II

Gömleğimden çözdüğüm her bir düğme, kafamdaki bir düşünceyi koparıp atıyor. Pamuğu usul usul gezdiriyorum kirpiklerimde. Burnumdan derin bir nefes alıyorum. İnine girmenin telaşını yaşamış bir hayvan gibi inimde sakinim şimdi. Suyu sıcak tutuyorum önce, havanın değil ama suyun sıcağının bir sihri var: buhardan bir tül gibi geçiyor olan bitenin üstünden. Olan biteni silmese de o buhardan tülün arkasından görmemi sağlıyor. Bu bile yeter. Buzdolabından çıkardığım … Okumaya devam et II

Belki Uzun Yazarım Bu Kez: I

Güneş böyle güzelken, sıcak nasıl böyle bunaltıcı anlamak mümkün değil. Gerçi anlayacak dermanım da kalmadı, öylece yürüyorum asfaltın kenarında. Sıcak, hem tepemden vuruyor hem asfalttan yükseliyor. Zihnim gayet bulanık, söylenenleri kopuk kopuk duyuyorum. Araya birkaç onay kelimesi serpiştiriyorum. Sohbetin kısırlığının bu anlık önemi yok. Çünkü istemsiz ve sırasız düşünüyorum. Bazen itirazımdan, bazen içimi açtığımdan, bazen gayriihtiyari tepkilerimden utanıyorum. Utanmak da denmez gerçi, beni utandıracak şeyleri … Okumaya devam et Belki Uzun Yazarım Bu Kez: I

Duvarlar, sesler ve saire – Yaz mevsimi

Bugün evdeyim. Biraz dinleyeneyim, diye düşündüm. Film açarım, uzanırım koltuğa. En azından birkaç saat beni kimse rahatsız etmez. Uzun zamandır şöyle bir ara vermiyordum. Koltuğun keten dokusunda elimi gezdirirken, bu koltukları alırken yaz mevsiminde kullanımı daha uygun olur, diye düşünerek ketende karar kıldığımı geçiriyorum içimden. Ne doğru bir karar! Elimi kumandaya uzatıyorum. Şöyle izlenecek bir film bulayım hemen. Henüz birkaç film arasında seçim yapmaya çalışırken … Okumaya devam et Duvarlar, sesler ve saire – Yaz mevsimi

Boğuk İkindi

Bakın, oradaki gözyaşı, gözün iç köşesinden burna doğru yuvarlandı, başın durduğu meyilden ötürü. Muhtevası gereği neşeli duran organze toka ise kendinden beklenmeyecek acımasızlıkla bir ağrı sapladı saçlarını tutmakta olduğu başa. Boğucu bir yaz gününün yapış yapış ikindisi, batan güneşin dolduğu bir odadaydı, iki kişi. Ağrılı başını sıvazladı beriki; ama gözyaşına herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bir dize okumuştu ta bir zaman, hangi şair, hangi şiir deseniz … Okumaya devam et Boğuk İkindi

Dondurmalı Sufle

O ahşap sandalyenin üstünde ne kadar rahat olunabilirse o kadar rahat. Sırtını duvara vermiş, yüzünü meydana dönmüş, öylece oturuyor. Başından omzuna dökülen saçlarını el yordamıyla dolamış, sonra da bu lastiksiz topuzu başıyla duvar arasına sıkıştırıvermiş. Kirpiklerinin lekelediği camların arkasından biraz pasaklı ama net bakıyor dünyaya. Dünyadan kastı iste bu dört duvar. Huyudur, ötedeki berideki insanları dinliyor. Sağdan sola doğru bütün masalara sırayla kulak kesiliyor, hoş … Okumaya devam et Dondurmalı Sufle

Akif’in Hikayesi

Kapıyı açıp ayakkabılarıma uzandığımda dışarıdaki sıcağa ayak uydurmaya çalışan nabzımı boynumda hissettim. Karanlık, serin ve yaşlı insanların kokusu sinmiş köy evlerini güzelleyen, şehirden bıkmış fikirlerimle yavaşça doğruldum fakat bunu ifade ettiğimde kapı önünde on beş dakikalık yeni bir muhabbetin başlayacağını bildiğimden yalnızca vedalaşmakla yetindim. Dedem çok yaşlanmıştı. Yıllarca çevresindeki tüm insanları kendine küstürmek için bir silah gibi kullandığı dili, iyi bir vedalaşmaya yatkın olmadığından “uğurlar … Okumaya devam et Akif’in Hikayesi

Çamurlu Okul Yolu

Hayat uzun gibi görünse de ne kadar kısaydı. Zaman su gibi geçiyordu. İşte öyle kendini, çocukluğunu düşünürken bulmuştu. O güzel mavi önlükle, beyaz yakayla okula gidilen günlere kadar gitmişti. Birdenbire o çamurlu okul yolunu hatırladı. Hiç de sevmezdi ayakları çamur olsun… Eh sınıfın gözdesiydi. Hiç olur muydu sınıfa o çamurlu ayakkabılarla girmek. Yine birgün okula yürürken sırf ayakları çamur olmasın diye onu sırtına alışını ve … Okumaya devam et Çamurlu Okul Yolu

Sevdalık mısın?

