Bak, nasıl da süsledi böyle parlak yapıtlarla Stephanos Efes’i, Efes de Stephanos’u.

Bu sefer kazara bir kahverengi tabela görüp direksiyonumu oraya kırmadım ya da telefonumdaki navigasyon uygulamasına “antik kent” yazıp çevremdeki arkeolojik kalıntıları arayıp onların peşine düşmedim. Bu sefer zaten uzun zamandır aklımda olan, tüm dünyanın bildiği, eskiden Roma kadar ihtişamlı olduğu söylenen Efes Antik Kenti’ndeyim.

Antik zamanlardaki yapılaşması ile İzmir’in Selçuk ilçesi beni uzun zamandır kendine çekiyordu. Ayasuluk tepesi, St. Jean Bazilikası, Artemis tapınağı, Yedi Uyurlar Mağaraları, İsa Bey Camii ve Hamamı, Çukuriçi Höyüğü ve son olarak Efes Antik kenti. Bu saydıklarımın tarihi birbirleri ile hem alakalı, hem alakasız. Daha sonraki yazılarda bunlardan bazılarını anlatacağım ama bu yazımı Efes Antik Kenti’ne ayırıyorum.

Efes’in kuruluşu ile ilgili mitolojide birçok inanış var. Bunlardan biri Amazon kadınları. Küçük Menderes Irmağı’na Hititler’in verdiği isim Astarpa’dır. İÖ. 9’uncu veya 8’inci yüzyıllarda İzmir’de yaşayan, İliada ve Odisea’yı yazan Homeros, yörenin tarihini anlatırken bizlere Apasa (Efes) ve Amazonlar hakkında ilk bilgileri verir. Amazonlar, Anadolu’nun en eski dini olan Ana Tanrıça inanışına sıkı sıkı bağlı, dindar ve savaşçı kadınlardır. En büyük amaçları Ana Tanrıça inanışını yaymaktır. Tamamen kadın ve kızlardan oluşan bir tarikat gibi çalışırlar. Aralarına erkek almazlar. Çok iyi ata biner, ok, bıçak ve çift taraflı balta kullanırlar. İyi ok atabilmek için göğüslerinden birini ya da ikisini aldırırlar. Bu yüzden düşmanları Yunanlılar onlara “’amazon”’ adını vermişlerdir. Amazon “’göğüssüz”’ demektir. Amazonlar Efes şehrini kurduktan sonra ilk işleri şehrin en iyi görünen yerine bir Ana Tanrıça heykeli dikmek olur. Amazonlar kurdukları bu şehri Ana Tanrıça’ya adamışlardır. Nitekim Efes ve yöresinde yapılan kazılarda hemen her evden tanrıça heykeli çıkması, tanrıça resimlerinin, kabartma ve sembollerinin bulunması Efes’in Ana Tanrıça inanışının merkezi haline getirildiğini kanıtlar.

Efes’in kuruluşu ile ilgili bir diğer inanış ise şu şekilde: O zamanın Atina kralı olan Kordos’un bir oğlu bulunmaktaymış. Atina kralının oğlunun adı Androklos’muş. Kralın cesur ve meraklı oğlu Androklos Ege Denizi’nin karşı yakasını keşfetmek istemekteymiş. Bunun için çalışmalara girişmeden önce Delhi kentinde bulunan Apollon tapınağındaki kâhinlere bu durumu anlatmış ve onlara bu işi nasıl yapabileceğini danışmış. Kâhinler Androklos’a balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyleyince Androklos bu sözlerin ne anlama geldiğini anlamamış ve bu sözleri düşünmeye başlamış. Bir yandan kâhinlerin sözlerini düşünen Androklos, bir yandan da Ege Denizi’nde ilerlemeye başlamış. Bir süre denizde ilerledikten sonra Küçük Menderes nehrinin ağız kısmındaki körfeze vardığında kıyıya inmek istemiş. Kıyıdan karaya inmiş ve hem ısınmak, hem de denizden balık tutup onu pişirebilmek için ateş yakmış. Balıkları tuttuktan sonra ateşte pişirmeye başlarken arkalarındaki çalılıklardan bir yabandomuzu çıkarak pişirdiği balıkları kaparak hızla kaçmış. O anda kâhinlerin söylediği sözleri hatırlamış Androklos ve bu bölgeye kenti kurma kararı vermiş.

Şimdi gelelim arkeoloji ışığında doğruluğu ispatlanmış gerçeklere. Efes ile ilgili yaptığım ilk okumalarda 4 tane Efes kurulduğunu görüyorum. İlk yerleşim Selçuk ilçesinin güneyinde, Efes Antik Kenti’nin güney doğusunda yer alan Çukuriçi Höyüğü’nde başlamış. Daha sonra buradan şu anda Ayasuluk Tepesi olarak isimlendirilen tepeye çıkan antik Efesliler orada da bir süre yaşadıktan sonra şimdiki Efes Antik Kenti’nin olduğu yere 3. Efes’i kurmuşlar.

