Dolunayın Gecesi

yakamoz

Gökyüzünün yeryüzüyle birleştiği yerler vardır hani
Ayın denize düştüğü yakamoz gibi.
O zaman tek düzlemde birleşir tüm boyutlar…
Gözlerinin alabildiğine doldurur her yeri ay ışığı,
Hele bir de dolunaysa günlerden
Seçilmiş kişi olduğun aşikar…
Sabah olmasa, diyesim var.
Güneşin hatırı kalmasın ama geceyi daha bi’ seviyorum,
Gece yalnız, gece sessiz ve derinden ince ince işliyor içime
Her gökyüzüne bakışımda bir yıldız düşüyor gözlerime,
Bir gözlerim,bir de deniz parıltısı
Karanlığa ışık veren yalnız onların ışıltısı…
Kıyıya vuran dalgalar dokunuyor gecemin sessizliğine,
Sükunetim yerini mehtabın bestesine bırakıyor
Öyle güzel ki şarkılar sessizliğim mahcup…
Bugün ayın on dördü;
Yine vakti gelmiş oyunun en güzel perdesinin
Sahne ışıkları ne de güzel yanmış,
Oyuncular sabırsız, hepsi de çoktan sahneye çıkmış.
Başrol uzaktan yavaş yavaş çıkıyor tepeye
Ve fonda o muhteşem orkestra,
Ben sessizliğimi kurban edip geceye
Bu sanat eserini izliyorum, dinliyorum, hissediyorum…
Gökten kayan yıldız yüreğime düşüyor,
Ay göz bebeklerimde büyüyor,
Gözlerimin alabildiğine her şeyi çalıyorum doğadan doğama…
Hırsızıyım bugün gecenin,
Ardımda iz bırakmadan sabaha götüreceğim yıldızları…

Bugün

yuregi-sizlatan-umutBir gün düşleyin…
Özlem var içinde geçmişten gelen
Can var içinde dünden ve dünde kalan
Sevda var içinde bir yanı eksik
Film sahneleri aklımda kesik kesik…
Ve o gün, dünden bugüne bir eşik;
Geçmişten geleceğe,
Hazandan bahara,
Hüzünden neşeye,
Kötü her şeyden iyi her şeye.
Bir yanımda ardımda kalanlar
Bir yanımda benimle olanlar
Bu gün tek tek ayırdım onları
Kolay olmadı öylece tüm fazlalıklardan kurtulmak
Kim ne zaman çok gelmeye başlamıştı anlamak.
Gözlerime indirdiğim perdeleri açtım bugün
Ne kadar aydınlandığını görmek gerekti göğün
Yedi uyurlardan sonra en çok geceyi ben geçirmiştim
Göz kapaklarımın altındaki mağarada,
O yüzden bugün bir eşikti geçmek için aydınlığa.
Neyse ki henüz bir lira tedavülden kalkmamış
Ve hala bir simit ve çay ederken uyandım.
Artık geçmişin bir kurbanı değil bugünlerim,
Geleceğin birer mimarı akıp giden saatlerim.
Bu gün…
Kırık hayallerim,
Solgun gülüşlerim,
Yaralı dostlarım,
Korku dolu rüyalarım,
Kötü anılarım,
Hatalarım,yanlışlarım…
Bu yazı sizi geride bırakmak için
Geride bıraktığıma inanmak için
O yüzden;
Bugün özel
Bugün güzel
Ve bugün benim demek geliyor içimden
Sahip olduğum her şeyden daha çok benim…

Yaşamın Kıyısında

Bir köşede yaşanmayı bekleyen hayat. O bekliyorsa eğer, şu anki var olan ne? Bu yürüdüğüm yol, yanımdaki insanlar, önünden geçtiğim evler; beklerken hayat bir yanda, ne oluyorlar? Neden yanımdalar ve benimleler… Ne dersiniz hayat mı yanlış yerde duruyor, yoksa ben mi?

Kimin yanlış yerde olduğunu bilmiyorum ama ben hep yaşamın kıyısında duruyorum. Tam ortasında olamadım hiç, ciğerlerim yanana kadar nefes alamadım ve yaşadım diyecek kadar hissetmedim hiçbir anı… Mesela bir çocuğun tebessümünde kaldım sadece, oysa çocuk olmak kahkahalarla gülmek ve neşeyle coşmaktı. Baharda bir çiçeğin tomurcuğunda buldum kendimi; açamadan rengarenk, kayboldum… Gökyüzünde gürledim, bir türlü yağmur olup yağamadım. Yumurtadan çıktım ufacık kuş misali, ama uçmayı beceremedim. Hayat hep kaçtı ellerimden, daha ben koşmayı öğrenemeden kaçtı; yakalayamadım… Yalnızca baktım ardından. Sonra o bir köşede beklerken bakmak yeter oldu bana.

Ve günden güne daha da sıradanlaştı her şey. Yaşamak şöyle dursun, bakmaya bile takati kalmadı gözlerimin. Eskiden en azından bir tebessüm, tomurcuk ya da yavru bir kuş olabilen ben, şimdi bir şeylere başlangıç olmayı da bıraktım. Özne hükmünden çıkıp, nesnelere karıştım. Öyle olunca ne fiilin önemi kaldı, ne de failin…

Artık hayat ağlıyor bir köşede. Çünkü bekleyen, içinde umudu en çok besleyendir. Ve beklemek, karşıdakinin gelme ihtimali varsa ancak eylemdir. Yoksa mastardan ibaret tüm fiiller, bir cümleye girmeyince. Ben onun umudunu da tükettim yaşanmaya dair, fiillerini de ortada bıraktım yalın ve kimsesiz. Yakında ağlamak da anlamını yitirecek ve ben gözyaşının olmayacağı o zamanlardan çok korkuyorum…