Safranbolu

Gezmek için gittiğiniz şehirlerin bazılarında belli bir yöne bakmanız gerekmez. Görmeye geldiğiniz doku zaten şehri çepeçevre sarmıştır. Bu şehirlerde tarih henüz günümüze yenilmemiştir. Bu doku şehrin belki birkaç ara sokağından çekilmiş veya çevre mahallelerden birkaçında kontrolünü yitirmiş olabilir. Ancak şehrin kalbinde yaşamaya ve hüküm sürmeye devam eder. Mesela Erasmus kentim Floransa buna iyi bir örnek olabilir. Şehir merkezinde yaşayan ve burada çalışan bir İtalyan, sizin zaten gezmek ve görmek istediğiniz şehir dokusundan hiç çıkmıyor denilebilir.

Bununla birlikte özellikle Fransız şehirlerinde modern yapıların konuşlandığı mahallelerin yanı sıra, her şehrin bir de tarihi dokusunu koruduğu bir kalbi vardır, Lyon için “Vieux Lyon”, Strazburg için “Petite-France” bu konuda aklıma gelenlerin ilk ikisi. Floransa’da tarihi şehir hala şehrin merkezi ve günlük yaşamın en aktif olduğu yer iken, bu şehirlerde ise şehir sakinlerinin blok yapılaşmadan sıkıldıklarında gidip gezebilecekleri bir yer olur bu semtler.

Safranbolu’nun da Türkiye’deki diğer gezilesi-görülesi yerlerden başlıca farkı bu. Bir Cumhuriyet projesi ve sanayi kenti Karabük’ün yanı başında durmasına rağmen, bazı kanunlar gelip kendisini koruyana dek Eski Safranbolu kendini gözünü beton bürümüşlerin dikkatinden uzakta tutmayı başarmış. Şimdi ise tarihi Safranbolu, belki şans eseri veya bazı devlet adamlarının özel ilgisi ile, şehrin kuzeyinde kalan modern Safranbolu’nun kalbinde yerini epey sağlamlaştırmış.

Bu sayede Eski Safranbolu’ya bir bakış attığınızda, sizi mimarına pek az akıl danışmış bir müteahhidin herhangi bir gençlik eseri rahatsız etmiyor. Eski Safranbolu Çarşısı, Cinci Han, acı Türk kahvesini içebileceğiniz kafeleri ve buraları gezdikten sonra kaybolabileceğiniz Safranbolu evlerinin çepeçevre sardığı sokakları ile muhakkak gezilesi, görülesi, içinde yiyilesi, içilesi ve dinlenilesi bir yer. Gidince mutlaka konaktan bozma otellerinde kalın, çünkü bir şehri gezmek kadar içinde yaşamak da önemlidir, bilirsiniz. Sokaklarını biraz yaşayarak ve biraz gezerek tükettiğinizde Hıdırlık Tepesi’ne çıkıp şehre tepeden bir bakış atmayı da unutmayın.

İki gün yedik, içtik, gezdik ve dinlendik- sonrasında ne yapalım, diyebilirsiniz. Bu düşünce gençlikten çok da uzaklaşmamış olmanın verdiği gezme hevesi veya şehirden kaçıp boşluğa düşmenin bıraktığı fazlalık enerjiden kurtulma çabasından kaynaklanıyor olabilir. O halde arabayla yarım saat mesafede sizi karşılayacak pek çok doğal güzellik de bulunuyor. Bunlardan ilki 10 dakika mesafede, “Bulak Mencilis” mağarası. Bu mağaranın derinliği yaklaşık 6 kilometreyi bulurken, günümüzde sadece 400 metresi ziyaretçilere açıkmış, ben de rehberin yalancısıyım. Büyüleyici sarkıt dikitleri ve serin havasıyla bu mağara güzel bir yürüyüş parkuru. Ayrıca Safranbolu’nun kendine ait bir kanyonu da var, adı “Tokatlı Kanyon”. Sabırlılar için kırk beş dakikalık yürüme, sabırsızlar için iki dakikalık bir zipline parkuru. İster ağır ağır inin merdivenlerinden, isterseniz sizi bir iple sarkıtıp kanyonun ulu orta yerinden karşıya posta etmelerine razı olun. Ama burayı da mutlaka gezin.

Bir de zaten unutmayın ki Karadeniz’desiniz. Civarda yeşil ve doğa ile buluşabileceğiniz pek çok yer var. Şeker Kanyonu bunlardan ilki; sular soğuk, çaylar tatlı, tatlılar bayat ama olsun. Çünkü her yer yemyeşil ve sakin. Bunun dışında da gözden uzak ve köşelerde kalmış pek çok dinlenme yeri mevcut. Bir İstanbul yaşayanının kalbine dokunuyor, ruhuna iyi geliyor. Tüm bu doğal ve tarihi çehresi ile Safranbolu, 20’lerinin sonundayken kendini çoktan 30’larında hissedenler için 3-5 gün kafa dinlemek için ideal bir gezi yeri.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s