Otoyolun Kenarında Bir Başka Kent Var Burada

Selamlar sayın okuyucular. Bu sefer suni heyecanlar yaratmak için lafı uzatıp sonunda bir antik kent ismi söylemeyeceğim. Bu yazıda Magnesia’ya gidiyoruz, Menderes Magnesia’sına. Belki de yüzlerce kere yanı başından geçmiş fakat “Magnesia” yazan kahverengi tabelanın dediğini dinleyip oraya sapmamıştım. Yıllar sonra bir tatil dönüşü Aydın’a dönerken, saatin henüz erken olduğunu fark edip kırdım zincirlerimi(!) ve Magnesia’yı görmenin heyecanıyla yaklaştım. Fakat henüz hava kararmamış ve saat erken olmasına rağmen ören yeri kapanmıştı. Kış tarifesi böyleymiş. “Neyse, bir dahaki sefere…” diyerek uzaklaştım.

Magnesia’yı gezme anımı dallandırıp budaklandırıp sizleri sıkmış olabileceğimin farkına varmış bir şekilde hızlıca giriyorum hikâyeye. Magnesia oldukça geniş bir alana yayılmış olmasıyla bile dikkatleri üzerine çeken bir yer. Çünkü “Ah şuralar bir kazılsa neler çıkacak kim bilir?” dedirten yerlerden. Karayolunun kenarında agorası ve şehrin merkezi var. Yoldan sağa saparak gidebildiğiniz stadionu, tiyatrosu, gymnasionu ve kent surları ile muhtemelen tam bir gün ayırılacak kadar da devasa.

Thessalia’dan gelen Magnetler tarafından kurulmuş ilk Magnesia. İlk Magnesia, diyorum, zira ikinci bir Magnesia’dan da bahsedeceğim. Apollon’un kehaneti ile Menderes Nehri üzerine kurulmuş olan kentte, ticaret yollarının geçtiği merkezi bir yerde her şeye hakim olmak istemiş olsalar gerek. Kentin kuruluş hikayesinin çok büyük bir kısmını oluşturan Menderes Nehri kentin sonunu da getirmiş. Menderes Nehri’nin taşması ve ortaya çıkan salgınlar yüzünden ilk Magnesia’nın yeri değiştirilmiş ve şu an Magnesia olarak bildiğimiz yere kalıcı olarak kent kurulmuş. İlk Magnesia ile ilgili sorularınız varsa boşuna cevap aramakla zaman kaybetmeyin, kentin konumu belirsiz ve bu kuruluş hikayesi dışında bir bilgi de bilmiyoruz.

Zaman zaman tüm İyon kentlerini bir mühendislik harikası olarak nitelendiririm fakat burası bu genellemem için hem olumlu hem olumsuz örnekler sunuyor. Izgara planlı iyon kentlerinden biriymiş Magnesia da. Izgara plana ek olarak, dünyanın en önemli antik mimarlarından biri olan Hermogenes de sık sık burada işler yaparmış. Bunları iyi örnekler olarak sayabiliriz mutlaka, fakat bir de kötü örneklere gelelim. Helenistik Dönem’de yapılan bir tiyatrosu olacakmış Magnesia’nın, hem de birçok işlev için kullanılacak şekilde tasarlamışlar belki de. Dini, siyasi ve sportif faaliyetler tiyatroda gerçekleşecek ve halk burada sosyalleşme imkanı bulurken, yöneticiler de siyasi manipülasyonlarını yapmak için bir fırsat bulacakmış. Fakat Magnesialı antik mühendislerin hesaplamadığı bir şey varmış. Tiyatro gibi içerisinde dairesel formlar içeren yapıları uygun görülen dağ yamaçlarına yapmak o zamanlar sıkça başvurulan bir yolmuş. Fakat arkasındaki toprağın gücü gibi, yapıların gücünü en çok sınayacak gücü hesaba katma gereği duyulmalıymış. Gerek bir deprem sonrası, gerekse de yanlış hesaplar yüzünden olabilecek bir toprak kayması gerçekleşmiş ve Magnesia tiyatrosunun üzerine göçen toprak dolayısıyla inşaat yarım kalmış.

Biraz kentin siyasi tarihine baktıktan sonra gezimize devam edelim. M.Ö. 650’de Kimmer istilasına uğrayan Magnesia, komşusu Miletos’un destekleri ile toparlanmış. M.Ö. 500’lü yıllarda Pers istilasına uğramış. M.Ö. 400’lü yıllarda da yeni yerine taşınan kent bundan sonra siyasi olarak daha istikrarlı olmuş. Sırasıyla Büyük İskender, Seleukos, Pergamon Krallığı ve son olarak Bizans’a teslim olmuş. Zaten Anadolu son kez el değiştirip Türklere geçtiğinde de yaşam sona ermiş burada.

