Bir Ankara Gecesi ve Can Bonomo’yu Sevmek Üzerine

“Pamuk, sen öyle üşürsün, atkını sar göğsüne.” diyorum. Hak veriyor ki kıvırlarını da alıp bazaya koşuyor sevdiğim ve sonra atkısı boynunda dönüyor.  Yabancı hareketlerle çıkıyoruz, eh, nicedir geceleyin dışarı çıkmamışız. Ankara’nın ekim sonu geceleri biraz gavurdur, sabah hırkanı zor bela üstünden söken güneş çekilmiştir. Bu gece de Ankara’nın şanına yaraşır, tastamam. Soğuğun içinde hoplaya hoplaya merdivenleri iniyoruz, keyifliyiz, laflıyoruz, bakıyorum biz de tastamamız. Ancak buraya gelmeden anlatacaklarım var.

Benim işim yazı yazmaktır. Tabii böylelerini değil, bu sadece keyfim için. Çoğu zaman hukuki görüş talepleri. Dolayısıyla beni bir masa ve bir bilgisayarla tıkır tıkır işlerken bulabilirsiniz. Masanın şenliği müziktir. Çekmecemden kulaklığımı çıkarırım, bazen odanın sesini keserim bazen kendime bir mola ısmarlarım. Bazen kendim seçerim, dalarsam akışına art arda dizilir fark etmem. Siz müziği neden dinlersiniz elbette bilemem fakat ben güftelere için için yanığım. Bazısına günlerce takılır kalırım.

Sertab Erener benim ve yaşıtlarımın çocukluğundan bir esinti malumunuz, ara ara işitmeyi sevmeyen biriyle henüz tanışmadım. Bir ara “Belki de Dönerim” ve “Olsun”a öylece takıldım,  günlerce mırıldandım, altı çizili kitap cümleleri gibi döndü durdu aklımda. Neden sonra güfte yazarlarına bakmak aklıma geldi ve ta daaa: Can Bonomo! “Madem öyle biraz da buradan devam edelim.” dedim kendi kendime. Sonra ben ve otomatik çalma el ele tutuştuk, şarkı şarkı ilerledik. Tabii hafızamın reklam sloganlarını melodileri ve sözleriyle, Ticaret Hukuku hocamın anonim şirketin bölünmesini anlattığı dersi kendi sesi ve kelimeleriyle  kaydeden yeri de boş durmadı sağ olsun. Sonra bir gün Elvankent’e mükellef bir aile kahvaltısına doğru direksiyon sallarken çalan müziğin aksıyla fışkırıverdi arabaya. Sağ koltuktaki eşim ise yüzünde şaşkın bir ifadeyle “Sen bu şarkıları ne zaman ezberledin?” deyiverdi. Bu da benim Can Bonomo’yu sevmemin kısa hikâyesi.

Elbet kader ağlarını örmeye devam etti, pek sevgili oda arkadaşım “Can Bonomo Ankara’ya gelecekmiş.” haberini bana iletti. Buraya bir parantez açmamız gerek: Ankara’da konsere gitmek kötü ses sitemini, belirtilen saatten geç başlayan bir konseri, bu konserin kısa sürmesini, otoparksız mekânları baştan kabul etmek anlamını taşır genelde.  Öte yandan, benim içim kedidir biraz, gürültü sevmem, kalabalık hiç sevmem. Evdeki ses sistemini severim, evdeki kanepeyi severim, evdeki müzik listesini, evdeki… Ev severim yani. Bütün bunlar böyle böyle olmasına ama gözüm görmedi işte ve iki konser bileti alıverdim: eşime ve kendime.

Artık ilk paragraftan devam edebiliriz. Atladık bir taksiye, dikildik sokağın köşesinden dönen bir sıraya; kollarımızı damgalattık, yüksek ve rahatsız taburelere oturduk. Hakkını yiyemem ama sahnenin tam karşısındaydık.  “Zibidi, Ankara’ya atletle gelmiş.” diye gülüştük. Güneşin yeniden doğacağına ilişkin beyanlarımızı bir ağızdan ilettik. Ses sistemi kötüydü ama Can Bonomo’nun afacan çocukları anımsatan kuduruk neşesi ile sevdiğim tüm şarkıları söylemiş olması güzeldi; ben şarkıları seviyordum;  avaz avaz bağıran Ankara öğrencilerini de seviyordum; e, Ankara’yı da seviyordum. Seven de sevdiğinde kusur görmüyordu neticede. Gecelerden bir gece geçip gidiyordu öylece.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s