Bahçedeki Salıncak

“Bu kentin her yanını unuttuk.”*

En son ne zaman hissettiniz kalbinizin attığını? En son ne zaman nabzınızın farkına vardınız?

Yaşamayı fazla abartıyoruz. Hayır, yanlış anlaşılmasın: Yaşamayı o kadar abartıyoruz ki, yaşadığımızı unutuyoruz. O kadar kapılıyoruz ki dünyaya ve saçma telaşına, kalbimizi duymuyoruz bile.

Stres.

2000lerle girdi hayatımıza. Ya da 2000lerde tavan yaptı, zirveye yükseldi, popüler oldu falan. Her gün yeni bir olayla çıkıyor karşımıza. Sürekli bir dikkat çekme çabası. Sürekli bir ‘Ben buradayım, bir yere gitmedim.’ler.

Farkındayız dostum. Damarlarımızda gezen ikinci illetsin. Ya da birincinin gayrimeşru çocuğu, bilemiyorum.

İllet dedim de, siz de sıkılmadınız mı artık bağzı şeylerden? Anarşinin böyle alenen kutsanması sizin de insanlığınızı acıtmıyor mu?

Neyse.

Tatilimin ilk yazısında yer vermek istediğim konu huzur olur, onu altüst edenler değil.

Heartfish_by_three_red_balloonsGüzel kitapların, güzel fimlerin; belki faydalı bir kursun olduğu bir tatil düşlüyorum. Ramazan’ı elimden geldiğince hissetmek istiyorum. Tadını sevemediğim yulaf ezmelerimi, final-özel sert kahvelerimi Denizli’de unutmuş olup, iyi ki de unutmuş olup,  annemin olağanüstü leziz yemekleriyle dolu buzdolabına serenat yaparken kilo almamak istiyorum.

Tatil gibi tatil istiyorum.

Tatil gibi tatil diliyorum.

Sevgiler.

*Edip CANSEVER, Ona Bir Kolye Vermiştim

Tatil

Dinlenmek, dinginleşmek, sakinleşmek, mola vermek, tatil…  Haziran sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı şu günlerde büyükten küçüğe hemen hemen herkes bu kelimelerle haşır neşir. Tatil denen şey deniz-kum-güneş üçlüsüyle birlikte düşünülüyor hep. Tatili dinlenmek olarak değerlendirmeye başladığımızda ise dinlenmenin farklı karşılıklarını düşünmeden edemiyorum.

Hiçbir şey yapmamak, sevmediğimiz işleri yapmayıp sevdiğimiz bir iş yapmak, meşguliyet değiştirmek -hani hep öğretmenlerin zihninizi dinlendirmek için matematik çalışmaktan yorulursanız Türkçe’ye geçin demesi gibi mesela Okumaya devam et