Bahara Yolculuk

Bir dil bulacağız her yüreğe dokunan,
Özümüzdeki derinlikleri böyle,
Böyle cesur, böyle temiz,
böyle deli…
“Yürekleri Maviliklere Süreceğiz!”

Rüzgarlardan kanat takmış,
Barışa uçuşan üveyikler gibi
Böyle dostane,
Böyle kardeşçe

“Gönülleri rengarenk süsleyip,
Yüreklere Mavilikler Serpeceğiz!”

İşte, böyle mavi, böyle renkli
El ele gönül gönüle,
Ölesiye özgür, ölesiye sonsuz!
Sarmaş dolaş, dolaşacağız bu dünyada…

İşte hep böyle güzel, sevgiyle dopdolu,

“Yeni bir dünya”, kuracağız bu dünyada,
Bir sevgi dili, konuşacağız bu dünyada…

Konuk Yazar: Oktay UZUNAĞAÇ

Songs Of Innocence

IMG-20140915-WA0001Çoğumuzun malumu, geçtiğimiz hafta U2’nun yeni albümüyle tanıştık: Songs of Innocence. Benim haberi alışımın Twitter aracılığıyla olması, artık bu mecrayı daha ciddiye almam gerekiyor gibi hissettirse de, henüz oralara çok uzağız (Söz konusu eleştiri mi? İtinayla konudan sapılır).

Albümle ilgili yorumları derleyip buraya taşımak istesem de, hemen hepsi, değerlendirmeden ziyade iTunes kullanıcılarına albümün ücretsiz sunulması hakkında. En azından şimdilik. Ama haklarını vermek gerek, olay büyük!

Twitter’dan haberi aldığımın ertesi günü şarkıları başka bir ortamdan tek tek indirmiş olabilirim -övünmüyorum. Hemen ertesi günüyse babama yeni albümün haberini veren bir mail attım. Tüm şarkıları bir arada bulabileceği bir listenin linkini de ekleyecektim ama ne göreyim? Videolar telif hakları gereği sessize alınmış. Ucuz yırtmak mı desem, başka bahara mı…

Şarkılara gelecek olursak; senelerdir U2 dinleyen, en az 10 favori U2 şarkısı olan biri olarak, yeni albüm bende o etkiyi uyandırmadı, diyebilirim. One, With or Without You, Original Of The Species, Beautiful Day kadar hayran kalmadım. Ama albüm tabii ki çok güzel. Ve orijinalini edindiğimde çok daha büyük keyif alacağımdan şüphem yok. ‘Every Breaking Wave’e şimdiden kanım ısındı ♡

Albüm hakkında bilinmesi gereken önemli ayrıntılardan biri de şarkıların herbirinin bir hikayesi oluşu. Mesela Cedarwood Road ismini grubun solisti Bono’nun bir dönem yaşadığı sokaktan alıyor. Kendisini müziğe iten o korku ve öfkeye şarkısında da yer vermiş: ‘I’m still standing on that street/ Still need an enemy’. Raised by Wolves 70lerde Dublin’i kana bulayan bir dizi şiddet olayına dayanıyor. ‘Iris’te Bono annesine sesleniyor: ‘You took me by the hand/ I thought I was leading you…’*

Dediğim gibi, ilk dinlediğim an beni çarpan/sarsan/benden alan bir albüm olmasa da çocukça bir toz konduramama halim de mevcut. Kaldı ki eskiye nazaran her şeyi/herkesi küçük dünyalarımıza daha zor kabul ediyorken, hayatın en değerli, en vazgeçilmez tatlarından biri olan müzik de bundan payını almasa olmazdı.

Ben uzunca bir müddet albümü dinlemeye devam ederim. Size mutlu haftalar! 🙂

*Diğer şarkıların da hikayeleri için rollingstone.com

Seni Seviyoruz Savrulan Adam*

Kendi-Icine-Dusenler-Ansiklopedisi-Selman-Bayer__55940113_0“Büyük insanların lekesi de mi büyük olur? Yalnızlık ancak kendini de ortadan kaldırdıktan sonra mümkün olmaz mı? Ben küçükken büyük yazardım; şimdi küçülüyor mu yazdıklarım?” 

