YAĞMUR ZAMANLARI

Gökyüzü de bazen ağlar. Taşıyamaz artık bazı yükleri. Atmak ister, içinden sökülüp atılmasını ister kötü şeylerin. Belki de o yüzdendir yağmurdan önce gökyüzünün kasvetli hale gelmesi. Bize içindekilerini göstermeye çalışıyordur. Her insanın yağmur zamanı vardır. Artık içinde duramayacağını anlamaya başlarsın. Bir yerlerde mutlaka çıkmaya başlayacaktır. Hatta bazen öyle denk gelir ki bulutlarla aynı duruma sahipsindir. O sırada dışarıdasındır. ‘Sen de mi?’ diye bağırasım gelir o … Okumaya devam et YAĞMUR ZAMANLARI

İyi Bayramlar

Hadi, saat yedi buçuk olmuş bile. Toparlandık çıktık desek yarım saat. İki buçuk saat de yol desen… 10.30 güzel bir pazar kahvaltısı saatidir ancak bir bayram sabahı için geç kalır. Bir an önce çıkalım! Ankara ile Eskişehir arası hızlı trenle bir buçuk saat çeker. Otobüse binsen üç buçuk. Arabanla gidersen çıkış noktana göre bin çeşit süre uydurulur elbet. Yalnız tam burada sormam gereken sorular var. … Okumaya devam et İyi Bayramlar

Kelebek Çiçeği

Taşınmayı sever misiniz? Biz taşındık, iki hafta kadar oldu. Son derece planlıydı. Yana döne arayıp bulduğumuz, kenarı köşesi tümden içimize sinen evimize. Biz de planlıydık üstelik. Koliler falan, haza organize. Efendim anneler babalar geldi, fonda Neşeli Günler müziği çalar gibi bir işin ucundan tutuldu, ustalardan yana şansımız güldü, öyle böyle derken her şey yerini buldu. “Ee?” diyeceksiniz, “Besbelli neşeli bir anı olacak.” Ben de öyle … Okumaya devam et Kelebek Çiçeği

Aman Ne Neşeli Kadın!

Sabahın serini yüzüme vuruyor. Keşke rahat bir eşofman üstüne hırkayla çıksaydım dışarı. Bakarsın yürümek bir noktada yetmezdi de koşmaya başlardım. Gereksizce engebeli bu mahallenin bir bayrından neşeyle kendimi bırakmayalı hani oldu. İnanmazsınız ben suratsız biri değildim. Gerçi inanırsınız belki. Şimdi de pek öyle sayılmam dışarıya karşı. Kendi içimdeyse suratım hep asık. Hep asık, güldüremiyorum içimin yüzünü. Neyse… Demem o ki, varacağım bir yer olmasa sabah … Okumaya devam et Aman Ne Neşeli Kadın!

Hayatımın Şarkısı

İlk defa bir yazıya başlarken nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Canım okurum, sana o kadar çok şeyden bahsetmek istiyorum ki, içim içimi kemiriyor. Ben bunu genellikle çok yoğun ve karışık duygular içerisindeyken yaşıyorum. Renklerim bir yandan canlanmaya çalışırken, sanki diğer yandan sadece siyah beyaz oluyor. Her şeyi açık anlatamıyorum, bunu biraz içime kapanık bir insan oluşuma bağlıyorum. Sadece şöyle anlatabilirim. Almak istediğin ama indirime girmesini beklediğin iki … Okumaya devam et Hayatımın Şarkısı

Merak, Beis ve Isırık

Bugün didaktik tarafı olan bir şey yazacağım. Belli ki itici olmayı göze almışım.  Bugün bahsedeceğim şeyden herkesin kafasının bir kenarında var, eminim. Nedir o? “Ya bize ne allasen” noktası. Fakat bu zavallı noktanın gayet cengaver bir rakibi var: Merak.  Aman ya Rabb’im o merak! “Biz sıcakkanlı milletiz”, “Ama biz yakın arkadaşız”, “Lakin yapmayın biz samimiyiz”, “Bizim aramızda öyle şeylerin lafı olmaz”, “Aman yahu onda ne … Okumaya devam et Merak, Beis ve Isırık

Hava bulutlu, sen nasılsın bugün?

-Hava bulutlu, sen nasılsın bugün? -Ben, kedi gibi sokulgan… Huyum değildir aslında bilirsin. Gelip geçecek rüzgârları her zerremle göğüslemeyi severim ama bu aralar değil. Buluttan mıdır nedir? Mutsuzluk desem ayıp olur, hayır, böyle ağırbaşlı bir hüzün yalayıp geçiyor gönlümü. Sıcaklığını bildiğim bütün kucaklara birer birer kıvrılasım var. Öğle vakti çıkabilecek yarım saatlik güneşin hatrına, saati saatin ucuna ekleyerek usul usul öğütüyorum günü, günleri. Sanki sırtımı … Okumaya devam et Hava bulutlu, sen nasılsın bugün?

