Mektup

Açılmamış mektuplar gönderiyorum yaşanmamış zamanlara. Adressiz, isimsiz zarflar; birikmiş postacının çantasında. İade edecek olsa; göndereni de meçhul, kaybolmuş mazide.

Hokkanın dibindeki bitmeye yakın mürekkeple yazıldı, gecenin tükenen ışığında mektuplar. Kandilin ışığı vururdu arkadan ve kalemimin gölgesi düşerdi beyaz sayfaya. Önce hali vakti sorulur özlenenin, sonra anılar düşülür kağıda bir bir. O anılar ki, kelimelerin kuytusunda hasret gizlidir.

Umutlar vardır cümlenin sonuna konulan noktada, bir sonraki ve bir sonraki için. Bitişleri getirmez, başlangıçları hatırlatır olanca iyimserliğiyle. Ardından bir cümle daha başladığında mevsimler değişir; kıştan bahara ya da bahardan hazana. Dökülen yaprakları süpürmek gelir içimden beyaz sayfamın üzerindeki. Sonra üzerlerine bastığımda duyduğum müthiş ses sevdirir hüzün mevsimini. İçim acır birden ve toplarım bir bir dökülenleri, saklarım sandığımda. Onlar yegane sermayem olur, belki bir mevsim kurarız yarınlarda.Bir iklime can olurlar kim bilir…

Mürekkebim tükenmeye yüz tuttu, kandil ışığı da gidiyor mu ne? Devam edelim o halde yazmaya. Sahipsiz düşlerim, kırgın gülüşlerim yazılsın bu satırlarda. Belki biraz sitem, hani olmazsa eksik kalır ya. Cevap yazmadın son mektubuma, diyerek kızılır, bilerek niye yazmadığını. Onsuz zamanlar anlatılır, doldursun diye boşluğunu. “Sen yokken” diye başlar cümleler, sonunda birkaç damla gözyaşıyla biter. Dağılan mürekkep ele verir seni. Düzeltmek de olmaz, yeniden başlasam bir dahaki sayfaya mürekkep de yetmez. Neyse, zaten sahipsiz mektuplar muhayyilemden.

Anılar, zamanlar, yaşananlar, sitemler derken sonu gelmez bir türlü, ama ışık sönmek üzere, bir son bulmak lazım şöyle en can alıcısından. Selametle, sevgilerimle desem çok mu sıradan olur. Karar verdim 3 nokta koyuyorum son cümle yerine. Tüm iyi dileklerimi barındırsın, geçmişi satır sonuna sığdırsın da geleceğe yazılacak nice nice sayfalar kalsın. Evet son cümlem yok ya da son satırlarım, zaten hitap da etmemiştim başında ‘’Değerli    ………’’ diye başlayan.

Son noktayı koyarken bitiyor mürekkebim, hatta biraz da silik oluyor ama görünür; neyse ki tam  zamanında bitti. İtinayla katlıyorum mektubu iki kere, koyuyorum beyaz zarfın içine.

Eyvah! Adres yazacaktım, ama son mürekkebi o silik noktada bıraktım. Yok, hokkada da bir damla bile kalmamış. Derken gecenin karanlığı da gösterdi kendini, kandil de söndü yani.

Postacı; şimdi elinde kimsesiz mektuplarım, kayıp şehirlerde, adsız sokaklarda dolaşacaksın. Belki adres yazamadım ama bilirim ki sen sahipsiz mektupları meçhul alıcılara ulaştırırsın. Ne gönderen bilir, ne de alan o sokaklardaki nizamı. Yazılmamış yerleri bir sen bilirsin, gönderen üzüledursun adressiz diye mektuplarım. Alan çoktan okumuştur da, cevabını yazıyordur kim bilir kandilin altında.

İş postacıya ulaştırmakta mektubu sanırım. O’nun tükenmeyen mürekkebi eksik kalan adresini dolduruyor ve ulaştırıyor sahibine. Sen yeter ki umudunu kaybetme. Işığın sönecekken, bir damla mürekkebin kalmışken bile yazmaktan vazgeçme.

Bu Bir … Yazısıdır

Bugüne kadar yazmak işinin beyinle ilgisi olmadığını düşünerek elime aldım kalemi hep. Bana kalırsa yazmak kalpten gelen bir dürtüydü. Kalpte ne var ne yok kalemden “hop” kâğıda geçerdi. Hadi beyni öksüz bırakmayalım da onun aracılığıyla diyelim efendim, aman kızdırmayalım ne de olsa kalemi tutmaya yarayan mekanizma o…  Bundan önceki cümlede kullanılan “hop” Okumaya devam et