“Daha Gencim.”*

Dünyanın bütün tavanlarına lanet olsun. Arka üstü yatmaktan usandım.

9. Hariciye Koğuşu

Sen sormadan söyleyeyim. Yandaki, köprünün denize bakan tarafına geçmiş, intihar etmek üzere olan bi’ adam. Evet, yerdeki bu döküntüler bana bu çağrışımı yaptı. Hayır, intihara meyilli değilim. Sadece, gerçekten benzemiyor mu? Hem biraz melankolinin ne zararı var? Uğruna şiirler yazılan, ışıkları altında aşklar yaşanan yıldızlar bile, aslında şu an göründükleri yerde, göründükleri gibi değiller.

Bu sıkıcı tatilde, çöpe çevirdiğim zamanımı bazen derin düşünme için de kullandığım doğrudur. Mesela bir ara, hem de hiç alakasız bir ara, ‘zaman’ hakkında düşünürken buldum kendimi. Ve o düşünmelerim sonucunda anladım ki, aslında ‘zamanın geçmesi’nin kaynağı biziz. Zamanı biz geçiriyoruz. Biz tüketiyoruz. Hatta biz sömürüyoruz. Mesela, bir buçuk ay kadar önce, tatil zamanımın gelmesini ‘çok’ istiyordum. ‘Çok’un anlamını biliyor musun? Onu da sömürüyoruz ama gerçekte ‘çok’, çok fazla.

Şimdiyse bu ‘mal hali’ vakitlerimin çabuçak geçmesini, beni bitkisel yaşamdan kurtaracak o günün gelmesini, kafamdaki yeni planları uygulamaya koyacağım yeni bir seneyi, daha verimli zamanları bir an önce yakalamayı istiyorum(Evet ne kadar uğraşsam da, ne kadar kıvırıp ‘okulun açılmasını istiyorum’ demekten kaçsam da, sen anladın, evet!). Zaman böyle böyle geçiyor işte. Biz geçsin istiyoruz, o da geçiyor. Daha fazla şey değil.

Bir yandan bilim-kurgusal olup, bir yandan ‘Bay HiçKimse’ çağrışımları yapan bu yazımı mazur gör sevgili ‘okuyan’. Son günlerim eski-yeni X-Men serilerini hatmetmekle geçti.

X-Men dedim de, şu evrimi-temel-alan-filmler’in, hatta evrimi temel alan her şeyin, kendinden ne kadar emin durduğunu sadece ben mi gözlemliyorum? Diğer bütün ihtimalleri toptan reddeden bir duruş söz konusu. Sahi, ihtimalle tahammül aynı kökten mi geliyor?!

Tıp fakültesinde henüz genetiğin dibine vurmadık, ‘nereden geldiğimiz’i henüz sorgulamadık, fakat ‘o an’ geldiğinde en çok tekrarlayacağım soru şu olacak: Genetik bilgilerimizin temelini gerçekten bir din adamına mı borçluyuz? bkz. Mendel Kalıtımı.

Ve ben sevgili Hipokrates, â’ları hayatım boyunca şapkalarından mahrum bırakmayacağıma söz veriyorum.

Şimdi de bu fotoğraf ne, diyeceksiniz. Bu, bahçemizdeki limon ağacının yeni, minik meyvesi. Neden burada? Çünkü dalında yeni meyve, dalında tomurcuk; saf mutluluktur. Paylaşalım istedim.

– – –

-Can’t you sleep?

-How can you tell?

-You’re awake.**

– – –

*Zeka küpünü eline alan kardeşimin(18) hiç başlamadan bırakırken kurduğu cümle.

**X-Men serisinden. İçinde uyku(suzluk) olan her şeye karşı (algıda)seçiciyim gibi.