Dizilerden Bize Uzanan Bir Düşünce

Psikolojinin/psikiyatrinin ön planda olduğu dizilerin rövanşta olduğu son 2-3 yıl geçirdik. Özellikle ülkemizde Gülseren Budayıcıoğlu adında bir psikiyatrın olduğundan ülkecek haberdarız artık. Tabi psikoloji deyince de dram üzerine kurulu senaryolar aldı başını gitti. Aslında bakarsanız bir miktar bıktırdı da bu tarz çalışmalar. Zira her zapladığımızda karşımıza bir travma çıkıyor. Bir açıdan olumlu yönleri de var bu derece içimize odaklanıp çözmeye çalışan dizi seçeneğimizin olmasının. Mesela psikolojik rahatsızlıkların daha görünür, daha kabul edilir, daha ciddiye alınır olmasını sağlıyor bu diziler. Psikolojik rahatsızlıkları olan kişileri toplum dışına itmek yerine iyileşebilir, tedavi edilmesi gereken olarak görmemizi sağlıyor falan. Bu açıdan değeri yadsınamaz.

Ancak bir yerde de etrafımız fahri psikolog/psikiyatristlerle doldu. Herkesin fikri olması beraberinde herkesin söyleyecek bir sözü olmasını getirdi. Zaten toplum olarak bilenin de bilmeyenin de konuşması gibi bir problemimiz vardı ezelden. Şimdi ortalık iyice karıştı anlayacağınız. “Bu aralar içim çok sıkkın, kendimi yetersiz hissediyorum.” diyorsun bir arkadaş meclisinde, hop cevap geliyor; “Tükenmişlik sendromu bu!” hatta genellikle şöyle devam ediyor; “Geçen gün bir dizide izlemiştim.”, “Bir kitapta okumuştum.”, “Bir videoda dinlenmiştim.” vs. Şöyle adam gibi derdimizi anlatamaz olduk. En yakınlarımıza bile. Hemen bir damga ile adını koyuverecekler korkusuna…

Yani bir yandan psikoloji/pskiyatri hepimizin güncel alanı oldu, üzerine sohbetler döndürebildiğimiz ortak bir ilgi alanı. Öte yandan her konuda olduğu gibi bu konuda da uzmanlar var. O uzmanları dinlemek yerine uzman kesilen bazılarımızı dinlersek elbette bu akıllıca bir davranış olmaz. Ya da izlediğimiz video ile sorunumuzu çözebileceğimizi sanırsak boş yere dönüp durmuş oluruz. Hatta belki de kendimize olan güvenimizi de bir miktar kıracak başarısızlıklarla sonuçlanır bu girişimlerimiz.

Ülke özelinde 2016 yazından bu yana olmak üzere, dünya genelinde ise 2019 sonlarından bu yana ciddi anlamda zor süreçler geçirdik. Her birey kendi çapında bir şeylerle mücadele etti ve epey zorlandı. Hem maddi hem de manevi anlamda ayakta kalmamız güçleşti. Dolayısıyla ver elini travmalar, depresyonlar, falanlar filanlar (bu kısmı uzmanlara bırakıyorum).

Diyeceğim o ki, bizi karanlığa itecek bir ele değil, aydınlığa çekecek bir ele ihtiyacımız var şu günlerde. Bize iyi gelecek reçeteler lazım. Medyanın bize sunduklarına kendimizi bırakmak yerine tercihler ve seçimlerle kendimizi yaşamamız lazım. Dersimizi alıp rotamızı belirlemeliyiz ki gittiğimiz yönün belirsizliğinde kaybolmayalım. Ve tabi lütfen arkadaşlarımızın, akrabalarımızın, sevdiklerimizin dertlerine profesör kesilmeyelim. Onları dinleyelim, empati kuralım. Bırakalım teşhisleri uzmanlar koysun.

*

Görsel: https://pixabay.com/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s