Laf Lafa

Yazmak bir terapi çeşidi olarak kullanılıyor. Küçük şeyleri büyütüp dev yapan biri iseniz, özellikle karşısında şekilden şekle gireceğiniz nice stresi yazarak def edebileceğinizi biliyor muydunuz? Haha, tabii ki biliyorsunuz. Yoksa ne işiniz var burada, değil mi ama? Neyse, yazmak terapi olduğu kadar aslında insana zihin egzersizi de. Şöyle bir drone’a binip 50-100 metre yükselseniz, çerçevenin içinde görseniz kendinizi, fena mı olurdu? Ben yanıtlayayım. Fena olmazdı … Okumaya devam et Laf Lafa

T-L-O-S

Şu an okuduğunuz satırlar İstanbul’un korunaklı bir sitesinde yazılıyor. Düşünsenize bizden 2500 sene sonra gelen arkeologlar bugünlerdeki kentleşmeyi nasıl yorumlayacaklar acaba. “Ucube” demekten başka bir şey ağızlarından çıkmayacaktır diye düşünüyorum. Neyse canımı sıkan bu konu ile başladım yazmaya fakat güzel bir yere gidiyoruz. Fethiye’den çıkıp sahil yolundan Kaş’a doğru gittiğim bir günde yol üzerinde bir kahverengi tabela görüyorum. Buralarda görmeye alıştığımız renkteki tabelalardan birinde ne … Okumaya devam et T-L-O-S

Eylül Sesi

Yazın son demleri sabrın da son demleridir benim için. Burnunun ucuna kadar gelmiştir yazın katlanılmazlığı. Her sene yazın sonbahara devşirdiği bir gün olur mutlaka. Yıllardır tuttuğum günlüğün o günkü sayfası mutlaka doludur. Yazı sevmeyen bir insan olarak sonbaharı fısıldayan o günü hiç atlamam. İçim kuş olup uçar o gün. Ayaklarım tüm dünyayı arşınlayabilecekmiş gibi bir kuvvetle dolar. Tüm yaz içimde kıpırdamadan duran bir potansiyel enerji … Okumaya devam et Eylül Sesi

Ağustos Yine Bildiğimiz Gibi

Ağustosun sonuydu ve Ankara kaynar bir kazan gibi fokurdayıp duruyordu. Aklım olmadık çalışıyordu, midem yanıyordu, içim bir sıkılıp bir açılıyordu. Neden sonra anladım çok yorulduğumu. Adım adım değil bir perdenin kalkışı netliğinde berraklaştı yorgunluğum, geldi karşıma oturdu. Ben de kucakladım yorgunluğumu gittim yatağıma uzandım. Hava da bunu beklermiş gibi insafa geldi birden, bir yel yaladı parmak uçlarımı. İşte ben ve yorgunluğum koyun koyuna yatarken öğrendiklerimi … Okumaya devam et Ağustos Yine Bildiğimiz Gibi

Çabuk olun ! Telmessos’un üzerine tatilciler gelmeden…

Dalaman Havalimanına inmiş öylece etrafıma bakıyordum. Ucuz uçuş olsun diye sabah 4 uçuşunu almış olmamla alakalı bir mahmurluktan dolayı olduğunu sanıyordum. Birazdan uykumu kaçıracak harika şeyler göreceğimi bilemezdim ki… O gün rotam Fethiye’yi gösteriyordu. Arabaya atladığım gibi havalimanından çıkıp düştük yollara. Yolda 80’ler Türkiye’sinden kalmışçasına yalnızca nakit ödeme ile geçilen ve yolu kısaltacağı yerde uzunca kuyruklar oluşturup uzatan Göcek Tünelinden de mecburen geçiyorum. Sanıyorum ki … Okumaya devam et Çabuk olun ! Telmessos’un üzerine tatilciler gelmeden…

Çıkarımlar 3 – Hayal Kırıklığı

Hayata dair tüm dersler hayal kırıklığıyla başlar. Hayal kırıklığı insana önce ufak çaplı bir inkar ve şok getirir. İdrak, üzüntü ve kabulleniş bir sonraki basamakta yer alır. Ondan sonra da karamsar öngörülerde bulunmak şeklinde devam eder silsile. Karamsar öngörüler diyorum, bu, içinde yanlı olmayı barındırır, her şeyin kötü ihtimallerine odaklanmayı, kötü olanları devleştirmeyi falan. Bu aşamada alınan kararlar gerçeği yansıtmaz. Olayları çözmekten uzaktır, fevridir, çoğu … Okumaya devam et Çıkarımlar 3 – Hayal Kırıklığı

Kaptanın Seyir Defteri: Nerede Kalmıştık?

