Masallar ve Annemin Yalanları

Çok masallar anlatılıyordu çocukken biz. Çok konuşuyordu büyüklerin hayal gücü. Yanlarına sokulmak farklı bir dünyaya “Merhaba” demekti. Halıların uçtuğu, aynaların içinden geçildiği, yedi canın yedisini de kullansan ölüm tadının bilinmediği.

Sonsuzdu, sınırsızdı, tükenmezdi masallarda zaman. Çok uyur, çok gezer, çok konuşur, çok oyalanırdın ama çok iş yapardın. Çoklar çoktu orada. Çok çok severdin mesela.

Bir prensesi olurdu çok güzel; bir de prensi çok yakışıklı. Mutlu insanlar, adil hükümdarlar baş gösterirdi verimli topraklarda. Ağlamak bir tek sevinçten olurdu, zaten ağlayınca inciler dökülürdü eteklerine. Gülünce güller açardı yanaklarında peri kızının; öylesine gerçek.

Çalışmıyor diye kızsa da karınca ağustos böceğine, dayanamayıp verirdi ekmeğinden bir parça…

Sonra birden bire her şey değişti. Nereden geldiği bilinmeyen sihirli bir el dokundu küçük omuzlarıma.

“Büyü” dedi. “Büyümen gerek, büyüyeceksin.”

Ben büyüdüm sonra. Verilen sözü tutacaktım çünkü.

Ben büyüdüm masallarım küçüldü.

Ben büyüdüm masallarım kayboldu.

Büyüdüm.

Dünya denen gerçeğin içine kondum.

Peşimden kovalayıp durdu,

Beklentiler, yapmam gerekenler..

Kafamın kırk kapısını zorlayıp

Misafir edilmeyi beklemeden

İçeri girmeye çalıştı; ideolojiler, ayrımlar.

Aynı havadan oksijen alıp

Farklı farklı nefes vermeyi öğrettiler.

Sonra ikiye, üçe, beşe bölmeyi

Türk, Kürt, Müslüman ve diğerleri…

Oysa annem değil miydi öğreten bana

İki ayaklı, iki elli, bir gövdeli, bir başlı

Güzel varlıkların insan olduğunu ve

Birinin diğerine denk olduğunu.

Evdeki kardeşim gibi

Kardeşim değil miydi sokaktaki çocuklar?

Annem yalan söylüyor olamaz değil mi?

Yoksa,

Annem de mi öğrendi siyaset yapmayı

Kanmayı, kandırmayı.

Hayır olamaz! Annem yapmaz!

Onun kitapları var raflarda,

Aksatmadan uğradığı kütüphaneleri

Akşamları lokmasını indirirken boğazından

İzlediği haberleri var ve objektifliği

Kimliğine bakmadan doğru söyleyenin doğruluğuna katılışı bir de.

Anne neredesin?

Göremiyorum.

Ben neden büyüdüm?

Masallarım anne, onları da mı götürdün?

Geri ver!

H.A./ Ekim 2012

Geceyle İki Lafın Belini Kırmak

Geceyi gündüzden hep daha çok sevmişimdir ben. Gece yolculukları, gece yürüyüşleri, gece yemekleri, bilhassa muhabbetleri… Daha samimi, daha katıksız, riyakârlıktan uzak, belki biraz da yorgun ama hep daha yoğun… Hele ki geceyi evde geçiriyorsan, bir de tek başınaysan hiçbir şeye değişilmez o anlar… Tüm duygular peşisıra ziyaret eder seni. Varlığını farketmek, şükretmek, kendini hesaba çekmek, sevdiğini ölürcesine özlemek… Zaten kelimenin tam anlamıyla, gerçek anlamıyla; hissetmek demektir gece, ‘hissetmek’…

Anneye benzer bir yanıyla gece. Okumaya devam et