Kente aşağı giriş kapısından girerseniz önemli bir yol ayrımı karşılıyor sizleri. Sağ tarafa dönerseniz eskiden su dolu olan deltayı görüp hemen kıyısındaki liman yapılarını inceleyebilirsiniz, sola dönerseniz de döneminin en ihtişamlı tiyatrolarından birini görüp hayrete düşebilirsiniz. Liman caddesi ziyarete kapalı olduğu için ben tiyatrodan devam ettim. Tarihi M.Ö. 3. yüzyıla kadar giden tiyatro bu ihtişamlı, çok katlı yapısını da Domitianus ve Traianus (M.S. 100) dönemlerinde almıştır. Hem halkın toplanma yeri, hem de gladyatörlerin savaş mekânı olan 25000 kişilik devasa tiyatro, Efes’in tarihinde de çok kritik bir role sahipti.

Tiyatrodan çıkıp şehrin derinliklerine doğru ilerlerken çok da alışık olmadığımız bir yapıya rastlıyorum. “Aşk evi” olarak adlandırılan bir yapı mevcut. İçerisinde 3 tane ayrı oda bulunan bu yapı o zamanların genelevi görevi görmüş. İçeri giren herkesin yıkanıp, dezenfekte edilmesi gerekiyormuş ki bir kişideki herhangi bir hastalık çok kısa süre içerisinde tüm şehre yayılmasın. M.S. 3. yüzyıla kadar aktif olarak kullanılan bu ev şehrin tam merkezinde bulunması ile de beni şaşırtmıştı.

Geldik antik yapılardaki en ilgimi çeken yapıya. Latrina denen umumi tuvaletleri başka kentlerde de sizlere anlatmıştım. Fakat Efes Antik Kenti’ndeki latrina oldukça iyi korunmuş, oturakları ve ortasındaki su havuzu ve giderlerinin ana kanalizasyon hattına bağlanması ile çok ayrıntılı inceleme isteyen bir haldeydi. Aşk evi, latrina ve Varius Hamamı’nın yan yana oluşu da şehir planı konusunda ne kadar ileri olduklarının göstergesiydi. Tüm pis su sağlayan mekanları yan yana yapıp daha az uğraşla daha verimli bir şehircilik yapılmıştı.

Şehrin ileri gelenlerinin kaldığı Yamaç Evler kısmı şimdi karşımızda. Yürümekte olduğumuz kuretler caddesine gelince sanki yıllardır Efes’te yaşıyormuş gibi hissediyor, hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Yamaç Ev 1 ve şu an hala çalışmalar devam ettiği için üzeri kapalı olan Yamaç Ev 2 oldukça lüks yapılardı. Hiçbir ev bir diğerinin manzarasını kapatmıyordu. Önceleri nekropol olarak kullanılan alan, şehrin büyümesi ile birlikte M.S. 20 yılından itibaren yapılaşmaya açılmıştır. Yamaç Ev 2’ye girişler için ekstra ücret ödendiği için görmemezlik yapmayın. Günümüzde bu kadar iyi korunmuş konut yapıları ve ortalarına sanki evin halısıymış gibi döşenen muhteşem mozaikleri görmeniz gerekiyor.

M.S. 117-138 yılları arasında şehre hükmetmiş Hadrianus adına yapılan tapınağa geldim. Giriş kapısı ve önündeki sütunlu yapının üzerine yerleştirilen kemerler ve onların üzerindeki muhteşem sanat eserleri olan kabartmalar… Günümüzde bu halini gördüğümüz için şanslı olmalıyız.

Kuretler caddesini çıkıp sonundaki kapıdan geçtikten sonra bizleri karşılayan en etkileyici yapının yanına gidiyorum. Tam şehrin üst kısımlarına çıkarken merkezi bir yere yapılan anıt M.Ö. 50-30 yılları arasında inşa edilmiş. Romalı diktatör Sulla torunu olan Mimmius için yaptırmış. Tam şekli bulunamamış olsa gerek, günümüzde gördüğümüz yapı aslında orijinalinin mimari bir kolajıdır. Muhtemelen arkeologlar bu yapının güzelliğinden mahrum kalmayalım diye bir şeyler denemişler ve göze de oldukça güzel gelmiş.

