Kaz Dağları’nın Eteklerinde İlk Güzellik Yarışması

Kadın vücudunun bir meta olarak kullanılmasına duyulan bilinç arttıkça günümüzde güzellik yarışmaları tartışılır hale geliyor. Peki bu “Çağ dışı” yarışma ilk olarak nerede yapıldı? Cevabı da tam olarak bu yazımızda gideceğimiz antik kentte saklı. Antandros antik kentinde.

Henüz emekli olmadım, ki emekli olacağım günleri görüp görmeyeceğim de şüpheli. Fakat sanki 76 yaşında yaşama sevincini diri tutmaya çalışan bir emekli gibi Edremit’e tatile gitmiştim. Oralara tatile gittiğimde çevre antik kentleri gezmek ise yapılması gereken ilk şeydi. Bir rota oluşturmuştum. Bu rotanın en ihtişamlı uğrak yeri Assos antik kenti olsa da önce otelin yakınlarındaki Antandros’a gitmeliydim.

Buradaki ilk yerleşim buluntuları M.Ö. 2. Bin yıl’a tarihlenmiş. Düzenli yerleşimlerin ise M.Ö. 10.yy’da olduğunu düşünülüyor. Bu eski tarihi düşüncelere dalmama yetmişti. İnsanlar o zamanlar ne gibi bir farklılık görmüş olacaklar ki buraya bir yerleşim yeri kurmuşlardı? Cevabı çok geçmeden kendi kendime veriyorum. Neredeyse denize sıfır oluşu ulaşımı kolaylaştırıyor, hemen arkasındaki dağ ile de savunulması kolay bir hale geliyordu. Arkasındaki dağ demişken de o dağların Kaz dağları olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Yakın zamanda bizler maden ocaklarının el koyacağı kaz dağları için eylemler yapmış olsak da antik Antandros halkı geçimlerini şimdilerde itiraz edeceğimiz bir şekilde kazanıyorlardı. Gemi yapmak için en önemli kaynak odundu ve kaz dağlarının keresteleri de tüm Anadolu’da biliniyordu. Önce denize yakın olmasının avantajını kullanan Antandros halkı dönemin en büyük tershanelerinden birini kurup gemi yapımının söz edilen yerlerinden biri olmuş. Sonraları ise gemiler ile ulaşımı kolaylaştırmanın ardından kaz dağlarından elde edilen bu keresteler için şehir dışından siparişler gelmeye başlamış. Hem bu kerestelerden yaptıkları gemilerden para kazanıyorlar hem de bu keresteleri yaptıkları gemilerle ihraç ediyorlardı.

Kente girişte yaşadıklarımı sizlere anlatamadım. Temmuz ayının beni ve arkadaşlarımı kavurduğu bir günde hemen karşıda denize giren insanları göre göre, “millet gider mersine bizimki gider tersine” sözünü akıllara getiren bir şekilde denizden uzak dağlara doğru yola koyulmuştuk. Henüz ören yeri statüsü kazanmadığı için girişlerin sınırlandırıldığı Antandros’a ancak izin alınarak, gözetim altında girilebiliyormuş. Fakat damarlarımızda akan deli kanı durduramayıp, atlayarak içeriye dalıyor ve içerideki bekçi köpeği bizleri koşturana kadar görebildiğimiz her yeri görüyoruz.

İçeriye girdiğimiz an aklımızı bir soru kapladı. Sadece bir roma villası ve nekropol kısmı gözle görülür iken nasıl buranın bir antik kent olduğunu anlaşılmıştı acaba? Bilmem şaşırdınız mı ama cevabı bizlere Strabon veriyor. Dünyanın ilk coğrafyacısı olan Strabon burada Antandros isimli bir antik olduğunu söylüyor. Antandros, Lageg kavminin bir kenti olarak kurulmuştu ona göre. Legeg’lerden sonra Thrakialı Mysialılar daha sonra da Aioller yaşamıştı burada. Bunları bilen arkeologlar çevrede yaptıkları yüzey araştırmalarında uzunca yıllar Antadnros’u aramışlar. 1842’de şimdiki buluntuların biraz yukarısında bir köyde antik bir kalıntının bir Cami inşaatında kullanıldığını görüyorlar. Zar zor okuyabildikleri bu taşın üzerinde “Antandros” yazıyordu. Cami inşaatında çalışan köy halkına sora sora bu taşın alındığı yerin deniz kenarındaki zeytinliklerin arasından kaldığı ortaya çıkıyor. Sonunda Antadros’un yeri bulunmuştu.