Lisedeki ‘etüd saatleri‘ni hatırlıyorum. Her akşam iki tanelerdi ve katılmak zorundaydım. Çok şikayetçi olduğumdan değil, sonuçta ne yapmak istiyorsam, etüd saatinde etüd salonunda devam ediyordum onu yapmaya. Bunun, defterimi önüme alıp yazılar yazmak olduğu zamanlar da az değildi. Sorgulayan yazılar… Karşı çıkan, anlamaya çalışan yazılar… Duyguya boğulmuş yazılar… Sağlam cümlelerim vardı ama; ergenliğin eroinmanvari öz güveninden midir bilmiyorum, kolay kırılmazlardı. Ve kalabalıktı sayfalarım. Yazmak doğal olandı. Yazmamak tuhaf…

“Bazı arkadaşlarının deyimiyle artık daha önemli kitaplar okumaya başladığı sene üniversiteyi kazandı.” 

İçine sürüklendiği hayatın, hem de onayını kendi elleriyle verdiği bu hayatın nasıl bir şey olacağından haberi yoktu. Ama haberi olmadığının farkındaydı. Bu iyi bir şeydi.

Yaşamı boyunca çok farklı hayaller kurup, çok başka planlar yapmıştı bu basamak için fakat bu yaptığı seçimin daha önce ne hayallerinde, ne planlarında hiçbir zaman adı geçmemiş, izi olmamıştı. Bu defa hazırlıksız yakalanmıştı. Kotarabilecek miydi, kestiremiyordu.

“Yine de yeni bir şehre gidecekti, tek başına, kendisini sonuna kadar kurcalayacağı bir coğrafyaya hicret edecekti.” 

Abartmadı. Tek çanta yeterdi. Zaten, toplasan ne kadardı?

Annesinin olanca ısrarına rağmen teslim olmadı; sadece o peynirli poğaçaları alırdı, çayın yanına iyi giderdi, reçeller salçalar kalsındı.

Şehri, daha girişte sevdi. Merkeze varmadan gördü, hissetti; buranın mavisi güzeldi. Başka yanı kötü olsa bile, ne kadar kötü olabilirdi?

Kampüse girdiğinde, panik dalgasına en arka koltuktan bileti eline tutuşturduklarını hissetti. Başkaydı bu, sadece son dönem ergenlerinin kayıt telaşı değildi.

“Okulun yıkılacağına dair söylentiler okulun kulağına kadar gitti. Yüzü sarardı, hüzne boyandı… Arka bahçe şehre yenik düştü.”

Bütün bunları yalnızca o görüyor olamazdı. Herkes nasıl, ne zaman bu kadar hissizleşmişti?

O duru maviyle yetinmeye çalıştığı, ne yalan söylesin başarması zor olmamıştı, dört yıl geçirdi. Küskün arka bahçenin tek dostuydu. Arka bahçe de onun, tabii. Üniversite, anlattıkları gibi bir şey değildi, demek ki.

“Yıllar böyle geçti. Üniversite bitti. Sühan bir akşam üzeri eve döndü… Serviler boylarını bükmüşler, parkın kamburu çıkmış, evler suratlarını asmışlardı… Ekmek aslanın midesine sürgün edilmişti. Sühan’ın bundan haberi yoktu. Aslanlarla da arası pek hoş değildi zaten… Sokaklar kalabalıktı. Ne olduğunu merak etmişti. Yolda rastladığı birine ne için bağırdıklarını sordu. Çocuk biraz da şaşırarak sesini hiç azaltmadan ‘Milli maç var abi,’ diye bağırdı, sonra da bağırmasının anlamsızlığını fark edip, gülerek daha alçak bir sesle ‘Bizim takım kazandı abi!’ dedi. Sühan gülümseyerek karşılık verdi:

‘Bizim takım kazanmayalı çok oluyor.’ “

İtalik cümlelerin ve başlığın alıntılandığı Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi’ne sevgi, yazarı Selman Bayer’e saygı ile…

Bölüm : Hicret

Twitter : @dilemmadergi @unbetul

Mail : dilemmadergi@hotmail.com.tr;  betulun91@hotmail.com

Hayal

“Yukarda, milyonlarca yıldız gece seferine çıkmıştı.”

Güneşi Uyandıralım

Öyle bir zamana ihtiyacım var ki, telaştan arınmış olsun. pics_5cbilim_5c132_5c1736Bir yere yetişmek yahut yetiştirmek zorunda olmayayım. Zaman yavaş aksın.Durmaya yakın hani. Uykum gelince uyuyup; yüzüme güneş vursun, öyle uyanayım.

Yanımda birkaç güzel dost olsun. Yan yana olunca susulsa bile anlaşılan cinsten. Hep beraber sahildeki kayalıklara oturup, çıt çıkarmadan saatlerce denizin seyredildiği.

Akşam çay sonrası dama çıkıp, serip kilimleri, yıldızları beraber seyrettiğiniz ve en derin sırların en doğal söylendiği dostlar hani. Sabahları beraber ettiklerinizden.

Birkaç da Okumaya devam et