Şehrin doğu kısmını sınırlandıran Panayır dağının yanından yukarı Efes’e giderken yolun sağında devasa yuvarlak bir yapı gördüm. Bunun bir depo olabileceği aklıma gelmişti ama su depolanabileceği gerçeğine gerçekten şaşırmıştım. Evet meğerse burası bir su deposuymuş. Şehre temiz su getiren hat burada son buluyor ve buradan her yere su dağıtmak zor oluyormuş. Tam buraya yapılacak bir su deposunun hem kurak günlerde suya ulaşım sıkıntısını azaltacağını, hem de depolanan suyun debisindeki artışla birlikte tüm şehre taksim edilebileceğini düşünen Efesliler su deposu yapmaktan kendilerini alamamış olsalar gerek.

Yukarı Efes denilen bölgeyi aslında büyük oranda Devlet agorası oluşturuyor. Kubbeli hamam yapısı ile birlikte alanın büyük bir kısmını kaplıyor bu agora. Burada eski bir Helenistik gymnasium olduğu sanılıyor, o yıkıldıktan sonra burası devlet agorası inşa edilirken de hamamlar eklenmiş. Devlet agorası 160×58 m’lik bir alanı kapsıyordu. Hemen yanındaki Bouleuterion, Prytaneion gibi yapılar da birlikte devletin yönetim merkezi imiş.

Şehir sakinlerinin sosyalleşmesi ve siyasilerin propaganda yapması için tiyatro ve Stadion inşa etmeleri sıklıkla görülen bir durum. Fakat zaten Bouleuterion binası varken bir de hemen yanına yaşlılar meclisi olan Prytaneion yapılması, aşağıda devasa bir tiyatro varken, bir de yukarı Efes’e ondan biraz daha küçük bir tiyatro yapılması ve bunlardan daha uzağa dağın öbür tarafına da bir Stadion yapılması… Bu anlattıklarım size de garip gelmedi mi? Belki burası tahmin ettiğimizden daha büyük bir şehirdi ya da belki de yukarı Efes’teki bu yapılar devlet erkanının iken aşağı Efes’tekiler sıradan halkındı. Bunu bilemeyiz.

Kuretler caddesinden aşağıya inerek gezimi sonlandırmak için yola çıkıyorum. Aşağıya inerken gözümüzün takıldığı muhteşem bir yapı var. Orası Celsus Kütüphanesi. Az önce de buradan geçmiştim fakat çok kalabalık olduğu için sosyal mesafe kurallarını düşünerek çok inceleyemeden yoluma devam etmiştim. Fakat şimdi biraz daha sakin bir durumda ve gezme sırası bende.

Celsus Kütüphanesi muhtemelen Efes’in en ünlü yeri. Görünce de insanın ilk Celsus Kütüphanesi’nin önüne geçip yanındaki kişiye “al şu telefonu, fotoğrafımı çek” diyesi geliyor. Böyle söylendiğine eminim çünkü bu kadar insanın bir kütüphane önünde fotoğraf çektirmesini başka bir şeyle açıklayamam herhalde. Yunan şehir devletlerinin bir döneminde eğitime verdikleri önemi birçoğumuz biliyoruzdur. Nysa’daki kütüphane ile birlikte bu bölgede günümüze ulaşan tek kütüphane burası. Bu yapı 4 şeyi simgeliyordu. Celsus’un sezgisi, Celsus’un erdemi, Philippus’un yeteneği ve Celsus’un bilgeliği. M.S. 100 yılı civarında yapılan bu kütüphane M.S. 270 civarı olan depremle yıkılmış ve daha sonra zaten siyasi buhranlarla toparlanamayan şehirde tekrar inşa edilememiş. Her iki yanındaki ikişer heykel görmeye değer. İçerisinde yazan bir dörtlük ile Celsus kısmını kapatalım.

Bak,

Nasıl da süsledi,

Böyle parlak yapıtlarla.

Stephanos Efes’i

Efes de Stephanos’u.

Şehrin ilk tanrısı Artemis’e adanan Artemis Tapınağı’nı, ilk yerleşim yerlerinden biri olan Ayasuluk tepesini ve Efes’e Hristiyanlığı getiren St. Paul’un kilise ve anıt mezarını da gelecek yazılarda anlatacağım. Benim gibi antik dönem meraklıları için adeta altın değerinde burası.

Efes Antik Kenti’nden çıkan nadide parçalar Selçuk Efes Müzesi’nde. Sanırım ülkemizde gördüğüm en iyi dizayn edilmiş arkeoloji müzesi diyebilirim.

Dünyanın en önemli politik, ticari ve dini merkezlerinden biri Efes Antik Kenti’ni anlatmaya çalıştım. Saygılar ve sevgilerimle…

*

Görsel 1 – Anadolu Ajansı

Görsel 3 – Unesco

Diğer Görseller – Burak Karaoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s