Orta Çağ’dan kalma bir gün

Selamlar Sayın arkeoloji severler. Bugüne kadar Dilemma dergide uğramadığımız kadar farklı bir yere uğruyoruz. Sizlerle birlikte antik kentlere yaptığımız yolculuklar genelde Neolitik, Helenistik çağ isimleriyle adlandırdığımız M.Ö. 200’ler, 750’ler vs gibi zamanlara idi. Bu sefer biraz daha yakın bir zamana geliyoruz. Muğla’nın antik kalıntı kokan topraklarında antik harabeler ararken gördüğüm bir kahverengi tabela bu. Milas ilçesinin güney-doğusunda “Beçin” yazan bir kahverengi tabelayı takip edip, tepedeki eski kaleye doğru yola koyuluyorum.

Kente doğru dağ yamaçlarının yanından ilerleyen yolda giderken sadece Kale olduğunu ve onu görüp hemen başka arayışlar için oradan uzaklaşacağımı düşünmüştüm. Ören yerine ulaştıktan sonra aracımızı park edip müze kartımızı göstermek için görevliye doğru gidiyoruz. Bir miktar konuşmayı çok seven görevliyi anlayışla karşılayıp zar zor yolumuza devam ediyoruz.

Beçin; sırasıyla Roma, Bizans, Menteşeoğulları ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış. Kenti önemli bir yer haline getirenler Menteşeoğulları olmuş. Çünkü bu kenti yaptıkları tepe, M.Ö. 2000’li antik çağlardan beri Nekropol olarak kullanılmış. Başkentleri Milas kentinin çok kolay saldırı almasından yılmış haldeki Menteşe Beyi kenti yukarıya taşıyıp hem daha kolay savunma yapmayı istemiş olacak hem de belki manzaranın güzelliği karşısında kımızını yudumlamak isteyecekti.

Menteşeoğulları bu kenti var eden en önemli devlet olduğu için önemi oldukça fazla. Anadolu Selçuklu Devletinin uç beylerindeki otoriteyi kaybetmesi sonrası Batı Anadolu’da ortaya çıkan 2 beylikten biri de Menteşe beyliği idi. Antik çağlarda Karia bölgesi olan yerlerin yanına, Nysa, Tralleis gibi antik kentleri de hakimiyetine alan Menteşe beyliği giderek büyümüştü. Mesut Bey zamanında Batı Anadolu sahillerinin neredeyse hepsi ele geçirilmişti ve en ihtişamlı günlerini yaşıyordu.

Gezimize devam edelim ve önümüze çıkan mimari yapıları sizlere tanıtayım. İlk gözüme çarpan yer kale çeşmesi oluyor. Beçin kalesinin görmeye giderken kale girişinde sağ tarafta yer alıyor. Türkler zamanında yapıldığını herhangi bir tarihlendirme metodu olmadan da anlayabiliyoruz çünkü tek cephe ve sivri kemerli yapıda yapılmış. Tarihlendirme metotlarına bakacak olursak da bu 14. Yy’da yapılmıştı.

Bu kente gelme amacıma gelelim şimdi de. Beçin kalesinde yerleşimin ilk olarak ne zaman başladığı bilinmiyor. Çünkü Kalkolotik çağlardan itibaren nekropol olarak başlayan buranın hikayesi çok uzun yıllar boyunca aralıksız sürmüş. Yapılışını bilmesek de son kullanışını biliyoruz. 20. Yy’ın sonlarında da son yaşayanlar olduğunu ve daha sonra onların da hemen aşağıdaki Beçin mahallesine taşındığı olası. Kalenin içine girecek olursanız hala sağlam olduğunu düşünebilir ve çalışmaların anlamsız olduğunu bile düşünebilirsiniz. Fakat yakından kalenin dışına baktığımızda ciddi bir koruma işlemine duyulan ihtiyaç görülüyor. Moloz taşlarla inşa edilmiş olan bu kalede yer yer kesme taş bloklar da kullanılmış ve bu taşlar oldukça zarar görmüş durumda.

Cumhuriyetin ilanı, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Şapka kanunu… Türkiye Cumhuriyetinden ortaokul okuyan bir çoğumuz bunlara hakimiz. Fakat bu söz öbeklerinde bahsedilen “Zaviye” ‘yi ilk kez gördüm. Beçin’deki Zaviyede İslam ahlakı ve tasavvuf ilmi öğretilirdi. 7 m genişliğinde kare planlı ve tek mekânlI yapılan zaviye fotoğrarafında da göreceğiniz üzere kubbeli yapısıyla mimari bir görsel şölen veriyor bizlere. 19. Yy’da yapıldığı anlaşılan bu yapı, Atam zaviyeleri kapatmadan önce yapılan son örneklerinden olsa gerek.

