Klasik Komedi: Young Frankenstein

İyi Olan Kazansın (This Means War)’ı izleyenler bilir; FDR ve Lauren video dükkanında atışırken, dükkanın televizyonlarında iki ayrı eski film gösterilir. Dikkatimi çekip, bunu mutlaka bulmam lazım, moduna girip, duyduğum repliği arattım ve Young Frankenstein olduğunu gördüm. Neredeyse bir yıl olacak üzerinden geçen zaman ama bu hafta nihayet izleyebildim vee mutluyum! Beklentilerim boşa çıkmadı ve güzel iki saat -yaklaşık- geçirdim.

51b8e4f6c583a19407

Absürd komedi de diyebileceğimiz film, 1974 yapımı bir Mel Brooks filmi. Başrolde Dr. Frankenstein’ın torunu rolünde Gene Wilder’ı görüyoruz. Aynı isimle, yine bilim alanında uğraş veriyor olmanın getirisi olarak bu ismi bir miras gibi taşımak kahramanımızı bir miktar çileden çıkarıyor olsa da, sonradan olaylar yön değiştiriyor ve young Frankenstein büyükbabasının deneylerini devam ettiriyor. Bu süreçte kendisine Igor (Marty Feldman) ve Inga (Teri Garr) yardımcı oluyor. Canavar ise Peter Boyle tarafından canlandırılmış.

Deneyler sonucunda cansız bir bedene Okumaya devam et

Film Tanıtımları 2 – Daire

Bu sayıda aslında ta içimizde olup da sinema sektöründe hak ettiği alkışı bulamamış bir filmle daha buradayız. Aynı kulvardan ilerliyoruz: Dramatik/ düşünsel/ psikolojik. Ve dünya karmaşasının içinde kendine yer bulamamış, gittikçe bencilleşen/bireyselleşen ‘insan’ figürü.

Filmimizin adı: Daire

Yazan/Yöneten: Atıl İnaç

2014 yapımı bu film bir klasik üzerinden kurulmuş. Şehirde kedisi Gece (simsiyah olduğu için ve kediye yüklediği anlam ile bu ismi çok doğru bir seçim olarak görüyorum) ile birlikte yaşayan bir oğul ve köyde (hakkımı saklı tutarak) yalnız başına yaşayıp vefat eden bir baba… Tarlaları satmak için dönülen memleket…

Bu senaryo başlangıcı elbet ki kültürümüzü yansıtmak için kollarını sıvamış bir senarist için oldukça sıradan ve bir o kadar da kanayan yaralarımızdan biri olması sebebiyle oldukça etkileyici olmuş diyebilirim.

Bir diğer yandan da tiyatroya gönül vermiş iki çocuklu bir kadının yaşam savaşı karışıyor hikâyemizin içine.

Daire sakin ve olabildiğince yavaş ilerleyen, daha az diyalog daha çok boşluk içeren bir film. Önceki film tanıtımımdaki ifademi yineliyorum: Bu filme aksiyon filmlerindeki beklenti ile başlarsanız beklediğinizi bulamayacaksınız.

Ayrıca söylemeden geçmeyeyim birçok da ödül almış bir film bu. Filmin sözcüklere esir olmasına daha fazla göz yummayacağım. Kendiniz fikir edinin diye;

Merak edenler için buraya fragmanı bırakıyorum:

