İkilem

Adım. Adım. Adım. Bir adım. Bir adım daha. İşte. Tamam. Bir adım. Bir adım.

Adam. Adım adım. Bir adım daha. Adam. Karanlık. Işık yok. Ses yok. Renk yok. Karanlık. Adam karanlık. Adım adım. Karanlık. Kör gece. Kör pencere. Kör karanlık. Kör adam. Adım. Adım. Adım. Kör adam.

Kadın. Parlak. Mavi. Pir-ü pak. Kadın. Parlak. Renk. Renk. Renk. Kadın. Işık. Işık. Işık. Kadın. Kahkahalar. Şen şakrak. Mavi. Mor. Sarı. Yeşil. Kadın.

Adam. Siyah adam. Kör adam. Kör pencere. Kör gece. Kör adam. Adım. Adım. Kör adam.

Dış dünya. İç dünya. Maddeler ve renkler. Renkler ve sesler. Sesler ve izler. İzler ve düşler. Düşler ve hayaller.

Adım adım. Gülümsüyor kadın.

Adam. Kör adam. Gece ve karanlık. Kör adım.

Rengarenk sular. Mavi nehir. Kırmızı nehir. Allı morlu bulutlar. Adım adım adımlıyor kadın. İşte oraya akar nehir. Rengarenk akar nehir.

Bir orayı adımladı kadın. Bir burayı adımladı kadın. Bir şurayı. Bir burayı. Bir orayı. Bir daha şurayı. Kadın. Mavi, mor, kırmızı, yeşil kadın. Gülümsüyor kadın.

Adım adım kör adam. Aç gözünü, gör adam!

 

Umut

Küçük bir ışıktı umut

Minik bir gülüştü dudaklarda

Bebeğin gözlerindeki ışıltıydı

Çalınan en neşeli ıslıktı, kaldırımlarda

Sensizliğin tam da ortasında

Beklenmeyen bir tesadüftü umut

Gözlerinin en derin kahvesinde

Küçük bir ışıktı umut

Sessizce gidişinin ardından

Doğan yeni günleri beklemekti umut

Üstlendiğim tüm yalnızlıkları

Tek tek salıvermekti belki de

Gecenin en siyahında

İnançla edilen bir duaydı umut

Yenilen en acı meyve olan sabrın

Katlanılır tadıydı

Sonbahar Sabahları ve Hayat

Hayatın bazı sabahları vardır. Pencereden gelen soğuk sonbahar havası ile uyku mahmuru gözlerini aralar, tavana bakıp gülümsersin. Yıllar ve yollar pek çok arkadaşınla arana girmiştir ama yepyeni insanları da süsleyip püsleyerek dâhil etmiştir yaşamına. Öyle bir ana gelmişsindir ki bile isteye yanlışı yaşamak istersin. Dokunursan ‘cıs olur’ denilen sobaya dokunmayanımız var mıdır ki? Canım yanarsa yansın ama denemek istiyorum, diyerek atarsın kendini ateşe. ‘Esirliğimi seçmek benim hakkım, ben hür bir insanım!’ demek gibi bir şeydir bu.

Hayatın bazı sabahları insana ‘nereden nereye’ dedirtir…

Kendi içinden çıkıp da yaşadıklarını dışarıdan izliyormuşçasına ikiye bölünmüşsündür bazı sabahlar. Uykundan uyanıp hafifçe araladığın gözlerini sımsıkı kapatır, “Allah’ım n’olur bir sürü yağmur yağsa, hava hep sopsoğuk olsa, kalbim hiç kırılmadan duygularım coşup aksa” diye dua edersin. Ve biraz sonra yağmur yağmaya başlar..! Artık büyüdüğünü fark edersin. Oysa olduğunu iddia ettiğin ayakları yere basan mantıklı insan ile uzaktan yakından alakan yoktur hâlâ.

Hayatın bazı sabahları dünyaya karşı kendini korumak için ördüğün duvarlar yerle bir olmuştur. Yıllardır korku ile saklandığın kalenden kafanı dışarıya çıkarıp gökyüzünü görmüşsündür bir kere. Ve gök lacivertten turkuaza dönüvermiştir! Artık yüz yıllık yalnızlığına sığınıp olduğun yerde durabilmen mümkün değildir.

Hayatın bazı sabahları anlarsın ki artık ne şarkıların, ne filmlerin, ne kitapların yetmediği noktaya gelmişsindir.

görsel : Sabina Tabakovic

Kih Kih Gülen Lıkır Lukur Bi’ Başlık Olsun Bu*

O kadar çok su içtim ki karnımdan lıkır lukur sesler geliyoor. Geliyooor. Kuş uçtu pencereden. Kervan geçti. Bir sen, bir sen, bir sen..!

Gözlerim sulu sulu şimdi. Sulu sulu gözlerim. Karnımdan lıkır lukur sesler geliyor. Beynimdeki umarsız kih kih gülüyor. Bir sen diyorum, bir sen!

Gözlerim ama gözlerim. Mahcup oldum be canım. Geveze insanların suskunlukları kızgınlıktan olmaz ki hep. Mahcup oldum be can-ım. Can olanı böylece sahiplenip kalbime koyuyorum işte.

Sonraaa…

Karnımdan lıkır lukur sesler geliyor. Beynimdeki şapşal susmuyor. Birlikte gülüyoruz trajedi mi, komedi mi belli olmayan şu duruma. Aklım diyorum. Aklım! Başımda mı? Hiiiç değil. Canım diyorum, canım! Yanımda mı? Hiiiç değil. Karnımda bir sürü su, candan uzak akıldan uzak… Balıklar mı yutsam diyorum. Lıkır lukur yüzseler diyorum.

Diyorum kiii…

Su akar güldür güldür. Çarşı pazar güldür gül.