O kadar olmuş ki yazamayalı, ama tarihlere bakınca da sebebini öyle iyi anlıyorum ki. Son aylarda Burak’ın iş nedeniyle çok fazla seyahat etmesi ve benim Ömer’le bolca yalnız vakit geçirmem bununla çok ilişkili görünüyor. Aramıza yeni katılanlar için kısa özet: Oğlumuz 17 aylık. Ona hamileyken düşündük, taşındık; bebeğe benim bakmam konusunda hemfikir olduk (Yani gündüz). Böyle yazınca ne kadar aklıselim geliyor kulağa, değil mi? Gerçekte … Okumaya devam et Kaptanın Seyir Defteri: Nerede Kalmıştık?

Şehrin Altında Bir Antik Kent

Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesindeydim. Buraya, buralı herkesin bildiği fakat kimsenin birbirine itiraf edemediği bir gerçeğin peşini sürmeye gelmiştim. Tüm ilçede inşaatların altından antik kalıntılar çıkıyor; ya sit alanı olduğu ortaya çıkmasın diye üzerine betonu döküp kimseye çaktırmadan devam ediyorlar, ya da onlara zarar vermek istemiyorlarsa derin temeller olmadan güvenli olmayan binalar inşa ediyorlardı. Nereden bakarsanız bakın, bu cinayet. Biri yalnızca tarihi katlederken; diğeri hem tarihe, hem … Okumaya devam et Şehrin Altında Bir Antik Kent

Zor Zamanlar

Son zamanlarda bazı arkadaşlarımdan, “Artık eskisi kadar şiir okumuyorsun, aslında çok güzel genç şairler var, biraz takip etsene, hem düşük olan yaşam enerjin biraz yükselir” gibi tepkiler alıyorum. Bu yorumlara ve arkasından gelen sorulara cevabım hep aynı, “elimde değil…”. Neden böyle bir şey insanın elinde olmasın ki, on yıldır yaptığın gibi biraz şiirin başına otur, sevdiğin şairlerin en sevdiğin şiirlerini karıştır hiç olmazsa?” sorusu da … Okumaya devam et Zor Zamanlar

Yas

Canım Viz’e, İlk görüşte vurulduk sana, girip kazaklarımın arasına oturduğunda. Endamlıydın, turuncuydun, sıcacık bakan yeşil gözlerin vardı. Canım benim. Nereden bulurdun o kadar sıcakkanlılığı? Onca yıldan sonra bile hâlâ akıl sır erdiremedik. Sana bakınca kalbi erimeyen kimseyi tanımadım. Sonra, o yarı aptal, yarı muzır tavırların. Sana söylediklerimin hemen hepsini anlardın ama hepsini dikkate almazdın, bilirdik. Sevildiğini bilmenin o güzel rahatlığı vardı hep üzerinde. Dünya patilerinin … Okumaya devam et Yas

Çıkarımlar 2 – Delilik

Delirmek akıllı olmaktan daha zor. Akıllı olsan en azından bazı kriterlerin, standartların ve form davranış biçimlerin olmak zorunda. Olamıyorsa da bir şekilde taklit mekanizmaları geliştirmen gerekir. Çünkü akıl tutarlılığı zorunlu olarak yanında getirir. Ayrıca öngörülebilir olmalısın. Mantık çerçevesinde olması gerekiyor tüm davranışlarının. Mantığa uygun olan akıllıca oluyor. Oysa deli olmak öyle mi? Düşünsenize, hiçbir kural, sınır yok! Sürekli bir şeyler yapacaksın ve kesinlikle akıllıca olmayacak. … Okumaya devam et Çıkarımlar 2 – Delilik

Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

İnsan kendisi giden olunca dönüp arkasına bakmaz ya, tam da öyle bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kalan olmamak için vaktinden önce gidenler var. Hakikaten var. Bu davranış biçimini nasıl tanımlarım bilemiyorum. Bir çeşit paranoya mı demeli? Geride kalma korkusuna feda edilmiş bir çeşit her şey yolundalık mı? Her şey yolundayken nasıl ipin üstünde yürür gibi dikkatlisindir, narin ve korkak adımlarsın ya her an bir şeylerin bozulmasından … Okumaya devam et Çıkarımlar 1 – İnsanları Anlamak

Canı Sıkkın

“Amaan, olduğu kadar be!” dedim. Üstüne yarı histerik bir kıkırdama bıraktım. Paçalarımı uçuştura uçuştura çıktım. Sıcak bir haziran günüydü, içimde iri bir parça canından bezmişlik, iki çorba kaşığı sıkışmışlık, bir tutam kendi suçunu da bilme, tadını verecek kadar alınmışlık vardı. Hepsi birlikte üstlerini geçecek kadar huzursuzluğun içinde kaynıyordu. Bitmeye yanaşan şeyleri nasıl uğurlarsınız? Ben duygulu da biriyimdir aslında, ama, ne bileyim. Öyle içimde bir kayıtsızlık … Okumaya devam et Canı Sıkkın