Bir Ankara Gecesi ve Can Bonomo’yu Sevmek Üzerine

“Pamuk, sen öyle üşürsün, atkını sar göğsüne.” diyorum. Hak veriyor ki kıvırlarını da alıp bazaya koşuyor sevdiğim ve sonra atkısı boynunda dönüyor.  Yabancı hareketlerle çıkıyoruz, eh, nicedir geceleyin dışarı çıkmamışız. Ankara’nın ekim sonu geceleri biraz gavurdur, sabah hırkanı zor bela üstünden söken güneş çekilmiştir. Bu gece de Ankara’nın şanına yaraşır, tastamam. Soğuğun içinde hoplaya hoplaya merdivenleri iniyoruz, keyifliyiz, laflıyoruz, bakıyorum biz de tastamamız. Ancak buraya … Okumaya devam et Bir Ankara Gecesi ve Can Bonomo’yu Sevmek Üzerine

Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Dostlar, bu sayıda bir öyküm yok ama aklımda bir vecize var: “Her şeyin bir raf ömrü var.” Zira süt kesilir raf ömrü geçince, yoğurt ekşir, sabır taşar örneğin; aşk ise acır. Peki ya dostluklar? Bunu yeni keşfettim, bakın, burası önemli: uzay boşluğunda kaybolur. Çekeleyip durduğun dostluğun ucunu, kaçası olan uçan kırmızı balonu bırakır gibi bırakırsın ve dudağının kenarına sabitlediğin kırık tebessümünü, her yetişkin bireyin er … Okumaya devam et Raf Ömrü, Balon ve Uzay Boşluğu Üzerine

Eylül Zamanları

‘Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle’ Ne güzel demiş Turgut Uyar. Zamanın acımasız gidişini hatırlamak için hep bu dizeleri söylerim içimden. Söylerim ama hep içimde bir şeyler acır. Sanki elimden bir şeyler kayıp gider. Eylül ayına aşığım. Her başladığında içimde korku olur ama yanında umut da oturur. Farklı duyguları aynı anda yaşayıp ne olduğunu anlamaya çalışırken içime kapanmaya başlarım. Çevremdeki insanlar … Okumaya devam et Eylül Zamanları

İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

İnsanlar maskelerini ne çok seviyor.*Sabahın 5:37’sinde bir sebepten üç saattir uyuyamıyorum. Aslında bu uzun zamandır devamlı olan bir şey, buna alıştım. Ama bu sabah, bu şarkı sözü aklımın içinden gitmiyor. Gitmediği gibi şarkı aklımda ilerlemiyor da sözlerini bildiğim halde sadece bu cümle dönüp duruyor. Bir cümle kaç kere tekrarlanabilirse o kadar kere tekrarladı aklım. İnsanlar maskelerini ne çok seviyor… İnsanlar ve maskelerini düşünüyorum. Maskenin altındaki … Okumaya devam et İnsanlar Maskelerini Ne Çok Seviyor

Platonik Aşk

Belki de aşkların en zorudur. Kendi kendine yaşar durursun. Karşıdaki kişinin haberi var mı, yok mu anlayamazsın. Fark etmiştir, diye düşünürsün. “Onun için çok şey yaptım. Herkes yapmaz.” falan dersin. Ama nerede?! Bir insan, bir insanın değerini bilmezken, benim ona aşık olduğumu mu fark edecek? O yüzden şarkılar, şiirler çıktı. Başka türlü nasıl atacak insan içindekini. İçin içini yerken, kimse anlamazken, herkes saçma buluyorken, kime … Okumaya devam et Platonik Aşk

Ben Galiba Garfield Oldum!

Kendimi hiçbir şey yapmak istemiyorken bulduğum çeşitli dönemleri yaşamıştım. Ve bu his bir “dönem” sürüp sonra geçmişti. Ama uzun zamandır bu hissin bir dönemi aştığı ve hayatıma gelip yerleştiği bir zamanı yaşıyorum. Evet hiçbir şey yapmıyorum. Kitap okumuyorum, yazı yazamıyorum, yapmam gereken işleri erteliyorum, insanlarla çok sık görüşmüyorum vs vs. Depresyonda mıyım? Hayır. Değilim, çünkü mutluyum aslında. Benim sorunum daha çok her ne yapıyorsam ya … Okumaya devam et Ben Galiba Garfield Oldum!