Doğru mu duymuştum? Yok burada daha fazla duramam. Her yeri dağıttı zaten. Aslında alkol de almamıştı. Bazen alkol alınca saçmalıyordu, bir şeyler diyordu. Mesela ‘Pelin senin bu güzelliğini fark etmemek için kör olmak gerekir.’ falan diyordu. Ben de hep ‘Saçmalıyorsun.’ derdim. Neden bu kadar sinirlendi? Masadaki her şeyi yere döktü. Bardak paramparça oldu, tıpkı bizim arkadaşlığımız gibi parçaları etrafa dağıldı. Hatta bir parçası bacağıma çarptı. … Okumaya devam et Sevdalık mısın?

Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

“Dergi için falan filan var mı sıkıntı yok keyfi yerinde de aynı şekilde yürütülmüyor maalesef bu kadar durgun bir gün birlikte uçağa binersek mutlaka yap veya kayıt ol başkan adayı Mustafa Sarıgül VIP taksileri kaldıracağım.”                Okuduğunuz şey sizi rahatsız edecek kadar anlamsız geldiği için yarıda kesmiş olabilirsiniz. Bu yüzden bir açıklama borçluyum size. Bu yazının ilk kelimesi bana ait ve geriye kalan kısmı tamamen … Okumaya devam et Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

Beni seçtiklerine hâlâ inanamıyorum.

“Beni seçtiklerine hala inanamıyorum. “ ********** “Beni seçtiklerine hala inanamıyorum.” ********** Kadın dalgın ve endişeli gözlerle dışarıyı seyrederken arka koltuğunda oturduğu taksi yavaşladı ve durdu. Dijital bir ses, “Nüfus kontrol ve planlama müdürlüğüne ulaşıldı. Lütfen ödeme yapmak için kimliğinizi ödeme yüzeyine yaklaştırın.” “Şu sürücüsüz araçlara hâlâ alışamadım. Her seferinde kaçırılıyormuşum gibi hissediyorum.” diye düşündü. Doğumu sırasında sol el bileğinin derisinin altına yerleştirilmiş kimlik kartını ödeme … Okumaya devam et Beni seçtiklerine hâlâ inanamıyorum.

Bay Nautilus

Bu akşam evimde beni orta yaşlı bir salyangoz karşıladı. Şasırsam mı, diye düşündüm ama hali hazırda o kadar yıpratıcı bir gün olmuştu ki, bir parça daha mücadeleye halim yoktu. Akışına bıraktım. Karşısına geçip oturdum. Bir yandan muhabbet ediyorduk ama bir yandan da düşünmeden edemiyordum: Diyelim balkondan girdi, odanın öbür tarafına nasıl geçti? Salyangozlar halıda ilerleyebilir mi? Yapışacağını varsaymıştım çünkü ama başka bir açıklama da getiremiyordum. … Okumaya devam et Bay Nautilus

Lütfen Yardım Edin

  Uyanmak istemiyorum. Uyanıp yeni güne başlamak, günlük koşuşturmacalara kapılıp boğulmak istemiyorum. Kalkmaktan başka çarem yok. Kalkıp günlük alışkanlıklarımı yerine getireceğim kuşkusuz. Duş almak, işe gitmek, gelince evi toparlamak, geriye kalan kısa zamanda okuyabilmek; işte her gün yaptıklarımız. Bunlar her insanın yaptığı ya da yapmak zorunda olduğu şeyler. Çoğu insan bu rutinleri severek yaptığını iddia ediyor. Aman ne hoş! Ben onlardan değilim. Mide ağrılarım başladı … Okumaya devam et Lütfen Yardım Edin

Kimsin Sen Dedi

KEŞKE ! Güneşin doğuşunda yüzmeli durgun sularda ya da tüm insanlardan ve ahlak kurallarından uzak bulutları seyretmeli o dingin ve beyaz ben ve sen Güneşin doğuşunda başka yerler başka insanlar başka zamanlar başka sen’ler yine de yorucu tüm bu yolculuklar Belki de güneşin ve denizin kesiştiği yere gitmeli sadece Ya da savaşın ve barışın ayrı tutulduğu o sınırlara olur da ölürüz belki ölür de kavuşuruz … Okumaya devam et Kimsin Sen Dedi

