Önce Olan Kazanır

Son zamanlarda öncelikler kavramı iyiden iyiye kafa karıştırır oldu. İnsan ilişkileri bazında düşününce ‘o’ndan önce ‘ben’ ,’siz’den önce ‘biz’ gibi temelinde ego yatan önceliklerimiz olabileceği gibi; ‘ağaca balta vurmuşlar sapı bedenimden demiş’ hesabı  kendimizin önüne geçebilen şeyler de yok değil. Önceliklerimiz söz konusu olduğunda karakterimizle göz göze gelebiliriz. Çünkü görecelilik oranı da bir hayli fazla. Önem sırası ya da öncelik artık adına ne derseniz…

Koşul-şart dendiğinde itici gelebilir ama biraz daha hafifletildiğinde bu durumun adı da öncelik olabilir. Hani mesela, yazmadan önce okumak gerekir. Söylemeden önce dinlemek, yapmadan izlemek akıl karıdır. Hazırlar insanı harekete geçmeden önce.

Öncelikler de hayat boyu değişir. Karakterle beraber gelişir. Adeta bir koltukta taşıyamadığınız karpuzları ehemmiyetine göre sırayla taşımaya çalışmak gibi dizilir. Çocukken en sevdiğiniz oyuncak ya da bir koca tabak tatlıyken Okumaya devam et

Bir Soru Sor

Sorular ve cevaplar.

Farklı taraflarda olmaya bir bakıma mahkumlar. Ne soranların cevap verenlerden ne de cevaplayanların soru yöneltenlerden avantajlı bir hali de mevcut değil.. Ancak kendi sorup kendi cevaplayanlardan bir adım önce olduklarını düşünebiliriz. ‘Sual etmek’, ‘mesul’ ile aynı kökten gelmekteyse en az cevap vermek kadar soru sormanın da sorumluluk taşıdığının farkına varabiliriz. Verilen cevaplar kadar sorulan sorular da ele vericidir. Merak edilenleri başka gözlere sunabilir. Belki tam da bu yüzden soru sorabilmek bir erdem ve asla tam tahmini yapılamayacak cevapları öngörmekten daha elzemdir.

Gelelim cevaplar yakasına. O yaka daha tedirgin, telaşlı ya da kendini ifade etme fırsatının verdiği heyecanla emin ve kararlı, hatta bir başka cihetle belki biraz cevabı saptırmaya hevesli. Cevabını bilip karşıdan duymak istediğimiz sorular hariç merak ettiklerimizi muhataplarına yönlendirmeyi deneyelim bu yazı bittiğinde. Tabi sadece cevabını öğrenmek niyetiyle. Duymak istediğimiz ya da istemediğimiz bir cevap da alabiliriz pek tabii.  Ama benim için cevabını bilmeye değerdi. Hani bazen bir ömür cevap arar da bulamazsınız ya işte o hesap.

Tatil

Dinlenmek, dinginleşmek, sakinleşmek, mola vermek, tatil…  Haziran sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı şu günlerde büyükten küçüğe hemen hemen herkes bu kelimelerle haşır neşir. Tatil denen şey deniz-kum-güneş üçlüsüyle birlikte düşünülüyor hep. Tatili dinlenmek olarak değerlendirmeye başladığımızda ise dinlenmenin farklı karşılıklarını düşünmeden edemiyorum.

Hiçbir şey yapmamak, sevmediğimiz işleri yapmayıp sevdiğimiz bir iş yapmak, meşguliyet değiştirmek -hani hep öğretmenlerin zihninizi dinlendirmek için matematik çalışmaktan yorulursanız Türkçe’ye geçin demesi gibi mesela Okumaya devam et