Burası Bir Başka – Afrodit Adına Yapılan Kent

Yıllardan 1958. O zamanlar araştırmacı gazeteci ve fotoğrafçı olarak yeni yeni adı duyulmaya başlayan 30 yaşında bir genç olan Ara Güler Aydın’da. Buraya bir baraj açılışına gelmiş, haberle ilgili fotoğrafları çekip İstanbul’a dönecek. Fakat bir aksilik olmuş. Genç gazeteci Aydın’da kaybolmuş. Yolunu bulmaya çalışırken soluklanmak için durduğu köylerden biri Geyre Köyü imiş – tabii Geyre isminin Karia isminden evrildiğini de bilmiyor. Buraya gelir gelmez farklı bir şeyler olduğunun farkına varmış. Köyün içerisinde gayet normal bir şeymiş gibi duran sütunlar, köy evlerinin inşaatında kullanılmış tapınak parçaları ve daha nicesi. Köylülere sorduğunda buranın geçmişiyle ilgili hiçbir şey bilmediklerini ve nesillerdir bu kalıntılar arasında yaşadıklarını öğrenmiş. Fotoğraflarını çekip hemen İstanbul’a giden Güler, etrafta bu görselleri yayınlatacak gazete arayışının yanında arkeoloji ile ilgili fikri olan uzmanlara da bu kenti sormuş. Fakat hem burası ile ilgili hiç bilgi bulamamış, hem de haliyle yayınlatacak gazete. Bu görselleri daha çok değer göreceğini düşündüğü yurt dışına göndermeyi düşünmüş. Times dergisi hemen bu görselleri yayınlamış ve sonradan adının Afrodisias olduğu öğrenilen bu güzel kentin ikinci baharı başlamış.

Times dergisinde bu kenti gören arkeolog Kenan Erim de hemen Ara Güler’e ulaşmış. O sırada Oxford Üniversitesi’nde ders veren Erim, bu kentin kapsamlı, bilimsel ve uzun yıllar sürecek bir kazıya ihtiyaç duyduğunu hemen anlamış. New York Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi’nin desteği ile Geyre Köyü’nde Afrodisias kazıları başlamış. Kazılar başlamadan önce çok büyük bir problem keşfedilmiş. Geyre Köyü kentin tiyatrosunun tam üzerindeymiş ve tüm kentin taşınıp, bu arazinin acilen kamulaştırmasının yapılması gerekiyormuş. 1961 yılının sonlarına gelindiğinde artık tüm engeller ortadan kalkmış, Kenan Erim ve ekibi artık Afrodisias’ın gizemini ortaya çıkarmaya hazırmış.

Afrodisias Antik Kenti’nin derinliklerine girmeden Geyre Köyü’nden biriyle yaptığım sohbeti sizlere aktarmak istiyorum. Tüm ailesinin evlerinin bahçelerinde, içinde, altında mutlaka bir antik kalıntı olduğunu söylüyorlar. Hatta yaşlı bir ninenin bu olan bitenle ilgili bir anısı var. Birazdan anlatırken de göreceğiniz Sebastion Tapınağı kentin en önemli yerleri arasında. Fakat bir türlü bulunamayan bazı yerleri varmış ve arkeologlar bu eksikler dolayısıyla tamamlamakta zorluk çekiyorlarmış. Bu ninemiz de yıllar önce evinin bahçesinde bulduğu harika işlenmiş Sebastion süslemelerinden biri olan friz benzeri bir yapıyı evinin arka bahçesinde saklıyormuş. Çünkü orada bir antik kent olduğunu duyulduğunda gerek definecilik çalışmaları yapmaya başlayanlar, gerekse de antik yapı kalıntılarını çalıp parayla kazı ekibine veya başkalarına satanlar varmış. Bu teyzemiz bu kalıntıyı belki de onlarca yıl sakladıktan sonra, kazı ekibinin bir gün köyü gezdiği bir anda ekibi evine davet etmiş. Kazı ekibi de bir şeyler bulmuş olabileceğini düşündükleri yaşlı nineyi kırmayıp evlerine girince ne görsünler? İnanılmaz iyi işlemeli bir friz başlığı ninenin evinde ve neredeyse hiç zarar görmemiş. O ninemiz de yıllarca bu hikâyeyi anlata anlata bu günlere kadar getirmiş, muhtemelen kendiyle fazlasıyla haklı bir gurur duyarak.

