Hayal Şehirden Terennümler

Güneşin kendini çekmesiyle beraber tüm kirlerin, sancıların ve acıların ortaya çıktığı, geceleri sarhoş naralarıyla şenlenen bir şehirden yazıyorum. Yazmak benim derdim.

Güneş birazdan terk-i diyar edecek. İlkokul çocuklarının yanlış ezberi yeniden can bulacak. Güneş doğudan doğduğu gibi batıdan batacak.

Saat mesai bitimi anını gösterdiğinde sinesine hüzün çökmüş, yorgun insanlar evlerine dolmak üzere makineleşmekten tiksinecekler. Kimi cebindeki anahtarla, kimi ona kapıyı açan umutlu, umutsuz, mutlu, mutsuz yani yüzüne bakıldığında ne halde olduğu anlaşılan bir kadınla karşılanacak yahut adamla.

Bir çocuk. Tüm yaşamı sokakta geçmiş, geçiyor, geçecek olan. Adını sokak çocuğu koyduğumuz. Öpülesi kirli elleri, ellerinden temiz yüreği olan. Sokağın misafir odasına atacak kendini. En güzel köşeye dayayıp sırtını, ya avuç açacak boynu bükük, ya cam silecek yalvar yakar. Vicdanı oralarda bir yerlerde olup, merhamet duygusunun m’sini taşıyanların verdiği üç kuruşla üç gün tok uyumaya çalışacak; kendi üç kuruş etmeyen üç günlük dünyada.

Tüm bunlar yaşanırken arızalanmış sayılacak bir trafik ışığı. Dalgınlığı ve kafa karışıklığı üzerinde olan bir adama ve günlerdir evden çıkmamış, renklerin ne ifade ettiğini unutmaya yüz tutmuş bir kadına…

Ardından bacası tütecek bir evin ve diğerinin yıkılacak. Biri kollarını açarken mutluluğa, öbürü hüzne satacak kendini. Birbirine yakın olan iki evden biri düğüne biri yasa koşacak anlaşılan.

Ve şehre daha bir ağırlık çökecek.

Gök kubbe hamal olmuş da tüm arş sırtındaymışçasına!

Bir adam adresini bilmediği bir yatakta geçirecek gecesini. Gireceği günahları mübah sayarak kendine… Ne de olsa tanrının unuttuğu adam o. Sol yanında kalem tutam mahlukat yok veya mahlukata inancı. Yağmur yağar mı bilinmez!

Bir kadın önceki gün girdiği günahtan temizlenebilmek için kırk kat yıkanacak, üzerinden sıyrılan kirli su toprağa değecek. Kadın tüm zamanları kul edecek duasına. Yağmur yağar mı bilinmez!

Sarhoş adamın narasıyla yırtılacak o an gece. Sokak ağırlayacak dibini gördüğü yetmişliklerin sayısı gün geçtikçe artan, ama ne diye içtiği bilinmeyen adamı. Bir küfür dökülecek dilinden, savrulup kelimelerden biri adama, biri kadına değecek. Küfür, ibadeti gibi onun geceleri.

O an küfre bir bebek uyanacak. Ağlayışında “Uyanın insanlar!” telaşıyla. Tatlı rüyasından irkildi ya beklediği sıcak kucağı annesinin. Sesi kısılana kadar bekleyecek. Ve aynı sabırla çivisi çıkmış dünyanın ne menem bir şey olduğunu bekleyecek.

***

Dünya.

Bir öküzün boynunda yahut tepsi gibi dümdüz!

Ne büyük yalanmış…

Ne olduğu aşikâr; bilmeyi bilene!

Dünya. İnsanlar. Biz.

Dünya döndükçe dönüp duran, kısırlığın göbeğinde biz.

Mayası aynı olup, adı Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma olan.

Farklı şehirlerde aynı “şeyleri” tekrarlayan.

-bitmez-

***

Bu yazıya bir son gelsin istenmedi.

Böyle uzayıp gitsin. Gittiğim yollar kadar. Gecenin karanlık derinliği kadar. Hissettiğim kadar. Kafamın içinde oluşan kurgu kadar. Lakin  sınırı olamayan dünyada sınırı olan çok şey var…

Madem bitecek dedim, kalemin durduğu yerde Turgut Uyar başlasın istedim ve en çok yakışırdı bu hayal fabrikasyonu yazıya.

H. A. / Eylül 2012