Merdiven Boşluğu 6

(Siyah mantolu, siyah pantolonlu, siyah ayakkabılı Selim, biteviye devam eden yolda, evmeden yalnız başına yürüyordu. Gözleri yerde, adımları gözlerinin ardındaydı. Yeknesak devam eden bu yürüyüş gökyüzünden gelen şiddetli bir gürültüyle sarsıldı.) Gök gürültüsü diyorlar buna, yıldırım, şimşek. Elektron, proton. Hep bilimsel, hep bilimsel. Ataların bize mirası, bir bu icatlar, bir de içimize işlemiş genetik ağlaklığımız. Ağlak doğmuşuz birader. Ağlak ve korkak. Kaç yüz metre tepedeki şimşeğin sesinden korkan insan, kendinden kaç kat küçük örümcekten korkan insan, kendinden kaç gönül uzak insanları kırmaktan korkan insan, kırılmaktan korkan insan, üzmekten çok üzülmekten korkan insan, evet, ben de korkuyorum. (Elleri cebinde adımlarına ara vermeden başını sesin geldiği yöne, havaya çevirdi. Siyah bulutlar beyazlarla iç içe geçmiş, güneş onların arkasına saklanmıştı. Hafif esen rüzgâr uzun saçlarını savuruyor, ince ince yağan yağmuru Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 6”

Söyle, Soğuk mu Oralar?

“İyi geceler” diye mırıldandı odanın boşu boşunalığına. Tüm o ses titreşimleri duvarların soğukluğuna çarpıp geri döndüğünde odada büyük bir gürültü koptu. Aldırış etmedi. Yatağın sağ yanına doğru kıvrıldı. Yorganı boğazına kadar çekti. Gecenin ölçü birimi neydi ki? Saniye, dakika, saat olamazdı, onlar çok kısaydı. Hafta mıydı? Haftada yedi gece vardı oysa. Gündü o zaman. Başka bir ihtimal kalmıyordu. Tüm günün birkaç an’ını gündüz olarak yaşıyor … Okumaya devam et Söyle, Soğuk mu Oralar?

Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi. Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel … Okumaya devam et Öldür Beni Kadın

Yem

Zihninin en derin yeri karşı cinsinin bir anlık ilgisini çekmek için plan kuran yeri olan, derme çatma bulup buluşturduğu kelimenin derdini anlatmak için cümle oluşturmaya bile fırsat bulamadan can verdiği adamların bile düşünmek isteyene yol göstermeye kalktığı bir ortamdayız. Haksızlık olmasın diye her ‘Şuraya bak!’ diyenin gösterdiği yere bakacak olursak, apaçık bir şekilde yolun sonundaki kesin olan ölümü gösterene haksızlık etmiş olmaz mıyız? Ölüm varsa bu … Okumaya devam et Yem

Merdiven Boşluğu 4

Geç kaldım bugün, acele etmeliyim. Televizyonun fişini çektim. Fırın tamam. Anahtar cebimde. Çantamı aldım. Cüzdan. Telefon. Ceplerini yoklayarak çıktı kapıdan. Ayakkabılarını giydi, kapıyı kendine doğru çekerek kapattı. Cebindeki anahtarı çıkarıp iki kez kilitledi. Sabah erken uyanmam gerekiyordu. Saat de çaldı, duydum. Kapatıp tekrar uyudum. Alarmın sesini değiştirme vaktim geldi, bağışıklık sağladım, fark etmeden kapatıyorum. Merdivenleri hızlı hızlı iniyordu. İkişer ikişer inersem dengem bozulur. Denedim daha önce, daha hızlı inilmiyor. En hızlısı bu şekilde teker teker inmek. Şu hızımla bir de düşersem… -Selim! Eyvah. Aslı bugün konuşmasak, çok acelem var desem? Alınır, bir hafta konuşmaz sonra. Bir seferinde dinlememişim, öylesine bir cevapla geçiştirmişim, kaç gün küs gezdi. -Günaydın Aslı. Konuşursa da susmaz şimdi. Huyu kurusun, iyi, hoş konuşuyor ama zamanlamayı pek tutturamıyor. -Günaydın. Nasılsın? Ah, geç bunları Aslı, saat sabahın sekizi, iyiyim işte, gece görüştük daha, yine nasılsın demiştin, ondan önceki sabah da iyiyim demiştim, ondan önceki gün yine sormuştun, her zaman iyiyim demiştim, kötüyken de iyiyim demiştim. Ne zaman kötüyüm dedim ki? Niye hep böyle başlıyoruz ki? -İyiyim Aslı, sen nasılsın? -İyiyim ben de, bak ne anlatacağım sana. Oyh, acelem olduğu anlaşılmıyor sanırım. Saçlarımı yıkamadım mesela, dağınık. Kravatımı takmadım henüz, çantamda. Çantamda mı? Koydum mu ki? Unuttum. Hızlı da inmiştim, oradan bari anlamalıydı. Kravatı almak gerek. Geri dönmem lazım daha. Hadi Aslı. -Ne oldu, kötü bir şey yok değil mi? -Yok yok. Çok küçük bir şey. Dün gece önümde yine onlarca dosya var. Saat on iki gibi. Okunan ve okunması gereken onlarcası masanın etrafına dağılmış, oda dağılmış, kafam dağılmış, bin parça. O an bir müzik dinleme isteği geliyor içimden. Ama ne istek. Bunalan aklıma sığınak. Esrar müdaviminin yoksunluk Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 4”

