Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun

Belki bilirsiniz bir menkîbe anlatılır padişahın biri ve âlim bir zâtla ilgili. Kısaca özet geçeyim; zamanın birinde kendince hayr yapmak isteyen keyfine düşkün bir padişah, halk cihetinde âlim bir zata haber gönderir. Fermanında âlim zâta hazinelerden ne kadar isterse alabileceğini ve tüm ihtiyaçlarını giderebileceğini söyler. Âlim zat geriye bir cümlelik bir mektupla mukabelede bulunur. Padişah mektubu alınca çok sinirlenir ve derhal âlimin huzuruna getirilmesini emreder. Mektupta ‘bir köleden almak, bize yakışmaz’ yazıyordur. Padişah, âlim zâta gürler ve sorar; ‘Sen ki ihtiyacı çok, fakir bir adamsın. Ben ki tüm bu zenginliklerin hükmedicisiyim. Nasıl olur da benim yüceliğimi, zenginliklerimi küçümsersin?’ der. Âlim zât, âlimliğinin hakkını verircesine şu düşündüren sözlerle cevap verir ‘Sen heva ve isteklerinin kölesisin. Ben ise onlara hükmediyorum. Senin köleliğinin yaptıklarının ben efendisiyim. Benim kölelerime kölelik edenden ben alamam.’

Bir aralar çok istikrarlı bir insan olduğumu düşünürdüm. Bunu kendime her sene istikrarla verdiğim aynı sözlerden biliyorum. “BU SENE ÇOK ÇALIŞACAĞIM? O GÜNÜN KONULARINI MUHAKKAK TEKRAR EDECEĞİM” Sanırım 5. sınıftan beri her yaz bu kararı alıp, her eylül bunu bir kez daha dillendirip, sene ortasında bir dahaki sene teessürle hatırlamak üzere rafa kaldırdım. Allah’a şükür hep yüksek derecelerle okulda yeri sağlam bir öğrenci de olsam, finallerden ve deneme sınavlarından bir önceki gece salya sümük bir sürü şey ezberlemeye çalıştığım hiç de nadir değildir. N’olur sanki Okumaya devam et “Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun”

Kaçışın Yok! Öleceksin!

Meşhurdur, ‘Ölmeden önce en son ne yapmak isterdin?’ sorusu. Bunu yazılarda okuruz, muhabbetini açar konuşuruz. Listeler yaparız kafamızda, ölümün aslında ne kadar yakın olduğundan bahseder ‘herkes nasılsa bir gün ölecek’ diye edebiyatın dibine felan vururuz. Ama aslında bakılınca da pek azdır gerçekten öleceği anı bilerek, o ana kadar bir şeyleri yetiştirmeye çalışanlar. Sonuçta doğum belgemizin üzerine bir de ölüm tarihimizi arasında ufacık bir tire ile … Okumaya devam et Kaçışın Yok! Öleceksin!

Kalp ve Gönül

İnsan vücudunda yumruk kadar yer kaplayan ufak bir organ görünürde.

İşlevi boyutundan kat be kat büyük ama;

kan pompalamak.

Alınan her nefesle, temiz kan vücutta belki saniyeler içinde tavafını tamamlamakta.

Sol yanımızdaki bu küçük nimet, vazifesini ona tayin eden Zatın dur emrine kadar, vâdi dolana kadar bıkmak usanmak ne bilmeden işinin başında.

Biyolojisi sevimli ve merak uyandırıcı kalbin.

Sanki bir saat gibi, ömrün her nefesiyle tik tak atan bu kalp, daha anne karnındayken başlar görevine.

İşin tıp yanı cevaplanmayı bekleyen sorular ve her gün yeni keşifedilen noktalarla dolu. Ama bir de gözle görülmeyip, duygulara hükmeden kısmı var.

Biz, İngilizce gibi Okumaya devam et “Kalp ve Gönül”

Beşer Şaşar

En büyük mahkûmiyet içteymiş.

Adına vicdan azabı diyorlarmış.

Kimsenin görüp duymadığı bir günahı,

gözlerini yumsan bile gösteriyormuş.

Çok sinsiymiş bu vicdan azabı denilen şey.

Gülümseyen yüzlerin bile arkasına saklanabiliyormuş.

Günahı telâfi edene dek,

çekmiyormuş ellerini insanın yakasından.

Yemek yerken boğazına dizermiş lokmaları.

Gözyaşlarını durup dururken hücûm ettirirmiş yanaklarından aşağıya.

Böyle sanki Okumaya devam et “Beşer Şaşar”

Yüreğimde Fil Oturuyor Sanki

Anlatmak ister insan.

Dökmek ister yüreğinde biriktirdiklerini, döküp hafiflemek. Kimisi resimler çizer iç dünyasının resmini çekmişcesine. Kimisi gönlünün yanıklığıyla sesinin yanıklığını düet yaptırır. Şiir yazanlar vardır bir de. Mısralara hükmedenler. Hepsi anlatmak isterler kendi pencerelerinden görünen o dünyayı.

Ama bazen de çok yorulur insan ve anlatmak istemez artık. Sadece anlaşılmak ister. Söylemeden, yazmadan, çizmeden birilerinin onu anlamasını bekler. Böyle zamanlarda sanki yürekteki hisler dile gelmez. Dilden çıkan nadir fısıltıları da anlayan yokmuş gibi olur. Sanki içinin yangınını bağırarak dünyaya haykırsa da, yan odadaki televizyonun sesini bastıramayacakmış gibi gelir.

Kalabalıklar içinde soyutlanmış gibi hisseder insan bazen kendini. Akın akın koşuşturan insan selini görürde anlam veremez telaşelerine. Onu anlamaya bile vakti olmayan bu insanlar neye uğraşıyordur? En çok da anlaşılamadığı için yalnızdır insan.

Anlaşılamıyordur, anlatamıyordur belki de kendini. Kelâmlardan umduğu medetler, kalemine yakışmıyordur. Yüreğinde taşıdığı hisler belki de en güzel sûretini Okumaya devam et “Yüreğimde Fil Oturuyor Sanki”