Eylül Zamanları

‘Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle’ Ne güzel demiş Turgut Uyar. Zamanın acımasız gidişini hatırlamak için hep bu dizeleri söylerim içimden. Söylerim ama hep içimde bir şeyler acır. Sanki elimden bir şeyler kayıp gider. Eylül ayına aşığım. Her başladığında içimde korku olur ama yanında umut da oturur. Farklı duyguları aynı anda yaşayıp ne olduğunu anlamaya çalışırken içime kapanmaya başlarım. Çevremdeki insanlar … Okumaya devam et Eylül Zamanları

İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

İnsanlar maskelerini ne çok seviyor.*Sabahın 5:37’sinde bir sebepten üç saattir uyuyamıyorum. Aslında bu uzun zamandır devamlı olan bir şey, buna alıştım. Ama bu sabah, bu şarkı sözü aklımın içinden gitmiyor. Gitmediği gibi şarkı aklımda ilerlemiyor da sözlerini bildiğim halde sadece bu cümle dönüp duruyor. Bir cümle kaç kere tekrarlanabilirse o kadar kere tekrarladı aklım. İnsanlar maskelerini ne çok seviyor… İnsanlar ve maskelerini düşünüyorum. Maskenin altındaki … Okumaya devam et İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Dostlar, bu sayıda bir öyküm yok ama aklımda bir vecize var: “Her şeyin bir raf ömrü var.” Zira süt kesilir raf ömrü geçince, yoğurt ekşir, sabır taşar örneğin; aşk ise acır. Peki ya dostluklar? Bunu yeni keşfettim, bakın, burası önemli: uzay boşluğunda kaybolur. Çekeleyip durduğun dostluğun ucunu, kaçası olan uçan kırmızı balonu bırakır gibi bırakırsın ve dudağının kenarına sabitlediğin kırık tebessümünü, her yetişkin bireyin er … Okumaya devam et Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Platonik Aşk

Belki de aşkların en zorudur. Kendi kendine yaşar durursun. Karşıdaki kişinin haberi var mı, yok mu anlayamazsın. Fark etmiştir, diye düşünürsün. “Onun için çok şey yaptım. Herkes yapmaz.” falan dersin. Ama nerede?! Bir insan, bir insanın değerini bilmezken, benim ona aşık olduğumu mu fark edecek? O yüzden şarkılar, şiirler çıktı. Başka türlü nasıl atacak insan içindekini. İçin içini yerken, kimse anlamazken, herkes saçma buluyorken, kime … Okumaya devam et Platonik Aşk

Ben Galiba Garfield Oldum!

Kendimi hiçbir şey yapmak istemiyorken bulduğum çeşitli dönemleri yaşamıştım. Ve bu his bir “dönem” sürüp sonra geçmişti. Ama uzun zamandır bu hissin bir dönemi aştığı ve hayatıma gelip yerleştiği bir zamanı yaşıyorum. Evet hiçbir şey yapmıyorum. Kitap okumuyorum, yazı yazamıyorum, yapmam gereken işleri erteliyorum, insanlarla çok sık görüşmüyorum vs vs. Depresyonda mıyım? Hayır. Değilim, çünkü mutluyum aslında. Benim sorunum daha çok her ne yapıyorsam ya … Okumaya devam et Ben Galiba Garfield Oldum!

Sayın Her Şeyi Bilen

Şimdi size bir insan grubunu tarif edeceğim. Sonra hepiniz; “ya bu anlattığın bizim … ya!” diyeceksiniz. Çünkü hepimizin çevresinde bu insanlardan en az bir tane var. Kim bu insanlar? Aşağılık kompleksi diye bir şeyin psikolojide yeri var mı bilmiyorum. Yoksa bile hepimiz bu kelimelerin tanımladığı davranış şeklini artık biliyoruz. Bunu derinlerinde tutan birtakım insanlar bunu narsisizm ile birleştirip ortaya bir kişilik çıkarıyor ki sormayın. Eğer … Okumaya devam et Sayın Her Şeyi Bilen

İnadına

Merhaba sevgili okur, derginin bu sayısında herkesin sürekli maruz kaldığı ve sanıyorum az buçuk rahatsız olmaya başladığı bir ifadeden bahsedeceğim: İnadına. İnadına yaşa, inadına gülümse, inadına mutlu ol, inadına başar, inadına yap… Çokça türevini duyuyoruz her türlü sosyal mecradan. Önceleri reklamlarda, pazarlama politikaları aracı olarak kullanılan bu kelime, şuan herkesin diline pelesenk olmuş durumda. Bir gün bir arkadaş meclisinde, dertlendiğin sıra arkadaşının ağzından çıkıveriyor; “Onlara … Okumaya devam et İnadına