YAĞMUR ZAMANLARI

Gökyüzü de bazen ağlar. Taşıyamaz artık bazı yükleri. Atmak ister, içinden sökülüp atılmasını ister kötü şeylerin. Belki de o yüzdendir yağmurdan önce gökyüzünün kasvetli hale gelmesi. Bize içindekilerini göstermeye çalışıyordur. Her insanın yağmur zamanı vardır. Artık içinde duramayacağını anlamaya başlarsın. Bir yerlerde mutlaka çıkmaya başlayacaktır. Hatta bazen öyle denk gelir ki bulutlarla aynı duruma sahipsindir. O sırada dışarıdasındır. ‘Sen de mi?’ diye bağırasım gelir o … Okumaya devam et YAĞMUR ZAMANLARI

Zeus’un Baltasının Vurduğu Kent

Labranda ya da Labraunda’dan selamlar. Bir antik kent düşleyin şimdi. Etrafı taş ocağı sahiplerinin daha da zenginleşmesi için canını hiçe sayan kamyon şoförleri ile dolu olsun. Bir antik kent düşleyin, yollarının bozukluğu yüzünden bir binek araç oraya ulaşamasın. Bir antik kent düşünün terkedilmiş durumda olsun fakat konumu dolayısıyla kimsenin definecilik bile yapmaya gücü olmasın. Bu örnekleri çoğaltabilirim, fakat bir gerçeği değiştiremem. Daha önce hiç böyle … Okumaya devam et Zeus’un Baltasının Vurduğu Kent

Kestiğimiz Ahkamlar

Oturdum bin ahkam kestim. Çünkü yazar olmak bunu gerektirir. Yazar olmaya çalışmak da yazarlara öykünmeyi. Dolayısıyla yazar olmaya çalışan bir yazma meraklısı olarak yazarmış gibi davranmamı izah etmekte zorlanmam. Neyse. Ne diyordum. Yazarlar, evet, sürekli ahkam kesiyorlar. Son zamanlar okuduğum kitaplardan anladığım bu. Süreç şöyle işliyor: Bir konu bul, ortaya bir iddia at, çerçevesini oluştur. Üzerine birkaç cümle kurarak yapabilirsin bunu. Aman dikkat cümlelerin “kesin … Okumaya devam et Kestiğimiz Ahkamlar

Spoiler İçeren Film Tanıtımları 4 – Rüya

Sevgili seyirciler, bu yazıyı Türk sinemasının bir başka filmi için kaleme alıyorum. Seriye epeydir eklemeyi düşündüğüm bir filmden bahsedeceğim size. İzlediğim günden beri belki 2 yılı geçkin zamandır bu film hakkında yazmak istiyorum. Zira kimse izlememiş olduğu için çeşitli sanatsal sohbetlerde girişimde bulunup film hakkında konuşacak birilerine bulamamış olmanın hayal kırıklığıyla yaşıyorum epeydir. Zaten artık pes de ettim. Neyse burası da gayet uygun bir platform … Okumaya devam et Spoiler İçeren Film Tanıtımları 4 – Rüya

Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Some days are like the coffee you keep drinking despite the bad taste. Some days are like flowers that you see blooming…And, always remember: you will have lousy coffee and blooming flowers. We call it LIFE. As said, life is a roller coaster. It does not have any routine. There are always a lot of lows and highs. When you take the ride on a … Okumaya devam et Bad coffees vs. blooming flowers- which one is your direction towards?

Ana Tanrıça Adına İnşa Edilen Şarap Kenti

Aydın’daki ailemin yanından ayrılıp İzmir’deki bir arkadaşımın yanına gideceğim bir gündü. Sıcaklık 40 derecenin üzerinde olacak ki, yanıma yedek tişört almıştım. Bu konunun nereye varacağını düşünüyor olabilirsiniz. Açıkçası ben de bilmiyorum. O zaman haydi İzmir Torbalı’daki Metropolis Antik Kenti’ne gidelim. Yıllardır geçtiğim Aydın-İzmir otobanında yeni yeni yerleştirilmeye başlayan “Metropolis” yazan kahverengi tabelaları fark ediyorum. Tabii ki direksiyonumu oraya kırıyorum. Ören yerine yaklaşırken uzaklarda dağa doğru … Okumaya devam et Ana Tanrıça Adına İnşa Edilen Şarap Kenti

İyi Bayramlar

Hadi, saat yedi buçuk olmuş bile. Toparlandık çıktık desek yarım saat. İki buçuk saat de yol desen… 10.30 güzel bir pazar kahvaltısı saatidir ancak bir bayram sabahı için geç kalır. Bir an önce çıkalım! Ankara ile Eskişehir arası hızlı trenle bir buçuk saat çeker. Otobüse binsen üç buçuk. Arabanla gidersen çıkış noktana göre bin çeşit süre uydurulur elbet. Yalnız tam burada sormam gereken sorular var. … Okumaya devam et İyi Bayramlar