Antik kente girdiğimiz andan itibaren buranın düzenli, tertipli bir planı olduğunu anlıyoruz. Bizlere ayrılmış yürüyüş yolları gayet açık ve temiz durumda. Bu yolları takip edersek karşımıza ilk olarak Tetrapylon denilen anıtsal bir kapı çıkıyor. M.S. 2. yy. civarında inşa edilen bu kapı kentin simgelerinden biri haline gelmiş. Birazdan içine gireceğimiz ana caddeyi kentin içine bağlayan bir kapı olarak işlevi de oldukça önemli görünüyor. Alınlığında Zafer Tanrıçası Nike, genç bir avcı, bebek yüzlü Eros, bir köpek ve akantus yaprakları içinde bir geyik görülüyor. Sütun başlıkları korint biçiminde olan bu kapı, görür görmez kentin devamında gelecek muhteşem şeylere sizleri hazırlıyor diyebilirim. Aslında bu antik kalıntının benzer yapılardan çok daha güzel göründüğünü sizler de fark etmişsinizdir. Bunun sebebi de neredeyse %90’ına yakınının gerçek malzemeler ile yeniden inşa edilmiş olması. Yani bu kapı ilk yapıldığı günkü malzemelerle, o günlerin hikayelerini bizlere ulaştırmakta.

Eğer Tetrapylon’da fotoğrafları çekip içeri girdiyseniz, sizleri uzaktan ne olduğu belli olmayan ama dimdik ayakta duran sütunlar karşılayacak. Yaklaştıkça yapının güzelliğinin farkına vaacaksınız. Burası Afrodit Tapınağı. Tapınak mimarisi ile görür görmez dikkatleri üzerine çekiyor. M.Ö. 1. yüzyılda başlanan tapınak inşaatı M.S 2. yy. gibi tamamlanmış. Fakat tanrılarına bir tapınak armağan etmek isteyen Afrodisias halkının yıllarca süren emeği başka bir tanrıya yar olmuş. M.S. 5. yüzyılda tapınak kiliseye dönüştürülmüş. Tapınağın içinde de kentin meclisi diyebileceğimiz bouleuterionu mevcut.

Amerikalardan koştura koştura gelip kazmaya çalışacak kadar önemli bir özelliği varmış tabii Afrodisias’ın. O da muhteşem mermer işçiliği ve heykeltıraşlık ustalığıymış. Afrodisias’taki yapıların neredeyse hepsi beyaz ve gri mermer. O dönem insanlarının mermerleri bizler gibi Arjantin’den gemilerle getiremeyeceğini bilen arkeologlar “Etrafta bir ocak olmalı” diye düşünecek olmuşlar ki, aramışlar ve kentin 2 km ötesinde devasa mermer ocakları bulmuşlar. Hem de ocakların yeri o kadar harikaymış ki, dümdüz kentin meydanına inen bir yolu bile varmış. Mermerleri taşımak da bu kadar kolay iken, muhteşem heykeltıraşlar da yetiştirince, ortaya Afrodisias çıkmış haliyle. Afrodit Tapınağı’ndan yürüme yolu boyunca devam edince karşımıza heykeltıraş atölyesi çıkıyor. İşte burası bu anlattığım muhteşem işçiliğin merkeziymiş. Afrodisias Geç Helenistik Dönem’in en iyi taş işçiliği yapılan yeriymiş.

13-14 yaşlarındayken Aydın’daki evimde oturduğum sıralarda bir sohbet duymuştum. Etrafımdaki insanlar “Dünyanın ilk stadyumu Aydın’da” derlerken ben de anlam verememiş, o dönemde Aydın şehir merkezinde bulunan Adnan Menderes Stadyumu sanmıştım. Ne kadar safmışım. Tabii yıllar sonra hem bu şehir efsanesinin gerçek olmadığını, hem de o bahsedilen stadyumun Aydın şehir merkezinde değil de Afrodisias’ta olduğunu öğrendim. Birkaç sene önce ilk gördüğüm zaman oldukça etkilenmiştim. Çünkü sanırım hayatımda ilk kez bir antik yapının ucunu bucağını göremiyordum. Uzunluğu 262 m, genişliği ise 59 m olan bu stadion; yarışlar, gladyatör dövüşleri ve halkın toplanma gereği duyduğu olaylara ev sahipliği yapmış. Sanki Beşiktaş sahilinde muhteşem konumu olan Vodafone Arena gibi de devasa imiş. 30000 kişilik kapasitesi günümüz stadyumlarını bile kıskandırır, buna şaşırmayalım.