Kısa Bir Şey

Uzun yazılara vakit ayrılamadığını fark ettim. Hatta uzun uzun konuşulmak bile unutuldu. Kısa mesajlar girdi aramıza. Mektupların kıymeti varmış bence. İçindekini betimleyerek ve gerçekten ne hissettiğini hissederek yazmak sence de karşıdaki kişiye verdiğin değeri göstermez mi? Kısa tutacağım bu sefer çünkü içimdekini betimlemeyi uzun uzun yazmayı hatırlamaya çalışıyorum. Kısa bir şeylerle vakit geçirmeyi değil vaktimi uzun ve kıymetli şeylere yöneltmeye gidiyorum. Belki o yerlerde buluşuruz. Okumaya devam et Kısa Bir Şey

Spontan Radyo Yayını

Sanki bazı insanlar bazı şeylere çok kolay ulaşıyormuş gibi gelir ya bazen. Şanslı doğanlar falan. Belki gerçekten öyle olduğu durumlar da vardır. Ama ben artık şuna eminim; hangi kategoride, hangi alanda öne çıkmış olursa olsun; o kişi kesinlikle çok ÇALIŞMIŞTIR/ÇALIŞMAKTADIR. Başarının tesadüf olmayışı! Ama esas konuşmak istediğim, bakış açısının önemi. Yakın zamanda daha çok farkında vardığım bir şey, hayatım boyunca yapmak istediğim/isteyebileceğimi düşündüğüm her şeyin … Okumaya devam et Spontan Radyo Yayını

Sorumluluklarımız

Kelimeyi biraz daha uzatmak istedim aslında. Yeterince uzun değil mi, diyebilirsiniz, bence değil. Bazen bazı kelimelerin manasının ağırlığını fiziksel olarak da yansıtmasını isteyebiliriz. Çünkü çok uzun cümlelerdense o tek kelime her şeyi anlatsın isteriz. İşte tam da buna ihtiyaç duyuyorum şu an. Omuzlarımdaki sorumlulukları cümlelerce anlatmayayım da “sorumluluklarım” kelimesine birkaç tane daha -lu,luk hecesi ekleyeyim yetsin, istiyorum. Şikayet ediyorum gibi başladım ama etmiyorum aslında. Öyle … Okumaya devam et Sorumluluklarımız

Sessizliğimin Dünyası

Yalnız kalmanın nasıl olduğunu ya da sakin bir yerde yaşamanın verdiği huzuru anlatacağımı düşünmeyin. Çoğu kişinin deneyimlemediği bir durum benim anlatacağım. Aslında belli bir süre sonra bunu anlatmayı bırakmıştım. Yazıya da ilk defa geçireceğim. Çoğunuz benim işitme kaybım olduğunu bilmiyordur. Hatta işitme cihazı yardımıyla duyduğumu söylemek isterim. Merak etmeyin bu durumu dramatikleştirmeyi hiçbir zaman sevmedim. Bunu yapmak da istemem. İçimi dökmek gibi düşünün. Size bunun … Okumaya devam et Sessizliğimin Dünyası

İç Mahkemem

Ah sevgili okurum, çok dertliyim bu aralar! Günler hiç geçmezmiş gibi gelirken, aslında bir o kadar da çabuk geçtiğini fark ettim. Benim için biraz hayal kırıklığı oldu bu durum. Diyeceksin ki; ‘Bu mu dert ettiğin, başka neler var bu dünyada’. Farkındayım ama dünyada olup bitenler de çok fazla ve değişken, zaten dünyayla birlikte biz de evrilir olmuşuz. Evde tek başıma kaldığım zamanlar çok fazla düşündüm. … Okumaya devam et İç Mahkemem

Ah Muhsin Ünlü, Bağzıları ve Eh Tutianna

Alt Başlık 1: Yaşasın! Ne Kadar da İdeolojik Yaklaşıyoruz BirbirimizeAlt Başlık 2: Zaten Kırılmış Bir KızsınAlt Başlık 3: T. Sadece başlıklardan ibaret bir yazı olabilir bu. Çünkü neden olmasın? Zaten başlık, yazı içeriğini anlatması için seçilmiyor mu?Tamam tamam, uzatmadan bu başlıkların ne anlattığı hakkında biraz sohbet edelim, kabul buyurursanız efendim. Önce Ah Muhsin Ünlü’den başlayayım. Ah Muhsin Ünlü aslında hepimizin Onur Ünlü olarak bildiği bir … Okumaya devam et Ah Muhsin Ünlü, Bağzıları ve Eh Tutianna

Nasılsın Kızım?

Ön Not: Şimdiki yazıma başlarken ben Hümeyra’dan “Tutsana Ellerimi” şarkısını birden açmış buldum kendimi, belki okurken siz de açarsanız, birbirimize daha yakın hissederiz sevgili okuyucu, hem de bu ara müzik yazıları yazmamamın bir kefareti olur. Tek şarkıda yazıyı bitiremezseniz ya da biraz daha Hümeyra dinleyeyim, derseniz; “Kirli Beyaz Kedi” ile devam edebilirsiniz. Bugünlerde kafamın yoğunluğundan kendimi kaçıramıyorum. Öyle çok şey dolaşıyor ki aklımda, gözlerimi kapatıp … Okumaya devam et Nasılsın Kızım?

