Selam Olsun

Merhaba… Evvela bir topluluğa girerken selam edelim dostlara. Bundan böyle ben de nacizane bir kaç kelam edip; sizlere gönül sofrasından ikramda bulunacağım.

Selam olsun, diyelim ilk önce, içimizdeki muhabbeti dile döksün diye. İnsan dediğin senli, benli; o ya da bu şekilde birlikte değerli. Bazen sıcak bir tebessüm, bir dost eli veya bir selam sesi; kişileştirir yalnız etten, kemikten olan bedeni. Bu yüzden mana katmak için cana, paylaşmalı bir gülüşü, bir tutuşu ya da bir duyuşu. Doğan güneşi paylaşmalı mesela “günaydın” diyerek, sokakları paylaşmalı birlikte adımlarıyla çiğneyerek, başlangıçlarını ve de coşkularını selam ederek…

Selam olsun dostlara, dost gönlü taşıyanlara, ardımızda kalanlara, önümüzde olanlara, gönlü titreyenlere, yüreği dillenenlere, yol tutturup gidenlere, “Nereye gidiyorum ben?” diyenlere, dünyaya kazık çakmışlara, erkenden göçüp gitmişlere; yanmışlara da selam olsun, yanarken yaralanmışlara da, yolda kalmışlara, yoldan çıkmışlara ve tüm yoldan geçenlere selam ederim.

Yeter kardeşim, utanmasan uçan kuşa selam edeceksin, demeyin! Gerekirse ona da ederiz. Neticede gök kubbe altında yaratılmış iki candan ibaretiz. Hem bir defa ötecekse o bülbül benim için, ben niye olmayayım ki gül onun için. Eğer bir can taşıyorsa karşımdaki, muhatabımdır daha ne ararım ki. Sen ver de o canlar aynasından dönmezse varsın o düşünsün. Yansımazsa sesin, gülüşün ya da bakışın üzülme; belki de o ayna kirlidir. Bakanı gösteremeyecek, bir yansıtıcı olduğunu fark edemeyecek kadar kirli. Ama olsun yine de etraf tertemiz yansımalarla dolu; tebessümlerin neşeye gark olup büyüdüğü, küçücük selamların derin muhabbete dönüştüğü, bakanın güzelliklere büründüğü aynalar, canlar var.

Fazla iyimser gelebilir, ama ne yapalım böylesi daha makul benim için. Karanlıkları yazmak yerine, koyu siyahlıkların içindeki yıldızları görmek daha cazip geliyor bana. Önümü göremiyorum diye ağlamaktansa, kulak kesiliyorum gölgelerin sesine ve ellerimle yoklayıp hükmetmek istiyorum gecelere. Sonunda günün doğacağını bildiğim karanlık gecelere…Gerçeğin kıyısından uzaklaşmadan; iyiliğin, güzelliğin dalga dalga büyüdüğü denizlere açılmak niyetim. Küçük sandalım, iki küreği ve güneşin ufka değdiği yer sahip olduğum servetim. Bunlar oldu mu bana yeter, şimdi giderken tekrardan gelmek üzere “eyvallah” der, derya denize, suyun altındakilere ve üstündekilere selam ederim!

görseller :

insanvekainat.blogspot.com / olcaytoyigit.wordpress.com

Düşmesin Bu Kıvılcım

Bakıyorum da yine ayrı düştük be dost. Aramaz olduk yine cana en yakın olanı. Yaşananlar hâlâ dimdik kalabilirlerdi isteseydik, sadece yıllanmış olurlardı, sadece yaşlanmış bir parça. Birazcık da unutkan belki. Demem o ki, yaşarlardı bir şekilde. Ama istemedik galiba, ya da bilmiyorum tam olarak ne; ‘anı’ oldular artık, ‘merhum’ ettik, gömdük onları, olmayan vefamız ve bir türlü bitmeyen işlerimizle.

Okumaya devam et