Ve filmimizin kendi linkini de buraya bırakıyorum:

http://www.dairefilm.com/#!/home

İzledim, sevdim. Buyurun; iyi seyirler arkadaşlar…

Film Tanıtımları 1 – Balık

11180532_1000557853288385_1253139679_oSon dönemler Türk sinemasında pek de fazla duyulamamış filmlere sardığım bir dönemdeyim. Bilirsiniz ki, Türklerin iyi film yapamadığı yönündeki söylentiler ile büyümüş nesildenim –ki öyle olduğunu düşünmüyorum. Eski Türk sinemasını çok değerli bulurum. Neyse ki bu tip karamsar ifadeleri genellikle aksiyon/gerilim içerikli filmleri tercih etmemize bağlıyorum. Biz millet olarak ciddi duygusal çözülmeler atlatmışız, tarih bunun şahidi. Dramatik/düşünsel/psikolojik içerikli filmlerin sektörün büyük bir çoğunluğunu kaplıyor olması bunun en doğal sonucu. Ayrıyeten ülkece mizah zekâmızın belki de çağın en ilerisinde yer aldığı kanaatindeyim.  Buna bu yazımda değinmeyeceğim.

Son zamanlarda ülkemiz sinema sektöründe kuytuda köşede kalmış filmleri elimden geldiğince ve meraklılarına da fikir vermek amacıyla tanıtacağım.

Filmimizin adı: Balık

Yazan/ Yöneten: Derviş Zaim

2014 yapımı bu film, göl kenarına konumlanmış evlerinde yaşayan, balıkçılık ile geçinen bir aileyi konu almış. Konuşamayan kız çocuğu Deniz, annesi ve babasının kızlarının konuşabilmesi için çabaları, doktor masraflarını karşılayamayan maddi zayıflıkları…

Düşünsel/duygusal/dramatik diye kategorileyebileceğim bu filmde olabildiğine az diyalog ve yine ondan daha az düzeyde aksiyon yer alıyor. Sakin ve psikolojik yönü ağır basıyor.

Filmin çekimleri Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı köyünde gerçekleşmiş. Metropollerle çevrili hale gelmiş betonarme dünyanın doğaya ait kalmış sevimli bir parçası burası… Filmin işlenişi içinde yerel giysiler ve gerçek hayatta birebir gördüğümüz/ içinde bulunduğumuz türden evler yer alıyor. Bu noktaya ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum; kameralar ardında bize rengârenk ve çok başka gösterilen mekânlarda bulunmayan lezzet bu doğallığın içinde fazlaca mevcut.

Film eski bir inanışa konu olmuş, nadir bulunan cins balığa bağlanmış saf bir inanışa dayanıyor ve gittikçe akılcılık içinde eriyen, inançsal yönü zayıflamış insan ırkına rağmen inanmaya muhtaç insan gerçeğini çarpıcı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.

Son olarak merak edenler için filmin künyesinin linkini buraya bırakıyorum. Link içerisinde filmin fragmanı da yer alıyor. İyi seyirler…

Bknz. http://www.derviszaim.com/2014-balik/

Ayrıca imdb için bknz. http://www.imdb.com/title/tt3743524/

Grease

Ocak sonu-şubat başı sıraları hayatımın en film-yoğun zamanlarıydı sanırım. Yarıyıl tatilim bir hafta, ardından gelen stajım en kolayı olunca, günde 3 filme kadar çıktığım oldu. Bu maratonun öne çıkanlarından biri de tesadüfen açtığım Grease. Hala, nasıl oldu da şimdiye kadar izlemedim, diye düşünüyorum. Bırak izlemeyi, duymadım bile. Tuhaf, çünkü çocukluğumda o soundtracklerin çoğunu bildiğime eminim.

Şimdi müzikleri düşününce heyecanlanıyorum tabii. Önce filmden kısaca bahsedeyim:

Grease, 1950lerin Amerikan gençliğini ele alan 1978 yapımı bir film. Aynı isimli Broadway müzikalinden uyarlanmış. Yönetmenliğini Randal Kleiser’in üstlendiği filmin başrollerinde John Travolta ve Olivia Newton-John’ı görüyoruz. Benim için Travolta’yı rock’n’roll yaparken, tabir yerindeyse omuzlarını zıplatarak yürürken görmek eğlenceli olduğu kadar travmatikti.

Film aynı isimli soundtrackle açılıyor. Okumaya devam et