İstediğim İşte Bu!

Malum eskiden herşeyi Facebook’ta paylaşıyorduk; fotoğraflar, müzikler, fikirler, anlık durumlar, hissettiklerimiz… Whatsapp, Instagram bu kadar aktif değildi. Bir sürü grubumuz vardı; Facebook’ta sınıf grupları, duyuru grupları, ortak zevk ve fikirler için açılmış etkileşim grupları… O zamanlar yakın arkadaşlarımızla keşfettiğimiz yeni şarkıları, yazıları paylaştığımız küçük bir grubumuz vardı ‘Açıl Heybem Açıl.’ Heybemizde ne varsa dökelim, diye. Birden aklıma geldi, neler vardı, bakayım, diye girdim, kayboldum tabii … Okumaya devam et İstediğim İşte Bu!

Deneysel Şiirler 1 – Kör Yargı

Eskiden masamın rafında ortaokuldan kalma bir TDK sözlüğü bulunurdu. O sözlük şimdi nerede bilmiyorum. Muhtemelen taşınırken falan bir koliye girmiş ve oradan bir daha çıkmamıştır. Veya annem artık kullanmadığımızı düşündüğü ortaokul seviyesi Türkçe sözlüğü bir ortaokul öğrencisine falan vermiştir. Bilemiyorum. Neyse… Ders çalışırken sıkıldığımda elime bu sözlüğü alır, rastgele sayfalar açar, açtığım sayfalarda ilk gözüme çarpan kelimeyi bir yere not eder, yaklaşık 8-10 kelime biriktirirdim. … Okumaya devam et Deneysel Şiirler 1 – Kör Yargı

Bu Ne Biçim Dizi Böyle (!)

Ben bir dizi ya da film eleştirmeni değilim. Bunun için bir eğitim de almadım, bir tecrübem de yok. Ancak, on dört yaşındaki kardeşimin izlediğim diziye birkaç bölüm eşlik etmesinden sonra aramızda geçen bir sohbetten bu yazıyı yazmak istedim. Sanırım çoğu kişi 7 Numara dizisini bilir. Bilmeyeler de rahatlıkla erişebilir. Üç yahut dört bölüm kardeşimle izledik. Sonraki sohbet şöyle: Abla bu ne biçim dizi böyle  ! … Okumaya devam et Bu Ne Biçim Dizi Böyle (!)

İnceleme Cover IV: Unutama Beni

İncelemelerimize biraz ara vermiştik. Umarım özlemişsinizdir bu sürede. Ben yine dayanamayıp eskimeyen bir esere doğru yol aldım. Bu şarkıların gönlümdeki yerini artık sizler de fark etmişsinizdir. Sözleri, besteleri beni alıp götürüyor. Listenin bundan sonraki gidişatı nasıl olacak bilmiyorum ama şarkımız 1974’lere uzanıyor. Toplu İğne Beste Yarışması ile keşfedilmiş öğrendiğim kadarıyla, tahmin edersiniz ki birinci olmuş. İlk söyleyeni olan Esmeray ile başlayalım incelemelere; Esmeray Benim ilk … Okumaya devam et İnceleme Cover IV: Unutama Beni

Salgında Özlediklerim ve Minik

Bu ara hava hep kapalı ve İstanbul çok gri. Sonbahar melankolisinin dibine vurmuş durumdayım. Bunu, artık yedi aydan fazla zamandır uğraştığımız salgına ve biraz da son günlerde karnımı gözle görülür şekilde şişirmeye başlamış minik tırtıla bağlıyorum. Kendisi 18 haftalık haliyle artık bahse değer bir birey bence. Bu yazı da, zamanında korebenin karantinada neleri özlediğimden bahsettiğim bir resim altı yazısını okuyup, bu konseptte yazmamı ve BKnın … Okumaya devam et Salgında Özlediklerim ve Minik

İtirafımdır…

Sorsanız “Edebiyat dergisinde yazıyorum.” diyeceğim. Baksanız “Bu adam edebiyat dergisinde yazıyor.” dersiniz. Şiirden, edebiyattan, yazıdan, çizgiden, sanattan falan anlar yani. Fakat işin aslı öyle değil. Daha önce de hem yazdım, hem söyledim. Yazmak mesele değil, işin kolay kısmı. Hapşurdun mu? Git onunla ilgili yaz. Ayağını masaya mı çarptın? Git onu yaz. Asıl mesele başka birinin duygu ve düşüncelerini içine katarak, yazdığı eseri sindirerek anlayabilmek. Şu … Okumaya devam et İtirafımdır…