Üç Nokta

landscape-oil-painting-600-20

Hayat o kadar farklı bir kavram ki, alakasız anlamların aynı anlamda toplanması gibi.

Duygu, gerçeklik, yalan, disiplin… Yaşanan zamanın dışında yaşanmayan kısımları da içeriyor başlı başına.

Bugün ‘nefret ediyorum, asla yemem’ dediğin yemeği, ertesi gün öyle güzel yediriyor ki sana. Fark edip bunun nasıl olduğunu sorgulamaya başladığında tek bir cevapla karşılaşıyorsun: ‘Hayat’.

Zamanlamanın getirdikleri mi, yoksa biz mi şekillendiriyoruz hayatı?

Bu soruya ‘ikisi de’ diye cevap verirken, asla yapmam dediğimiz bir şeyi yaptığımızda niye her şeyi

Cevap yine hayatın kendisinde gizlidir aslında.

Kimine göre, ‘hayat bu işte, kanatlanıp uçmak yerine, dört duvar içinde hapsolursun’, kimine göre hayatı yaşa, korkma, öbür dünyayı sorma, kimine göre de ‘ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına’.

Herkesin farklı şekilde yaşadığı hayatı aynı anda yaşamaya çalışma çabası, insanlığın savaşlardan sonraki en büyük yaşam mücadelesi bence. Öyle ki bu çaba bazı insanların başkalaşım geçirmesine bile neden olabiliyor. Konuşması, yürümesi, giyinmesi bile değişiyor. Ben bu tür insanları Yunan mitolojisinden kentavros*, Anadolu’dan da Şahmeran’a benzetiyorum açıkçası. Hayır, bunlar sadece efsane değil, gerçekten aramızda yaşıyorlar. Ama öz hayatlarından farklı bir biçimde yaşama isteği onları öyle bir hale getiriyor ki, en sonunda ya kentavroslar gibi saldırganlaşıp, insanlıktan uzaklaşıyorlar ya da şahmeran gibi uğruna hayatlarını adadıkları insan tarafından yok ediliyorlar.

Güçlü olanın hayatta kaldığı doğal seleksiyon gibi insanlar da özünü kaybetmeyerek hayatta kalanlar olarak sınıflandırılıyor bence. Seçilmişlerden olabilmek umuduyla…

Hayat…

*Yunan mitolojisindeki yarı insan yarı at olan yaratık.

Dinlenilesi…

Cevabını Bilmek İstemediğin Sorular

http://fizy.com/#s//#s/3wndrc

Kesip güneşe koyalım, öyle daha çabuk soğur, diyerek uygulamaya koyulduk.

Nihayet beklenen zaman geldi.

Kıpkırmızı, sulu sulu, siyah çekirdekleriyle göz kırpan kocaman bir karpuz tabağı…

Mutluluk bu, dedikten sonra midemize bayram yaptırma niyetindeydik ki bizden daha mutlu bir ortağımızın olduğunu fark ettim. Karpuz dağlarının arasında hangisinden başlayacağını şaşırmış bir karınca.

Büyük ihtimal cennete düştüğünü düşünüyordu. Onu gördükten sonra ben de bastığım yerlerin toprak yerine çikolatadan, bulutların pamuk şekerden, hayvanların jelibondan olduğu bir dünya hayal ettim.

O keşkülden ev benimdi artık. Biraz daha modernleşmiş şekliyle; brownieden yatağım, lokumdan yastıklarım, akide şekerlerinden lambalarım vardı mesela.

Hayalimde her şeye en tatlı şeklini verirken insanı bir türlü değiştiremedim. Kimine renkli pasta süsleri bile ekledim hatta ama yok, olmadı işte.

Onlar varken ne kadar mutlu olabileceğimi, birlikte ne çok şey yapabileceğimizi düşündüm. Brownie olmadı; kuru, pasta kekinde bile uyuruz diyordum.

İşler öyle gitmedi.

Geldiler, ama değişen her şey gibi onlar da farklıydı artık, istedikleri sadece dünyamı yok etmekmiş gibi davranıyorlardı.

Akide şekerlerinden başlayıp önce tüm dünyamı kararttılar.

Yok ettikleri şeyleri göremedim o yüzden. Sadece hissediyordum bir şeylerin yitip gittiğini.

Kaybolanların yerini doldurmayı da çok denedim ama artık hayal bile edemiyordum.

Pişman oldum sonrasında. Ne gerek vardı ki hayalimi gerçeklerle karşılaştırmaya. Arada bir ziyaret ettiğim o çikolatan bozma dünya da gitmişti artık. En güzel haliyle kalsaydı keşke aklımda.

Ama insanlar…

Onları uyduramadım işte dünyama.

Çok şey bekledim. Keşkülden evinde yaşayan bir cadı olarak beni kazana atmadıkları için mutlu olmalıyım belki de.

Anlayamıyorum.

Gerçekte yaşayıp, paralel evreninde yitirdiğim o kadar çok insan hayatı var ki…

Başta şaşırsam da değişen hiç bir şey olmayacağını kabul edip

Susuyorum

Ama merak etmeyin

Hepsini “iyi” biliyorum.

“Anlamadığın şey insanlarsa ve bir tercih yapma hakkın varsa, anladığın konularla ilgilen, mutluluk sevdiğin şeyleri yaparak elde edebileceğin bir şey sonuçta.”

 

2 Hidrojen 1 Oksijen

Nefes al..
Nefes ver..
Nefes al..
Bir ki üç dört..on
hadi bir daha
Nefes al..
Nefes ver..
Al..
Bir ki üç..on onbir..
Alisiyorsun artik
Her seferinde biraz daha alisacaksin.
Hatta gün gelecek
nefes almadan yasamayi ögreneceksin.
Suyun altinda yasamaya ne dersin?
Dünyada ama rengarek baska bir dünya. Okumaya devam et

“Evet sen, Sicilyalı olan gel buraya.”

Kısık, hırıltılı ses tonuyla konuşur çoğu zaman. Yok gibidir aslında, ama yokluğundan emin olmamak varlığını bilmekten daha çok etki uyandırır insanda.

Hepsi benzer takım elbise giymiş, benzer fötr şapkayı takmış, 60 ‘ların Sicilya’sındaki mafya gibidirler. Sen kaçmaya çalıştıkça beklemediğin yer ve zamanda bir şekilde karşına çıkmayı başarırlar. Onlardan olmasa bile, her gördüğün şapkalı ya da takım elbiseli sana kendilerini hatırlatmak için bir sebeptir. Yakaladıklarında canını yakmaları yanında aksi olsa dahi hissettiğin korku seni her gün öldürmeye yeter.

Bu gruplaşmış engellenemez gibi görünen akım kimine göre ertelenen sorumlulukların oluşturduğu kaosu, kimine göre eski sevgiliyi, kimine göre de zamanında gerçekleştirilmemiş olan olaylarla  dolu bir geçmişi temsil eder.

Başlangıçta en mantıklı şeyin kaçmak olduğunu düşünsen de “yüzleşmek” yapacağın en bilgece hareket olur. Çünkü sana acı çektiren şeyi oluşturmakta payın olduğu gibi yok etmeye de gücün vardır aslında.

Sonunda ölüm bile olsa, korku içinde yaşamaktan iyidir. Ne kaybedebilirsin ki?

“Sakın bana masum olduğunu söyleme çünkü bu zekama hakarettir.” Don Vito Corleone

Not: Godfather izlenmeli, Nino Rota bestesi bir de Ahmet Koç’tan dinlenmeli.