Kent için en önemli yerlerden biri Artemis kutsal alanı. Ören yerine gelip bilgilendirme panosuna baktığınızda göreceğiniz gibi, az önce geçerek buraya ulaştığımız karayolu tarafından bir kısmı talan edilmiş. Fakat en azından simge yeri olan Artemis Leukophryene Tapınağı’nın üzerinden geçmemişler deyip, elimizdekiyle yetinmek düşüyor bize. Artemis Tapınağı Helenistik Dönem’de yapılmış Anadolu’daki en büyük 4. İyon tapınağıdır. Mimarı Hermogenes’in ustalık eseri olarak adlandırılır. 67.5×40 m ölçülerinde ve 8×15 sütun dizimindeki tapınaktan maalesef çok fazla parça yurtdışında sergilenmekte. Muhtemelen İngiliz ve Fransızların kenara köşeye attığı birkaç iyon sütun başlığı ören yerinde sergilenirken, birkaç mimari friz elemanına İstanbul Arkeoloji Müzesinde rastlayabilirsiniz.

Artemis kutsal alanında kentin ilk kuruluş zamanlarından terkediliş zamanı olan M.S. 13.yüzyıla kadar yapılar bulunmuş. Kutsal alan üç tarafından surlar ile çevrilmiş, bir tarafı da halka açık şekilde yapılmış. İçerisinde toplantı alanı, stoalar, 32 kişilik latrina, kütüphane, Heroon ve birçok farklı amaca hitap eden yapılar da yer almaktaymış. Aslında bu işlevlere baktığımızda bir agora olduğunu düşünebilirdik fakat haydi şimdi asıl agoraya gidelim.

Artemis kutsal alanından sonra kutsal agora propylonundan geçerek agoraya ulaşılıyor. Propylonda kapının her iki tarafında üçer tane iyon sütunu ve bunları sınırlayan fil ayakları var. Burası dini bayramlarda törenler esnasında kullanılan bir tören kapısıymış aslında. Etrafında stoalar ile çevrelenmiş agoradayız. 26000 metrekarelik boyutu ve 414 tane sütunu ile devasa bir meydan olsa gerek. Bir tarafında Artemis Tapınağı, bir tarafında da Zeus Tapınağı bulunan bu agoraya “Kutsal Agora” da denmiş. Çünkü daha çok dini amaçlarla kullanıldığı sanılıyormuş.

Kutsal agora haricinde bir de devlet agorası var Magnesia’da. Bölgenin en önemli kentlerinden biri olduğu için, diğer kentlerde gördüğümüz devlet agorası ayrımını burada da görmek beni şaşırtmadı. Ne de olsa kenti yönetenler ayrıcalıklı(!) olmalıydı değil mi? Kutsal Agora’dan batıya doğru yürüdüğünüzde sütunları ve devasa basamakları aştıktan sonra bir tarla çıkıyor karşımıza. Bu tarladaki otlarla birlikte yürümeye çalışıyoruz. Yapıştığında muhtemelen pantolonumdan günlerce çıkmayacak dikenli birtakım otlar bunlar. Onların arasından minimum zararla çıkmayı başardıktan sonra geliyorum devlet agorası ve meclis binasına.  Belki otlar temizlendiğinde daha güzel duracak ve mimari ayrıntıları anlayabileceğiz fakat benim gittiğim temmuz ayında kavurucu sıcakta nasıl hala yaşadıklarını bilemediğim otlar yüzünden birkaç yarım sütun dışında başka hiçbir şey görünmüyordu.

Kentin diğer tarafında kalan muhteşem mimari yapıları görmek için merkeze geri dönüyoruz. Buradan geçerken gözümden kaçan birkaç yapı görüyorum. Bunlardan biri Çarşı Bazilikası. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen yapı aslında biraz daha geç dönemde yapılmış, üzeri kapalı bir çarşı imiş. Agora ile bağlantılı olarak planlanmış bu yapı, üç nefli ve iki katlı yapılmış. Burada fark ettiğim bir diğer yapı da, Hypokaustlu yapı dedikleri bir yer. Diğer adıyla ısıtma donanımlı yapı. İçerisinde yer alan ocak, hava ısıtma ve su ısıtma sistemi ile birçok yapıya benzerliğini hissettiriyor. Henüz kazılar tamamlanmadığı için kesin bir bilgi vermekten kaçınılsa da, yıllar sonra buranın bir hamam olduğu açıklanırsa kimseler şaşırmayacaktır.

Vitrivius’un “Mimarlık Üzerine 10 Kitap” isimli kitabına konu olan bir kent burası. Gerek muhteşem stadionu, gerek Hermogenes’in yaptığı Zeus Tapınağı ve Artemis Tapınağı, gerekse de altyapı sistemlerinin harikalığı ile kesinlikle adından söz ettirecek bir kent.

