Ağustos Yine Bildiğimiz Gibi

Ağustosun sonuydu ve Ankara kaynar bir kazan gibi fokurdayıp duruyordu. Aklım olmadık çalışıyordu, midem yanıyordu, içim bir sıkılıp bir açılıyordu. Neden sonra anladım çok yorulduğumu. Adım adım değil bir perdenin kalkışı netliğinde berraklaştı yorgunluğum, geldi karşıma oturdu. Ben de kucakladım yorgunluğumu gittim yatağıma uzandım. Hava da bunu beklermiş gibi insafa geldi birden, bir yel yaladı parmak uçlarımı.

İşte ben ve yorgunluğum koyun koyuna yatarken öğrendiklerimi bir tekrar edeyim dedim, edeyim ki kalsın ezberimde, unutmayayım. Ben, gönlümün heves ettiği bütün heveslere vururum kendimi. Oysa hiçbir yol dönülmez değildir. Çok yol almış olmak bir yolu bitirmenin sebebi değildir. Yorgunluk gerçektir ve vardır. İnsan tükenerek var etmeye mecbur değildir. Var olmak için bütün hevesler gerçeğe dönmek zorunda değildir. Göz kapakları zaman zaman bütün külçelerden ağırdır. Kapatmak hafifletmenin tek yöntemi olabilir. Vazgeçebilmek kendine saygı duymanın bir çeşidi olabilir zaman zaman.

“Şimdi,” dedim “hale yola koymak üzere olduğumuz bir işimiz daha var, evvela şunu bir bitirelim, bak sonu da gözüküyor.” “Sonra sıraya koyalım heveslerimi bakalım hangisi bana iyi geliyor”. Hem neyim var ki kendimden kıymetli olan? “Sen de uzat ayaklarını yorgunluğum”, “yalnız biraz müsade et, ben birazdan geliyorum.” “Hem bak eylül de geliyor, eylülün sonu da gelir.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s