Sıra geldi Hadrian Hamamı’na. Antik hamamlardan daha önce de defalarca bahsetmiştim. Bu dönem hamamları, giriş bölgesinden itibaren en sıcak odaya girene kadar birden farklı odadan oluşurmuş. Amaç soğuk-sıcak geçişini hızlı değil kademeli yapmak ve halkın sağlığını korumakmış. Hadrian Hamamı da 12 farklı odadan, ön avlu ve çeşme kısmından oluşuyormuş. M.S. 2. yüzyılda yapılmış. Afrodisias halkının belki de en sık ziyaret ettiği yer olduğu için kent için önemi büyükmüş. Kentin her yerinde gördüğümüz muhteşem taş işçiliği burada da gözümüze çarpıyor.

Afrodisias ismini gördüğünüz an sizlerin de aklına güzelliği ile dillere destan olan Afrodit gelmiştir mutlaka. Evet, adını da buradan alıyor. Roma İmparatorluğu’nun himayesine girdiği M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren çok güçlü bir kent olduğu söylenen Afrodisias’ın tarihi aslında M.Ö. 5. binyıla kadar gidiyormuş. Sezar ve Augustus gibi önemli hükümdarların da en sevdiği kent olmasıyla birlikte yatırımlar da artınca ortaya böyle muhteşem mimari ve sanat eserleri çıkmış. Şehrin terkediliş hikayesi de aşina olduğumuz bir hikaye. M.S. 6. yüzyılda eski gücünü kaybetmeye başlayan Afrodisias, Selçukluların bölgeyi fethinden sonra, M.S. 12. yy. gibi tamamen terkedilmiş. Muhtemelen Hristiyan dinine ait birçok yapı olması nedeniyle Müslümanların uzaklaşması ve nehirlerin değişen yatakları sebebiyle burası yaşanan bir yer olmaktan çıkmış.

Yavaş yavaş gezimizin sonuna gelirken farklı bir yere varıyoruz. Antik kent kazılarında tiyatro, bouleuterion, agora gibi yapıları görmeye alışkınız ama şimdi sizlere bahsedeceğim agora farklı bir yerdi. Afrodisias agorasının ortasında 170 m uzunluğunda bir havuz vardı. Henüz kazılar tamamlanmadığı için arkeologlar bu havuzun işlevi ile ilgili kesin yorumlar yapmamaya çalışmışlar. Etrafındaki İyon sütunlar ile birlikte burası kentin toplanma alanıymış.

Agoranın yanından yürüyerek tiyatro ve oradan Tetrapylon caddesine bağlanan yolda devam edelim.

Tiyatroların kullanım alanlarını az çok biliyoruz. Kamusal toplanmalar, seçimler, tiyatro oyunları ve belki gladyatör savaşları. Fakat Afrodisias’ın bu iş için ayrılan bir stadionu olduğuna göre, bunlar tiyatroda yapılmıyor olsa gerek. 3 katlı skene kısmı ve 7000 kişilik oturma kapasitesi onu döneminin en etkileyici yapılarından biri yapmış. Doğal yamaca yerleştirilen tiyatronun kazı işlemleri de Erim ve ekibini oldukça zorlamış. Geyre Köyü’nün tiyatronun oturma yerlerinin üzerinde oluşu ve arazinin engebesi kazıların başlamasını yıllarca bekletmiş.

Tiyatrodan çıkıp, tetrapylon caddesi boyunca yürüyüp, gezime başladığım noktaya dönüyorum. İleride gördüğüm tetrapylon kapısı, yolun solundaki nişli anıt, hemen sağ tarafta ünlü Sebastion Tapınağı’nın girişi ve Selçuklu Dönemi’nden kalan bir hamam var. Burası Afrodisias’ın devasa bir kent olduğu zamanlar oldukça süslüymüş. Bu cadde, arkeologların M.S. 7-9. yy. arasını daha iyi anlamalarına sebep olması açısından da önemliymiş.

Ören yerinin çıkışında gezmenizi önerebileceğim harika bir müzesi var buranın. Muhteşem paye başlıkları, Afrodit alınlığı, Sebasion kabartmaları, Afrodisias’ın mavi atı ve çıkışında lahitler… Sadece müzesi bile uğruna kilometreler yapmaya değer.

Ara Güler’in merakı, Kenan Erim’in çalışkanlığı, Geyre Vakfı’nın yardımları ile ortaya devasa bir kent çıkmış. Haydi şimdi antik kentlerimizi yarıştıralım. Tüm dünyada tanınan Efes Antik Kenti’ni biliyorsunuz. Ben Afrodisias’ı onun da önüne koyuyorum. Ne dersiniz?

*

Görseller: Burak KARAOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s