Kaptanın Seyir Defteri: Nerede Kalmıştık?

O kadar olmuş ki yazamayalı, ama tarihlere bakınca da sebebini öyle iyi anlıyorum ki. Son aylarda Burak’ın iş nedeniyle çok fazla seyahat etmesi ve benim Ömer’le bolca yalnız vakit geçirmem bununla çok ilişkili görünüyor.

Aramıza yeni katılanlar için kısa özet: Oğlumuz 17 aylık. Ona hamileyken düşündük, taşındık; bebeğe benim bakmam konusunda hemfikir olduk (Yani gündüz). Böyle yazınca ne kadar aklıselim geliyor kulağa, değil mi? Gerçekte olansa, benim hamileliğin ortalarından itibaren aksi mümkün değilmiş, aksini aklım almıyormuşçasına şunu söylememdi: “Ben çocuğuma kendim bakmak istiyorum. Gerekirse aç kalırım.”

Tabii konunun bir anda açlığa varması benim fazla heyecanlı tabiatımdan kaynaklanmış olabilir ama şimdilik bunu hamilelikle dalgalanan hormonlara, bilhassa da zirveyi gören oksitosine dayandırıp mümkünse geçiştireceğim.

Ama yani işin şu boyutu da var; tam zamanlı sigortalı bir bakıcı çalıştırmanın maliyetiyle, tam zamanlı çalışarak kazandığınız şeyi kıyaslayınca pek de değmiyor be. Benim için değmemişti. Ücretli izinler bittikten sonra ücretsiz izne ayrılıp bebekle o kreşe başlayana kadar benim ilgilenmem bize mantıklı göründü. Ve daha pek çok şey. Yanında mantığın bile önemsizleşeceği pek çok şey.

İlerlemeden de şunu belirteyim, sonra daha çok uğraşmayalım; bu yazıda ya da başka bir ortamda, bu yazar, her annenin bebeğine bakmak için işinden ayrılmasının şart olduğunu iddia etmedi/etmiyor/etmeyecek. Bu TAMAMEN KİŞİSEL. Kendinizi nasıl hissettiğiniz ve neyle mutlu olacağınız bu kararda çok etkili. Ve benim için ek olarak oldukça spontan gelişen bir durum. Şöyle ki;

Hayatımın hiçbir döneminde kendimi, çocuğu olup, ona bakmak için işten ayrılacak biri gibi görmedim. Hep default şeydi; ya anneanne/babaanne bakar, ya bakıcı falan. Üzerinde düşündüğümden değil de, sanırım uzun yıllardır çalışan kadınların çocuklarına o insanlar baktığından. Ve galiba bunu feminist bir zeminde değerlendiriyor ama o değerlendirmeyi de pek doğru yapmıyoruz (Kendim gibilerden bahsediyorum). Ama sonra fark ettim ki, dediğim gibi hamilelik ilerledikçe, ben bebeğimin ilk birkaç yılında tamamen onun yanında olmak ve onun her anına şahit olmak istiyorum. O “bakımveren” ben olmak istiyorum. Ve bölünmek de istemiyorum. Ne kadarım işte, ne kadarım aklı-bebeğinde? Çalışırken, o sıradaki işim gereği, aşırı stres altında, gergin ve mutsuzdum. Bu şekilde hissederken bebeğimle ne kadar etkili ilgilenebilirdim, burası bu açıdan önemli olduğu kadar, bence benim işten bir süreliğine ayrılma kararı vermemi de oldukça kolaylaştırmıştır. Yani, doğum öncesi izinle başlayarak, ayrılalı neredeyse 2 sene olmak üzereyken hala sorunlarını çözmeye çalışmaya devam ettiğim ve bu nedenle hala kapısından geçtiğim güne lanet ettiğim o işim sayesinde şu an Ömer’in her anına, her sıçramasına, öğrendiği her yeni şeye, ister gökyüzünde, ister kitabında ayı her gördüğünde heyecanla “AY-DE-DE” deyişine şahit olabiliyorum. Neredeyse teşekkür edeceğim ama hayır. Neredeyse dedim.   

Eminim bu durumu etkileyen başka faktörler de vardır. Var. Belki gözünüz arkada kalmadan çocuğunuza bakacak biri vardır. Ya da belki çalışmamayı finanse edemeyeceksinizdir (Çünkü çok büyük fedakarlıklar yapmak gerekiyor). Ki bu, şu anki ekonomide çok mümkün. Şu an ben de yavaş yavaş kısa sürelerle de olsa çalışmaya başlamayı gündem yapmış durumdayım. Belki kurumsal çalışansınızdır ve uzun ara verme şansınız, kariyerinizin geleceğini düşündüğünüzde yok gibidir. Belki sadece işiniz sizin için çok önemlidir, işiniz sizi mutlu eden temel şeylerden biridir. Şu an aklıma gelmeyen başka pek çok sebep de olabilir. Ben, bu konuda içimden geldiği gibi davranmayı ve biraz da sonunu düşünmemeyi tercih ettim. En güzel kararlarımı bu şekilde vermişimdir. Ve bazı şeylerin akışta geldiği gibi yaşanmasında büyük ferahlık buluyorum. Her şeyin değil. Ama bazı şeylerin.

Ve dediğim gibi şimdi Ömer 17 aylık. Her şeyin fazla fazla karşılığını alıyormuşuz gibi geliyor. Her akşam oturup o gün yeni ne yaptığını konuşuyoruz. Bilmiyorum ya. Bu kadar yazdıktan sonra komik olacak ama, bu his anlatmakla anlaşılmayacak gibi. Ve asla, bilgisayarın başına Ömer’le şimdiye kadar okuduğumuz kitapları anlatma niyetiyle oturuşum kadar komik değil.

Kapak Görseli: June Jewell

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s