Kelebek Çiçeği

Taşınmayı sever misiniz? Biz taşındık, iki hafta kadar oldu. Son derece planlıydı. Yana döne arayıp bulduğumuz, kenarı köşesi tümden içimize sinen evimize. Biz de planlıydık üstelik. Koliler falan, haza organize. Efendim anneler babalar geldi, fonda Neşeli Günler müziği çalar gibi bir işin ucundan tutuldu, ustalardan yana şansımız güldü, öyle böyle derken her şey yerini buldu. “Ee?” diyeceksiniz, “Besbelli neşeli bir anı olacak.” Ben de öyle sandımdı. Ancak gözümün kenarında her an akıverecek gibi duran bir damla yaş neredeyse bugüne kadar kaldı. İçimin burukluğunun araladığı kapıyı örtmesi biraz sürdü.

Ankara’yı çok severim ben. Nedenini anlatacak ya da tartışacak değilim. Zaten konu da bu değil. Ama nerdeyse Ankara’ya taşınalı beri Emek’te yaşamışım. İlk evim ile senelerce kaldığım yurdun arası beş yüz metreydi. Andaç’la taşındığımız ev ile ilk evim arasında ise yine ancak beş yüz metre vardı. Bunun üzerine bir de bir kilometre mesafedeki işyerimi ekleyelim. Heh işte, 2013’ün güzünden beri döne dolana aynı beş kilometre yarıçapındaki alanda mekik dokumanın verdiği garip bir alışmışlık varmış içimde. Geceleyin evin kapısından girince, ışığın düğmesine dokunmadan el yordamıyla işlerini görürsün ya, o işte.

Bir çiçeğim var benim. Adını da bilmiyorum. Ama kelebeklere benziyor aynı. Mor böyle, gündüz güneş gördü mü kanatlarını açıyor, akşam olunca kapanıyor şemsiye gibi. Suyu, ışığı seviyor, bazı mevsimde deli deli çoğalıyor. Başka bir saksının dibinden bitip, saksının esas sahibi olan çiçeği görünmez kılacak kadar çoğaldığı bile vaki. Ama bırak toprağını, saksısını değiştirmeyi; aynı masanın üstünde yerini değiştirsen küsüyor. Zaten incecik olan dallarını bırakıveriyor. Ne çok kızdım kendisine. Her bahar aynı terane. “Havalanasın diye daha büyük saksıya, taze toprağa diktim seni, daha ne! Ne suyun eksik, ne güneşin; yapma böyle…” Nitekim yeni eve taşınınca da bıraktı kendini, deli. Öyle bıraktı ki, bir dalı bile ayakta değil. Neyse ki kendisi bomboş topraktan bitmekle meşhur. Umudum tükenmiş değil.

Ben mi? Bana gelince alıştım canım. Yoluna alıştım, bahçesine, sabah güneşine, kokusuna, dolabına… Alıştım yani. Ama bu vesile ile de bir saksı çiçeğini anladım. Daha bu sabah boş saksısını anlayışla suladım.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s