Haydi Geri Dönüştürelim!

ÇEDSorunun değil, çözümün parçası olmak adına; bir avuç ya da binler, fark etmez, bu yazıyı okuyanı geri dönüşüme davet ediyorum.

Benim başlamamı ne tetikledi hatırlamıyorum açıkçası. Başladım işte. Kağıt, plastik ve cam atıkları çöpte değil ayrı bir torbada topluyorum. Her akşam veya her sabah o torbayı çöpün yanına koyuyorum. Normalde Denizli’de belediye sanırım cumartesi günleri topluyor bunları. Ama ben biriktikçe indiriyorum. Çünkü, bir yandan içim acıyor ya, bizim sokakta bu atıkları çöplerden ayıran, bununla üç kuruş kazanmaya çalışan insanlar var.

Başladıktan bir süre sonra fark ettim ki aslında çıkardığımız çöp çok az. Neredeyse hepsi geri dönüştürülebilir atıkmış, insan ayırmaya başlayınca fark ediyor. Eve aldığım her şey, bir öğrenci evini gözünüzde canlandırabilirseniz, ambalajlı. Gıda, temizlik; ne alırsam. Yalnız olmadığımı da biliyorum.

Biz son yıllarda kışı kış, yazı yaz gibi yaşamıyoruz. Sebebi biziz, sonucu da bizi vuruyor. Bazı şeyler için geç olabilir, bazı şeylere ise hala erken müdahale etme şansımız olabilir. En azından süreci yavaşlatırız. Hiçbir şey olmasa, nihayet davranmamız gerektiği gibi davranmanın, en azından bir yerden başlamanın getirdiği rahatlama hissi…

Bir sonraki adımda görüşmek üzere!

 

 

Memleket :)

fc6e410eb10578acd3c6168168a58260Gezmeyi, yeni yerler görmeyi , keşfetmeyi hep sevmişimdir aslında. Birçok durumda gün yüzüne çıkan üşengeçlik rahatsızlığım, konu gezmek olunca bir anda ortadan kayboluverir. Hele ki gideceğim yer Karadeniz ise, hatta ve hatta memleketim Trabzon ise, o gezmek tadından yenmez bir hal alır. 🙂

Evet evet doğru tahmin ediyorsunuz. Bu sıralar Karadeniz semalarında uçuyorum ve size buralardan bildiriyorum. 🙂

Aslında nasıl başlayacağımı, nereden başlayacağımı bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki, buraya gelir gelmez ciğerlerinize oksijen gittiğini hissediyorsunuz. Bir aldığınız nefesi bir daha almak istiyorsunuz. Hele ki Karadeniz kıyısında bir tarafına dönünce uçsuz bucaksız yeşil, diğer tarafına dönünce masmavi, tertemiz bir denizin kıyısında yürüyorsanız.

Sahilde içerilere doğru biraz ilerleyince o sonsuz yeşilin içine giriyorsunuz adeta. Evet her yer yeşil, hem de yeşilin her tonu. Adeta huzurun içine girmiş gibi hissediyorsunuz. Bir de o yeşilin içinde ise eviniz, gününüz camdan dışarıyı izlemekle geçebiliyor.

Tabiî ki köyde olunca her şey başka bi’ güzel oluveriyor. Mesela sabah uyanınca yiyeceğiniz yumurtayı eğer kümesten gidip alıyorsanız gününüz bir başka güzel geçiyor. Kümese gidip yeni doğmuş civcivlere yem vermek ayrı bi’ zevk veriyor. Bahçede dolaşıp meyve sebze yemek ayrı bi’ güzel oluyor.

Yani uzatmadan şunu söyleyeyim size: Trabzon’a gelin arkadaş ya çok güzel buralar insan huzur buluyor, dinleniyor. Merak etmeyin pişman olmayacaksınız. 🙂

Bir şey söylemeden bitiremem yalnız bu yazıyı. Gezerken yanınızda devamlı olmasını isteyeceğiniz kişileri de getirin derim. Getirin ki özlemin ne demek olduğunu yaşayarak tekrar anlamayın derim. 🙂