küçük prens*

Üniversitedeyken, akıllı telefonlar ve Instagram hayatımızda nisbeten yeniyken, fotoğraflarımı fitrelemek için bir aplikasyon kullanıyordum: B612. Sevimli filtreleri vardı ve tercihe bağlı olarak bu aplikasyon ile düzenlediğiniz fotoğrafların köşesine uygulamanın logosunu iliştirebiliyordunuz. Logo ne mi? Fil yutmuş bir boa yılanı. Evet, belli ki bu app Küçük Prens seven birileri tarafından dizayn edilmişti. Bunun o zaman da farkındaydım ve bu bana ayrı bir keyif veriyordu.

Aslında hakkı verilmemiş bazı kitaplarda da olduğu gibi, Küçük Prens’in sıcacık bir dünyası var. Sanki battaniyeyi omzunuza atıyor, elinize sıcak bir fincan çay; dünya bir anda güzel bir yere dönüşüyor. Benim için bu hissi veren kitaplar kitaplığımda hep elimi uzattığım anda ulaşabileceğim yerlerde, çünkü özledikçe tekrar tekrar okuyorum. Bunun üzerine bir de artık elimde (hakkında okuduklarıma güvenerek söylüyorum) orijinaline en yakın çevrilmiş hali mevcut. Yazıyı yazma sebebim de o.

Bende kitabın Can Yayınları’ndan çıkan baskısı vardı. Her şeyden önce, çeviriyle ilgili haber değeri yüksek bazı tartışmalara zaten aşinasınızdır. Bunun ben de farkındaydım ama dikkatin sadece ona çekiliyor olması, yazıyı okuduktan sonra bana tuhaf geldi. Şuradan başlayayım:

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Sevengül Sönmez tarafından verilen Online Editörlük Eğitimi’ne katıldım. 8 derslik, dolu dolu, harika bir eğitimdi. Aslında o eğitimden bahsettiğim ayrı bir yazı yazmayı da istiyordum ama malum some yeni anne problems.  Fırsat bulursam onu da yazarım.

Derslerden sonra hocamız okuma ödevlerini maille iletiyordu. Derslerden biri “çeviri” üzerine olduğu için okuma notları içinde çeviriye dair yazılar da vardı. Bunlardan biri de Osman Akınhay’ın Küçük Prens çevirileriyle ilgili bir yazısıydı. Dediğim gibi, Fransızcam yok ve bu çevirilerle ilgili yazılanları teyit etme şansım yok ama size yazıdan öğrendiklerimi özetleyeceğim.

Eline yeni bir Küçük Prens çevirisi geçtiğini ve normalde çocuk kitabı basmazken onu basmaya neden/nasıl karar verdiğini anlatmış Akınhay, bunu yaparken de Can Yayınları’ndan çıkan Tomris Uyar & Cemal Süreya çevirisi ile Everest’ten çıkan Selim İleri çevirisini değerlendirmiş, yazıda bunlara dair notlarına yer vermiş.

Çeviri Erhan Kayaalp tarafından yapılmış. Kayaalp kitabı Fransızca aslından direkt çevirdiğini, yazarla okuyucu arasına girmek istemediğini (ya da buna benzer bir şeyler) belirtmiş. Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitabın girişinde bununla ilgili detaylı bir notu var.

Akınhay’ın yazısını okur okumaz bu baskıyı da sipariş ettim. Okumaya başladım ve henüz yarısında sayılırım, ama okuduğum şeye saygım sonsuz. İlk olarak, belki aynısını hissetmişsinizdir, Can Yayınları’ndan okurken rahatsız olduğum kopukluk bu kitapta yok. Ek olarak, Akınhay’ın yazısında bahsettiklerini daha iyi anlıyorum. Hem Can, hem Everest versiyonlarında çevirmenler kitabı tabir-i caizse şiirselleştirmişler. Bazen olmayan ifadeler bile eklemişler. Şimdi sosyal medyada her yerde gördüğünüz alıntılar hep bu çevirilerin abartılmış şairane parçaları. Bir de, Akınhay’ın yazısına başlık verdiği konu! Kitabın orijinalinde küçük prens olan şey, Türkçe baskılarda Küçük Prens’e dönüşmüş. Bu beni en az ilgilendiren kısım olsa da bahsetmeden edemedim.

Küçük Prens’i bu haliyle okumak gerçekten çok daha keyifli. Ve yakın gelecekte olur da toplatılırsa falan diye kitabı şimdiden edinmenizi öneririm.

İyi okumalar,

Betül

*

Instagram: @istanbluette

Mail: istanbluette@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s