı ve tercihe bağlı olarak bu aplikasyon ile düzenlediğiniz fotoğrafların köşesine uygulamanın logosunu iliştirebiliyordunuz. Logo ne mi? Fil yutmuş bir boa yılanı. Evet, belli ki bu app Küçük Prens seven birileri tarafından dizayn edilmişti. Bunun o zaman da farkındaydım ve bu bana ayrı bir keyif veriyordu. Aslında hakkı … Okumaya devam et küçük prens*

İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

27 yıldır dünyadayım. Bir 27 yıl daha geçse yine idrak edemediğim yahut ancak idrak ettiğim birçok şey olacak, biliyorum. Yeni yeni idrak ettiğim çok şey var. Keşfettiğim demiyorum, çünkü ben kelimenin tam anlamıyla idrak ettiğimi hissediyorum. Yeni bir yaş alıyorum bugünlerde. Evet evet alıyorum, böyle demek hoşuma gidiyor. Bu yeni yaş bana daha derin düşünceler veriyor. Bilmediğim duygularla tanışıyorum ve şaşırıyorum; insan için yeni şeyler … Okumaya devam et İyi ki Geldin, Ne İyi Geldin Yeni Yaşım

İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

İnsanlar maskelerini ne çok seviyor.*Sabahın 5:37’sinde bir sebepten üç saattir uyuyamıyorum. Aslında bu uzun zamandır devamlı olan bir şey, buna alıştım. Ama bu sabah, bu şarkı sözü aklımın içinden gitmiyor. Gitmediği gibi şarkı aklımda ilerlemiyor da sözlerini bildiğim halde sadece bu cümle dönüp duruyor. Bir cümle kaç kere tekrarlanabilirse o kadar kere tekrarladı aklım. İnsanlar maskelerini ne çok seviyor… İnsanlar ve maskelerini düşünüyorum. Maskenin altındaki … Okumaya devam et İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

Eylül Mutlusu

Serin bir rüzgâr önce ayaklarıma sonra omzuma değiyor, yavaşça dönüp nevresim için yanımda uyuyan sıcaklıkla itişmeye başlıyorum. Nevresimin bir ucunu kurtardım mı tamam, sokulup ısınabilirim. Ancak uyku bünyemden bir kez ayrılınca rahat duramıyorum. Azıcık ısınıp usulca yataktan süzülüyorum. Çekmecemden komik renkli bir çorap bulayım, şu hırkayı da omzuma takayım, artık hazırım! Mırıl mırıl ayağıma takılan Viz’i yakalayıp zorla burnundan öpüyorum ve aheste revan mutfağa varıyorum. … Okumaya devam et Eylül Mutlusu