Tombul Bardak

İçinde buzların şıngırdadığı limon parçalı cin tonik bardağının kenarlarında gezdirdi başparmağını. Bir yudum aldı. Güldü. Sanki biri duyacak gibi etrafına bakındı. Tekrar bir kahkaha sardı beyaz duvarlı salonu. Elindeki tombul bardaktan bir yudum daha aldı. Ayağa kalktı. Topuğunun biri kırık olan ayakkabısına hiç aldırmadı. Yürümeye çalıştıkça bardaktan dökülenler kırmızı lekeye dönüştü yerde. Zor olsa da telefona ulaştı. Rakamları tam göremese de elleri hareket etti. Biraz sonra bir ses duydu sadece:
-Alo?
-…
-Alo diyorum kimsiniz?
-…
-Kimi aramıştınız?
Çok sürmedi  “dıt dıt dıt…” sesini duyması. Ve hemen sonra salonda bir silah sesi ve kırılan tombul bardağın sesi…  Elindeydi hala ahize.

Üç Nokta

ı. ANLATICI: KAYIP KADIN

Geceyi sever misiniz? Siz bayım, gecenin karası gözlerinizde, dumanı geceye üfler misiniz? Beni tanımıyorsunuz, hala… Satırlarım var benim üstünü karaladığım. Kilometrelerce uzaktasınız değil mi? Üstünü karaladığım yollar var benim. İki satır yazsam karalar mısınız üstünü, kalbinizle? Yo bekleyin, kalbinizi emanet alabilir miyim kısa bir süreliğine? Avuçlarıma bırakın usulca, söz, aldığım gibi geri vereceğim. Sadece biraz hayal kurmamız lazım. Bir deniz kenarındayız. Siz sever misiniz öfkesini dalga sesleriyle kıyıya vuran, masmavi denizi? Şimdi çırılçıplak ayaklarımız, çırılçıplak duygularımız kumların canını acıta acıta koşuyoruz. Ama korkmayın biz mutluyuz. Gülüyoruz. Gözlerinizden anlayamıyorum hiçbir şey. Tavırlarınız mı? Bir çocuk kadar çekingen, bir genç kız kadar kaçak, bir erkek kadar yaklaşan… Anlamıyorum, hiçbir zaman anlamayacağım. Bir sigara daha yakıyorsunuz, ılık nefesinizle katmer katmer geceye karışıyor dumanı. Seviyor musunuz beni? Sever misiniz? Sevdiniz mi? Ah, lütfen alın artık kalbinizi elimden, ona bir zarar vermeden. Birazdan güneş doğacak. Siz  bayım, geceyi benim sevdiğim kadar sevin yeter (!)

2.ANLATICI: KENDİNİ ASLA BULAMAYACAK OLAN ERKEK

Güneşin doğuşunu sever misiniz? Siz bakmaktan korktuğum siyah gözlü kadın, bitmeyen sessizliklerin sustuğu gecenin tükenişini sever misiniz? Kalbimi versem avuçlarınıza alır mısınız? Zararı yok, acıtın; sadece avuçlarınızda tutar mısınız? Çakmağın sesi karışıyor yüzünü usulca gösteren güneşe. Hayal kurmama izin verir misiniz, saklıca? İhtiyacım var size. Sonbahar yapraklarının düştüğü bir yoldayız. Her yer turuncu, sarı, kırmızı boy boy yapraklar. Yol kenarlarında sıra sıra ağaçlar. Onlar yapraklarını dökmemiş hala yeşiller. Yürüyoruz. Kulaklarımızda kırılan yaprak sesleri… Yo hayır korkmayın, mutluyuz, gülüyoruz. Simsiyah gözlerinizle bana bakıyorsunuz. Anlamıyorum seviyor musunuz beni? Sever misiniz? Sevdiniz mi? İçimdeki son nefesi veriyorum sigara dumanıyla dışarıya. Neden geri verdiniz kalbimi? Yaprak sesleri batmamıştı benim yüreğime. Lütfen alın onu geri benden. En azından bitiyor gece… Siz siyah gözlü kadın, gündüzü benim sevdiğim kadar sevin yeter (!)

Tortulu Bir Lensten Dökülenler

Kalbimin tortusu üzerinde birikmiş buğulu lensler var benim gözlerimde. Hayır, hayır o kadar dikkatli bakma gözlerime, senin göremeyeceğin kadar şeffaf acılarım. Teğet geçti belki de gözyaşların bana. Sahi ağlar mısın sen? Benim gözlerimin dolduğu olur, duyarım bazı geceler kendi hıçkırıklarımı. Hayır, hayır dinleme senin kalbin duymaz kalbimin tortusunu. Kırıklıklarımın parça parça ettiği bir lensten bakıyorum ben dünyaya, göremem senin gördüklerini. Canım yanmasın diye, batmasın içimi sızlatanlar daha fazla diye kapatırım gözlerimi. Görmesem de olur senin dünyanı. Sahi bu kadar mutlu musun sen? Uzun gecelerin sonunda bir kez çıkarıp öpseydin kalbimden kesişecekti hikayelerimiz. Hayır, hayır böyle kalsın tüm her şey. Bütün anlamsızlıkların tek bir anlamı var artık.

Bir hikayenin son cümlesi olurduk belki. Hüzünlü, tüm çılgınlıkları yapıp durulmuş, vazgeçmiş bir son söz. Aynı hikayenin hüzünlü belki mutlu son sözü. Hayır, hayır bir şey deme şimdi, daha hikayelerimiz birbirine teğet. Bu kırık dökük cümleler gibi sadece başlangıç ve son… Bir kez bak gözlerime, çıkar al onları. Bir sabah, ben bu kadar vazgeçmişken, alıp giderken kendi hikayemi, renkli parlak lensler bırak kalbimin ortasına. Mavi olsun…

 

Küflenmiş Notanın Sesleri

Kalbimde kocaman uçurumlar var benim. Birine bile düşsen, şans eseri, vallahi çıkarmam seni düştüğün yerden. Kendi derinliklerime saklarım seni. Oysa hep başka şarkılar söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bir şarkının melodilerini bile aynı şekilde tutturamayanlardanız.

İnsan kendine alışmaya görsün! Yalnızlığın içinde bile bir ses duyar olup, rahatsız oluyor. Şimdi herkes kadar ! yalnızlığımla mutluyum. Bir gün İstanbul kadar kalabalık olup geldiğimde sana, nefes almak kadar sahici olacağım. Şimdi biraz herkes kadar ! yalancıyım.

Güftesi bozuk bir şarkıyım şimdi. Kendi kendime mırıldandığım birkaç söz. Söylesem kimseler anlamaz. Söylesem tüm şarkılar kaybolur karanlıkta. Zamansız yakalanıyorum kendi yağmurlarıma. Çoğunlukla… Hep içimde bir gök gürlemesinin sesi, bir yıldırım ışığı. Ben kendimi sakladım simsiyah bilmecelere. Sadece herkes kadar ! korkuyorum karanlıktan.

Ruhu kadar özgür olamayanlardanım. Daha bedenim tıkıştırıp çantasına birkaç anıyı kaçamadı bu yerden. Ama gideceğim… Bu bozuk güfte benim de kulaklarımı tırmalamadan gideceğim. Başka şarkılar öğrenmeye değil, bu şarkıyı unutmaya… Uyutmuyor yağan yağmurların söylediği şarkılar artık beni. Sadece bu sefer sevmiyorum herkes kadar ! ıslanmayı…