Yazının başında bahsettiğim yolun sağına dönüyoruz şimdi. Öncelikle yolun sonuna kadar gidip, dönüşünde her kalıntıyı tek tek görme kararı alıyorum. Bu kararım doğrultusunda da ilk göreceğim yer gymnasion-hamam bileşkesi oluyor. Magnesia’da günümüze ulaştırılan 2 hamam mevcut. Biri karayolunun karşısında, daha bakımsız halde duruyor. Biri de burada. Bir tane de hamam olma ihtimali yüksek bir ısıtmalı yapı olduğunu düşünürsek, buranın amacını biraz değiştirmek gerekiyor. Şu an yanında bulunduğumuz yapı isminden de anlaşılacağı üzere gymnasion ile birlikte ele alınabilir. Bu hamam kompleksi, sık sık Miletos’taki Fustina Hamamı ile birlikte anılır. Mimarilerinin ve kullanım biçimlerinin oldukça benzer olduğu göze çarpar. Üç ana bölümden oluşur. Bunlar; Musalar, Apodyterion ve Palaestra. Bunlar soyunma odaları, derslikler ve spor salonlarıymış. Burada da içeriye girişte önce soğuk oda, daha sonra sıcaklığı değişen ılık odalar olur ve en sonunda sıcak odaya girilirmiş. Antik mimarların insan sağlığını ne kadar önemsediğinin bir göstergesi. Günümüz mimarlarına duyurulur.

Sosyal medyada ya da ilgili kitaplarda Magnesia’yı gördüğünüzde önünüze düşecek ilk görseli muhtelemen Stadion’dur. İşte şimdi oradayız. 30 bin kişilik devasa bir arenaymış burası. Çeşitli kullanım alanları olmuş olmalı. Askeri, siyasi, toplumsal veya dini birçok etkinlik burada yaşanmış olmalı. Hele kentin tiyatrosunun yarım kaldığını ve tam kapasite kullanılamadığını düşünürsek, belki de bu stadionun bu kadar kusursuz yapılmış olma nedenini kendimizce açıklamış oluruz. Güney kısmındaki start yapısı oldukça ilginç. Yapılan yarışların başlatılması için bir yer yapılmış ve günümüzde bunları hala görebilmekteyiz. Yine güney kısmında 3 katlı bir tribün yapısı var. Zaten kuzey cephesinde tribün olmadığı için, batı ve doğu tribünleri de tek katlı yapıldığından, herhalde bir tarafının daha üst düzey insanlara ayrılma gereği duyulmuş. İşte o ayrılacak kısım da güney tribünleriymiş. Stadionun pist boyu 189 m. Bu uzunlukla çağdaşlarının oldukça üzerinde. İnanın bu zamanda bir ucundan diğer ucuna yürürken bile fazlasıyla yoruldum. M.S. 3. yüzyıla kadar kullanıldığı üzerindeki arşiv niteliği taşıyan muhteşem yazıtlardan anlaşılmış. Buluntu hali göz önüne alındığında, dünyada en iyi korunan ve en net şekilde günümüze ulaşan stadionlardan biri olduğu kesin, fakat buna ne kadar bakabilmiş ve tamamlayabilmişiz bu tartışmalı.

Magnesia Tiyatrosu’ndan farklı farklı yerlerde defalarca bahsettim. Zaten söyleyecek çok bir şeyim de kalmadı. Sanırım şu an tek ekleyeceğim şey, stadiona yakın olduğu ve stadion sonrası durağımın tiyatro olduğu.

Yazının sonlarına gelirken, Magnesia ile ilgili yeni haberlerin birinden bahsedeceğim. Kutsal Agora’nın içerisinde, 2250 yıllık Zeus Tapınağı’nın yeri keşfedilmiş ve kazılarına başlanmış. Hâlihazırda tapınağın yüzde beşine sahip Almanlar, Pergamon Müzesi’nde bunları bir araya getirip Zeus Tapınağı’nın bir kopyasını yapmışlar ve sergiliyorlar. Geri kalan kalıntıların da üzeri toprakla örtüldüğü için yıllardır bulunamamış. Kim bilir, belki bu ören yerinin en büyük eksiği de kapanmış olur böylece. Artemis ve Zeus Tapınakları’yla birlikte Kutsal Agora da günümüze ulaşmış hale gelir.

Kazı başkanı Doç. Dr. Görkem Kökdemir hocamız ile birlikte Menderes Magnesia’sı sosyal medyadan da bir kampanya başlatmış. #GoToMagnesia diyerek insanları bu güzel yeri görmeye teşvik ediyorlar. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçeleri ziyaretçi sayısına göre dağıttığını göz önünde bulundurursak, daha ortaya çıkacak çok şeyi olan antik kentlere defalarca gidilmeli.

*

Görseller: Burak Karaoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s