Sayın Her Şeyi Bilen

Şimdi size bir insan grubunu tarif edeceğim. Sonra hepiniz; “ya bu anlattığın bizim … ya!” diyeceksiniz. Çünkü hepimizin çevresinde bu insanlardan en az bir tane var. Kim bu insanlar? Aşağılık kompleksi diye bir şeyin psikolojide yeri var mı bilmiyorum. Yoksa bile hepimiz bu kelimelerin tanımladığı davranış şeklini artık biliyoruz. Bunu derinlerinde tutan birtakım insanlar bunu narsisizm ile birleştirip ortaya bir kişilik çıkarıyor ki sormayın. Eğer … Okumaya devam et Sayın Her Şeyi Bilen

İnadına

Merhaba sevgili okur, derginin bu sayısında herkesin sürekli maruz kaldığı ve sanıyorum az buçuk rahatsız olmaya başladığı bir ifadeden bahsedeceğim: İnadına. İnadına yaşa, inadına gülümse, inadına mutlu ol, inadına başar, inadına yap… Çokça türevini duyuyoruz her türlü sosyal mecradan. Önceleri reklamlarda, pazarlama politikaları aracı olarak kullanılan bu kelime, şuan herkesin diline pelesenk olmuş durumda. Bir gün bir arkadaş meclisinde, dertlendiğin sıra arkadaşının ağzından çıkıveriyor; “Onlara … Okumaya devam et İnadına

Kısa Bir Şey

Uzun yazılara vakit ayrılamadığını fark ettim. Hatta uzun uzun konuşulmak bile unutuldu. Kısa mesajlar girdi aramıza. Mektupların kıymeti varmış bence. İçindekini betimleyerek ve gerçekten ne hissettiğini hissederek yazmak sence de karşıdaki kişiye verdiğin değeri göstermez mi? Kısa tutacağım bu sefer çünkü içimdekini betimlemeyi uzun uzun yazmayı hatırlamaya çalışıyorum. Kısa bir şeylerle vakit geçirmeyi değil vaktimi uzun ve kıymetli şeylere yöneltmeye gidiyorum. Belki o yerlerde buluşuruz. Okumaya devam et Kısa Bir Şey

Spontan Radyo Yayını

Sanki bazı insanlar bazı şeylere çok kolay ulaşıyormuş gibi gelir ya bazen. Şanslı doğanlar falan. Belki gerçekten öyle olduğu durumlar da vardır. Ama ben artık şuna eminim; hangi kategoride, hangi alanda öne çıkmış olursa olsun; o kişi kesinlikle çok ÇALIŞMIŞTIR/ÇALIŞMAKTADIR. Başarının tesadüf olmayışı! Ama esas konuşmak istediğim, bakış açısının önemi. Yakın zamanda daha çok farkında vardığım bir şey, hayatım boyunca yapmak istediğim/isteyebileceğimi düşündüğüm her şeyin … Okumaya devam et Spontan Radyo Yayını

Sorumluluklarımız

Kelimeyi biraz daha uzatmak istedim aslında. Yeterince uzun değil mi, diyebilirsiniz, bence değil. Bazen bazı kelimelerin manasının ağırlığını fiziksel olarak da yansıtmasını isteyebiliriz. Çünkü çok uzun cümlelerdense o tek kelime her şeyi anlatsın isteriz. İşte tam da buna ihtiyaç duyuyorum şu an. Omuzlarımdaki sorumlulukları cümlelerce anlatmayayım da “sorumluluklarım” kelimesine birkaç tane daha -lu,luk hecesi ekleyeyim yetsin, istiyorum. Şikayet ediyorum gibi başladım ama etmiyorum aslında. Öyle … Okumaya devam et Sorumluluklarımız

Sessizliğimin Dünyası

Yalnız kalmanın nasıl olduğunu ya da sakin bir yerde yaşamanın verdiği huzuru anlatacağımı düşünmeyin. Çoğu kişinin deneyimlemediği bir durum benim anlatacağım. Aslında belli bir süre sonra bunu anlatmayı bırakmıştım. Yazıya da ilk defa geçireceğim. Çoğunuz benim işitme kaybım olduğunu bilmiyordur. Hatta işitme cihazı yardımıyla duyduğumu söylemek isterim. Merak etmeyin bu durumu dramatikleştirmeyi hiçbir zaman sevmedim. Bunu yapmak da istemem. İçimi dökmek gibi düşünün. Size bunun … Okumaya devam et Sessizliğimin Dünyası

İç Mahkemem

Ah sevgili okurum, çok dertliyim bu aralar! Günler hiç geçmezmiş gibi gelirken, aslında bir o kadar da çabuk geçtiğini fark ettim. Benim için biraz hayal kırıklığı oldu bu durum. Diyeceksin ki; ‘Bu mu dert ettiğin, başka neler var bu dünyada’. Farkındayım ama dünyada olup bitenler de çok fazla ve değişken, zaten dünyayla birlikte biz de evrilir olmuşuz. Evde tek başıma kaldığım zamanlar çok fazla düşündüm. … Okumaya devam et İç Mahkemem