Merdiven Boşluğu 3

Bu son basamağa gereksiz bir özen gösteriyorum. Adım atışım değişiyor, garip şeyler hissediyorum. Hâlbuki mütemadiyen her gün inip çıktığım bu merdivenin diğer otuz sekiz basamağından hiçbir farkı yok. (Evet, otuz sekiz tane basamak var bu merdivende. Elimde değil sayıyorum.) Bu da diğerleri gibi bir metre eninde, on beş santim genişliğinde. Bunun da üzerinde tıpkı diğerleri gibi kirden, topraktan oluşmuş kahverengi lekeler var. Bildiğin merdiven basamağı yani. Dün yine böyle mühim meseleler için çıkmıştım evden. Beyaz gömleğim, üzerine lacivert kravatım, takım. Tam burada, bu lekeli basamakta aklıma gelmişti. Yazılacak raporlar, iç siyaset meseleleri, işçi alımları, sigorta primleri değil. Çamaşır atmıştım makineye, çıkınca koltukların üzerine sermiştim, kurusunlar diye. İçim elvermedi iki günlük atletle dışarı çıkmaya. Döndüm yenisiyle değiştirdim. Ceketimi çıkarmıyorum hiç, aslında kirli olduğu farkedilmezdi. Ama bu üstün canlı olan ‘ben’e yakışmazdı. Yine ceketimi çıkarmadığım için gömleğimin kollarını da ütülemiyorum zaten. Olsun, o başka bu başka. Lekelerle ilgili yanlış anlamayın, kimseyi suçlamıyorum çünkü temizlemekle çıkmıyorlar. Geçen pazar; temizlik gününde bu merdiven yıkama işini ben yapmıştım. Ayten teyze ya da ablayla, abla diyorum artık, Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 3”

Merdiven Boşluğu 2

Niye her zaman karşımızda bir düşman oluşturma güdümüz var? Mesela niye yukarı doğru çıkarken bize ‘inat’; aşağı bastıran yerçekimi diye bir kuvvet var?

İkişer ikişer çıkıyordu bu sefer merdivenleri. Bütün gün oradan oraya koşmuş, evrak kovalamış, loş odalarda zihin bulandırmıştı. Bugün kendimizden düşünelim, bencillik aksın eteklerimizden ve susmayalım, sus, diyene inat. Sus diyene mi inat? Bak gene… Uyuma içgüdüsüyle uyuşan bedeni ayaklarının altından akan basamaklara türlü oyunlar oynatıyor, düşmemek için azami dikkat ediyordu. Geçen gün yine böyle aceleyle çıkarken ayağı takılıp düşmüştü de üç gün ağrısını çekmişti. Beşinci basamağın solunda küçük bir tümsek var. Takılma, sağından geç. Biz en çok kendimize üzüldük güzel kardeşim, yine ayarlayamamıştı hızını, merdiven boşluğunun sarı ışığı iki kat arasında sönmüştü, en dar zamanlarda vakit bulup kendimiz için düşündük, kendi kendimize düştük, kendimizi düşürdük. Düşünürken yürümek mi kaldı bu anda? Neydi bunun aslı? ‘Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans’tan, yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses.’ Bugün pek bir sessiz buralar. Ayten hanımlar yok zaten, tatile gittiler, memleketlerine. Bunun için Aslı’nın okulunun bitmesini bekliyorlar, her sene önce Aslı okulunu bitiriyor, sonra üç gün üst üste sabah erkenden sarraf Hüseyin çantasıyla bir yerlere çıkıyorlar ve bu üç gün içinde herhangi bir vakit bu merdivenlerde benimle karşılaşıyorlar. Rutinleri bu. Bir tür ritüel. Üç yıldır bozmadılar, evet, üç yıldır bu apartmanda oturuyorum. Üç yıldır bu Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 2”