Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi.

Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel geçtiğinden çok, gecenin ne kadar balıklamasına içindeki acıya daldığından bahsetti. Ben dinledim, anladım, hak verdim, gözlerimi verdim, kendimi vermeye cüret ettim, o anlattı ben dinledim. Tüm suçum bu çektiğim acılara dair. Ona dair. Ben ona baktım, o gözlerime baka baka bana anlattı, bana ağladı. Benim nutkum tutuldu. Biliyorum, çok romantik, ne o, çok mu sıradan geldi?

Ne unutması; iki gece uyuyamadım, gözlerini, yüzünü göremedim diye. İki gece seni düşünmeden film izlemedim, bilirsin çok film izlerim, tüm bunlar yalnızlığımdan. Bir gece yalnızca bir gece tadabildim ruhunu, tadı damağımda kaldı. Oysa senden sonra, o geceden sonra, senin o melül bakışlarından, ağlamaya ramak kalmış gözlerinden sonra… Sonsuz bir analiz yapıldı tanrıların gözlerinden gözlerime.

Biliyorum, çok saçma, çok sıradan, üzgünsün, bitkin, yorgun, bir o kadar doldu gözlerin, bir o kadar dolmuştu yüreğin, diline vardı tüm anıların, sen bana döküldün, ben hazmettim, ben yuttum sana dair tüm acıları. Sen özgür ol, mutlu ol diye.

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi.

Git; gözlerime baka baka ağladın, korkmadan. Şimdi sesin çıkmaz oldu, çok mu korktun, git. Ne sana değer zaman, ne de bana dokundu şimdiye kadar mutluluk.

Duvar sessiz, pencere ferah, sonbahar bu, ne gezer mutluluk, bu son can çekişmeleridir ruhun.

Hissettirdiğin yalnızlık kurşun gibi, yeni yürümeye başlayan çocuğa saplanmış gibi. Azad edilmeyi bekleyen ruhun hapsi gibi. Öldür beni.

Öldür beni kadın, öldür beni. Anlamaz, anlatmam da asla. Sözü geçmez akşam sohbetlerinde. Kandırdın beni, kimse bilmez öldür beni. Çatlamış bir merdivendir ruhum, vur baltayı.

Öldür beni. Öyle sessizce gitmeye yoktur hakkın. İtiraz ediyorum vur baltayı, kopar başımı gövdemden. Hakkı yok, beynimin bu bedene sahip olmaya. Öldür beni kadın.

Müptela

gnfgnf

Yazmak için çabaları boşunaydı genç adamın,

Düşünüyordu saatlerdir,

Ancak aklındaki binlerce kelime kağıdın üzerinde düzenli bir şekilde dizilmiyorlardı,

Hem bu çaba yersiz değil miydi?

O binlerce kelime bir ahenk içinde kendiliğinden dizilmeliydiler öncelikle,

Daha sonra genç adama sadece dizilen o kelimeleri kağıda dökme işi kalmalıydı,

Evet onca yazma çabasının içinde kelimelere telkinler vermenin yanlış olduğunu anladı genç,

Ama yinede yazmalıydı genç,

Çünkü bir abisinin de dediği gibi yazmazsa delireceğini düşünüyordu,

Odanın içerisinde bir o yana bir bu yana gezerken aklında yalnızca bu düşünce vardı,

Yazmalıydı, yazmalıydı çünkü kafasının içindeki onca düşünce artık özgür kalmalıydı,

Çok zor olmamalıydı aslında,

Genç her zaman yazar yazar yazardı,

Yalnızca bir yerden başlamalıydı,

Ama zaten sorun da o değimliydi, o kadar düşünce arasından birini cımbızlamak,

Genç odanın içinde dolaşırken dışarıda yanıp sönen bir şeyler dikkatini çekti,

Tam da aradığı şey olabilirdi bu,

Adeta yazmak için bir kıvılcım, bir işaret bekliyordu,

Camın önüne yanaşan genç yıldızların kendine göz kırptığına şahit oldu,

Evet evet yıldızlar adeta gence göz kırpıyordu,

Bir anda duraksadı genç ve düşüncelerini, kelimelerini daha fazla aklında tutamadı,

Oturdu masanın başına ve aldı kalemini eline,

Kelimeler adeta kalemden dökülüyorlardı kağıda,

Öyle içten öyle derinden geliyorlardı ki onları kağıda dökmemek imkansızdı,

Ve genç yazmanın büyüsüne bir kez daha kapılmıştı,

Yazdı,

Yazdı,

Yazdı…

Hayat En Çok Bana Yakışır

Hayat en çok beklemek gibi.

Bir tren istasyonunda, bir otobüs durağında ya da şu bizim köşe başında.

Güneş doğarken, yaprak düşerken, günler gecelere devrolurken, ömrün kadar, zamansızca.

En güzeli yağmurlu bir günde pencere önünde yahut ağustos sıcağında akasya gölgesinde…

Hayat en çok beklemek gibi.

Anne misali. Karnında taşıdığı bebeğin gelişini beklercesine sabırla ve o karın içinde yuvarlanan bebeğin dünyaya duyduğu merakla.

Gittikçe büyüyen, büyüdükçe  güzelleşen, güzelleştikçe daha çok kanayan bir kalple. Kanamayı adet edinmekle… Kanaya  yana..

Beklemek gibi hayat.

İdam sehpasına yatırıp şüpheyi,

Gelecek ya da gelmeyecek olanı,

Ellerin ellerinde, ellerin ceplerinde, Okumaya devam et