Günümüzde kazıları devam eden 2 yeri olduğunu sizlere söylemiştim. Kazıların bir türlü düzenli bir şekilde devam edemeyişi bunun en büyük sebebi olsa gerek. Tüm bunlara rağmen elimize geçen değerli birtakım kalıntılar var. Bunların başında Roma villasında bulunan mozaikler. Yamaçtaki eğimden dolayı teraslar üzerine oturtulan villanın portikosu ve yanyana dizilmiş altı odasından Oda 1 ve 4 oldukça iyi korunmuş mozaik döşemeye sahipken, Oda 3’ün tabanı mermer kaplamadır. Oda 1’in duvarları stilize sütunlar arasına yerleştirilen tek figürlü panellerden oluşan freskolar ile dekore edilmiştir. Ayrıca hamamın apodyterium (soyunma odası) olarak adlandırılan odasının tabanı tam olarak korunmuş mozaik döşemeye, duvarları freskoya sahiptir. Yapılan kazı çalışmaları villanın MS Geç 3. Yüzyıl’da inşa edildiğini, MS 6-7. Yüzyıl’a kadar bazı tadilatlarla birlikte kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Bu yazının belki de bugüne kadar yazdığım en kolay yazı olmasını sağlayan bir sebebi var. www.anrandros.org internet sitesi Antandros derneğinin kurduğu bir site. Başka herhangi bir araştırma ve okuma yapmamış olsaydım da sadece burada yazılanlarla bu yazıyı hazırlayabilirdim. Altınoluk’a gittiğinizde de Abdullah Efendi Konağında antik kente gelen tüm misafirleri ile birlikte bir çay içmeyi dört gözle bekleyen görevliler de sizleri bekliyor olacak.

Arkeologların her yerde Antandros’u aramalarına sebep olacak önemli hikayeleri vardı. Mitolojide sürekli adının duyduğumuz bu antik kent için belki de en çok bilinen mit, 3 güzeller yarışması. İda dağı mitosları ve Aeneas destanı da çok bilinen hikayeler fakat onlardan ismen bahsedip meraklılarının insafına bırakayım kaderlerini.

3 güzeller yarışması denen bir güzellik yarışması düzenlenirmiş burada. Bu bilgiyi de yine Strabon’dan öğreniyoruz tabi ki. Paris, Troia kralı Priamos’un oğludur. Ülkesinin başına felaket getireceği kehaneti üzerine, doğar doğmaz ölmesi için İda Dağı’na bırakılmış fakat sağ kalmıştır. Günün birinde Paris İda Dağı’nda çobanlık yaparken Oinone adında bir Nymphe’ye âşık olup evlenir. Fakat Paris Afrodit’e bir söz vermiştir. Bir çıkarı sonucunda Afrodit’e verdiği bir söz vardır. Bu sözü hatırlar ve Oinone’yi terk eder. Dünyanın en güzel kadını Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’dır. Paris bir gemi ile denize açılıp Sparta’ya gider. Burada Kral Menelaos tarafından karşılanır. Menelaos Katreus’un cenaze töreni için Girit’e gitmek zorunda olduğundan, konukların ağırlanması işini Helene’ye vererek saraydan ayrılır. Kısa sürede Helene ve Paris birbirlerine âşık olurlar. Helene Paris ile birlikte, yanına aldığı hazinelerle Troia’ya doğru yola çıkar. Bu olayın ardından karısı kaçırılan Sparta Kralı Menelaos, ağabeyi Agamemnon başkanlığında tüm Akha krallarını toplar ve onları Troia’ya saldırmak ve Helene’yi geri almak için ikna ederler. Böylece tüm Akha ordusu gemileri ile toplanırlar ve Troia’ya doğru sefere çıkarlar. 10 yıl süren savaşın ardından da Troia düşer, böylece kehanet gerçekleşmiş olur ve Paris, ülkenin başına bir felaket getirmiş olur. Afrodit’i seçen Paris’in hakemlik yaptığı bu olaya da ilk güzellik yarışması denir.

M.Ö. 478’de Attika-Delos birliğine girmesinden anlayacağımız gibi kuvvetli günlerini geçiren Antandros, M.S. 6.yy’da terkedilmeye başlamıştı. Orta Doğu’dan gelen Arap akınlarından bıkan kent sakinleri yerleşim yerlerini değiştirerek şimdiki Altınoluk tarafına doğru bir kalede yaşamlarını sürdürmek üzere taşınmışlar. Bu taşınma sonucunda da belki Altınoluk ilçesi kurulmuştu. Ahh ahh emekliler, arap akınları olmasaydı sizlere nerede tatil yapacaktınız…

*

Görseller: Burak KARAOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s