Beçin’de ilerlemeye devam ediyoruz. Sırada gözümüze ilişen bir yapı kompleksine kayıyor gözümüz. Burada Mültezim evi ve sofuhane yazıyor. Mültezim evinde, ismine de yakışan bir şekilde mutfakları ve geniş odaları vardı. Ev iki katlıydı ve iki yanına yerleştirilmiş iki mekândan oluşmuştu. Bu ev kompleksi zamanında mültezimler tarafından kullanılırken ilerleyen yıllarda din adamları tarafından kullanılmıştı. Bu yüzden sonraları da buraya sofuhane demişler. 17. Yy’da Milas çevresinde meydana gelen yangından ciddi hasarlar gören bu yapıların o tarihten sonra bir daha kullanılmadığı düşünülüyor.

Kentin ortasındaki heyecan uyandıran Orhan Camii’nin yanından geçip ilerliyorum. Buraya birazdan döneceğiz. Güneye doğru ilerlerken hayretler içerisinde kalmamın sebebi olan bir yapıyla karşı karşıyayız. Kızıl Han denilen bu yapı tek şahınlı ve iki katlı oluşuyla Anadolu’da türünün tek örneği imiş. Üst katına ulaşan merdivenleri günümüzde de seçmek mümkün. Dışarıdan bakıldığında düzgün kesme taş kaplama olduğunu anlaşılan yapı malzemesi çok da uzak tarihlerde yapılmadığının ispatı olabilir. 15. Yy’ın başlarına tarihlenen yapı Selçuklu ve Osmanlı şehir içi Han mimarisi için değerli bir örnek teşkil etmiş.

Etrafındaki Kubbeli çeşmesi, 3 tanesi günümüze ulaşan türbeleri ile dini bir yapı kompleksinin merkezinde bulunan Orhan Camii de sıra. Camii’nin giriş kapısını ve kalıntılar içerisindeki kubbeli duvar detaylarını görünce Üniversitede Mimarlık tarihi dersi aldığım Sinan Hocam aklıma geldi. Onunla İslam mimarisi ve Camii’ler üzerine yaptığımız güzel sohbetler… Ah neyse anılara dalmak yerine sizlere Orhan Cami’yi anlatayım. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde M.S. 1331 yılında Orhan Bey tarafından inşa edildiği yazar. Minaresi olmayan, toprak örtülü olduğu söylenen Orhan Cami içerisinde hala yerleri belli olan sütunları da görmek mümkün. Zemindeki Mermer blokların üzerine yapılmış işlemeler mi yoksa Cami’den düşen taş parçaları mı bilmediğim bazı taşlar mevcut yerlerde. Fotoğraflardan da gördüğünüz gibi Kapısı, abdest almak için kullanılan çeşmesi ve yanındaki küçük Camii ile önemli şeyler hissettiriyor burası.

Beçin’de bahsetmeden geçemeyeceğimiz son bir yer kaldı. Menteşe Beyi Ahmet Gazi tarafından 1375 yılında yapılan medrese. Tek katlı, açık avlulu ve iki eyvanlı olan medrese içerisindeki yazıtların günümüze ulaşması ile daha iyi anlaşılabilmiştir. Bu yazıtların içeresinde binanın inşa kitabesinin yanında Ahmet Gazi ile ilgili yazılar da okunmuş. İnşaat kitabesinin bulunmuş olmasından dolayı olsa gerek ki, bu yapı eski haline yakın bir şekilde tamamlanmış ve günümüze ulaştırılmış. İçerisi de müze olarak hizmet veriyor fakat biz gittiğimizde kapalı olduğu için içerisine giremedik. Bir dahaki sefere diyelim…

Beçin, bizlere Orta çağ Türk kentleri ve ilk Osmanlı mimarisi hakkında önemli bilgiler sunuyor. 2021’de Unesco dünya Mirası geçici listesine kabul edilen Beçin’i yavaştan terk etme zamanımız geldi. Bir bakıp çıkarız dediğimiz kentte saatlerimizi geçirdikten sonra hem de. 1424 tarihinde Osmanlının fethi ile kent giderek gerilemeye başlamış. Menteşeoğullarının başkenti olan kentin işgal edildikten sonra gerilemeye başlayıp daha modern bir devlet olan Osmanlı tarafından savunma kolaylıkları ikinci planda kalıp terkedilip aşağıdaki şimdiki Milas’a taşınmaya hiçbir şey engel olamamış sanırım. 1950’lere kadar da son insanlar yaşamış fakat yaşam burada artık sona ermiş. Antik kentler böyle çelişkili duygular uyandırıyor işte. Okuduğunuz için teşekkürler. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.  

Görseller: Burak Karaoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s