Sonbahar

Sarı turuncu savrulan yapraklar, rüzgarlar, uçuşan saçlar, adımlanan yollar, yağmurlar, trençkotlar, hüzünlü sokak kedileri…
Sekiz tane kuş uçuyor gökyüzünde. İkisi geride kalmış. Altısı önde.
Dilimde ismini unuttuğum eski bir şarkı. Gün batmak üzere.
İçimde bir minnet duygusu.
Sanki aynı yol, aynı yaprak, aynı melodi değil hiçbiri. Sanki her şey daha bir anlamlı.
Sanki her şeyin anlamı sonbaharla
Sanki her şeyin anlamı Okumaya devam et

Panzehir

Bazı şeyler mevsimi geçmiş bir karpuz değil ki alıp çöpe atasınız.

***

Etrafta bir koku.

Burun deliklerini kapamaya zorlayacak kadar rahatsız edici ve bir o kadar berbat.

Sizin eliniz cebinizde bayım. Gelen sonbahar, soğuk algınlığı vermemiş bünyenize nitekim grip de değilsiniz. Duyularınızın tam çalıştığına dair doktor raporunuzu gömleğinizin sağ cebinde taşımasanız da biz bunu biliyoruz. Öyleyse sorun ne?

Yoksa “koku” da modern çağın aşağılanası gereklerine uyup sizi görmezden mi geliyor?  Yoksa o da bazılarımız gibi “Ye kürküm ye” nüktesinden mi haberdar. Belki ortak bir geçmişiniz mevcuttur ve sizden intikam alıyordur….

Tüm bunları geleceğinizi belirleyecek bir sınavın en felsefik sorusunun en saçma şıklarıymışçasına, elinizde bir kalem üzerini –çiziktirip- attınız. Mantığınız buna mecbur. Yalnız siz o “çok mantıklı” mantığınıza rağmen bu sorunun doğru yanıtını bulamayıp bir sonraki soruya geçeceksiniz. Lakin bu mümkün değil, cevabını bilemediğiniz tek soru bu. Düşünün.

***

Düşünün. Yahut durun.

Düşünmek pek işe yarar bir eylem değil. İnsan cevabını bulamadıklarının içine girdikçe kayboluyor. Gözetmen bensem, bu soruyu ben soruyorsam ve bunların dayatmalı olduğu bir eğitim sisteminin içinden  doğup geldiysem verilecek bir ipucum elbet var. Beni düşündüren o ipucunu hak edip etmediğiniz.

Evet bayım!

Koku bunları size yapamaz. O bizim gibi bir insan değil, olamaz. Duyuları yok sizden saklansın ve acımasız değil ki intikam alsın.

Geriye az şey kalıyor.

***

O az şey: cevabın aslında bizde saklı olduğu.

Her birimizde ayrı ayrı ama aynı yerde.

Bazen biz kadar yakın, bazen güneş kadar uzak.

Bildiğim içimizde bir yerlerde olduğu.

***

Koku: Vicdanımız bayım.

Duyularımız olmasa da bizi ayakta tutar.

Görmeyen gözümüz, işitmeyen kulağımız, duymayan burnumuz, algılamayan hissimiz olur.

Vicdanınız varsa siz olursunuz.

Vicdanınız varsa biz oluruz.

Nihayetinde varsa kokusunu alırsınız.

***

Bizim oralarda mevsimi geçerken “Karpuzlar da gelin oluyor.” denir.

Karpuz gelin olsa da hep geleceği mevsimi bekleriz, özlemek muştusu sinemizde.

***

O kokuyu hep özleyin.

Onun mevsimi aramakla mümkün.

Bulunca çöpe atmayın! Kaybetmeyin mümkünse!

Koku bizim panzehirimiz.

İnsan kalabilmek, biz kalabilmek adına.

H.A. / Eylül 2013

Sonbahar Sabahları ve Hayat

Hayatın bazı sabahları vardır. Pencereden gelen soğuk sonbahar havası ile uyku mahmuru gözlerini aralar, tavana bakıp gülümsersin. Yıllar ve yollar pek çok arkadaşınla arana girmiştir ama yepyeni insanları da süsleyip püsleyerek dâhil etmiştir yaşamına. Öyle bir ana gelmişsindir ki bile isteye yanlışı yaşamak istersin. Dokunursan ‘cıs olur’ denilen sobaya dokunmayanımız var mıdır ki? Canım yanarsa yansın ama denemek istiyorum, diyerek atarsın kendini ateşe. ‘Esirliğimi seçmek benim hakkım, ben hür bir insanım!’ demek gibi bir şeydir bu.

Hayatın bazı sabahları insana ‘nereden nereye’ dedirtir…

Kendi içinden çıkıp da yaşadıklarını dışarıdan izliyormuşçasına ikiye bölünmüşsündür bazı sabahlar. Uykundan uyanıp hafifçe araladığın gözlerini sımsıkı kapatır, “Allah’ım n’olur bir sürü yağmur yağsa, hava hep sopsoğuk olsa, kalbim hiç kırılmadan duygularım coşup aksa” diye dua edersin. Ve biraz sonra yağmur yağmaya başlar..! Artık büyüdüğünü fark edersin. Oysa olduğunu iddia ettiğin ayakları yere basan mantıklı insan ile uzaktan yakından alakan yoktur hâlâ.

Hayatın bazı sabahları dünyaya karşı kendini korumak için ördüğün duvarlar yerle bir olmuştur. Yıllardır korku ile saklandığın kalenden kafanı dışarıya çıkarıp gökyüzünü görmüşsündür bir kere. Ve gök lacivertten turkuaza dönüvermiştir! Artık yüz yıllık yalnızlığına sığınıp olduğun yerde durabilmen mümkün değildir.

Hayatın bazı sabahları anlarsın ki artık ne şarkıların, ne filmlerin, ne kitapların yetmediği noktaya gelmişsindir.

görsel : Sabina Tabakovic