“Kim bilir, belki ileride bir gün Kıyıkışlacık’ta karşılaşırız.”

Hiç daha önce bir yeri ilk görüşünüzde “Burada yaşlanırım.” dediğiniz oldu mu? Eğer olmadıysa, sizler Muğla’nın Kıyıkışlacık köyünü görüp İassos Antik Kenti’ni gezmemişsiniz demektir.

İlk kurulduğu zamanlarda bir ada olan İassos Antik Kenti, günümüzde kara ile birleşmiş bir yarımada şeklinde. Surun içi ve dışı olarak da ikiye ayırabiliriz şehri. Aslında adada olan ve karada olan kısım diye…

İlk buluntuların M.Ö. 3000 yılına tarihlendiği İassos, ismini kurucusu Argos’luların lideri İasos’tan almış. Çevrenin en önemli liman kenti olduğu için uzun yıllar herkesin sahip olmak istediği bir yer olan İassos, akla hemen balıkçılığın geldiği bir yermiş. Hatta balıkçılığın ne kadar önemli olduğunu iki farklı hikâye ile sizlere anlatmak isterim. Birincisi; “Bir zamanlar kenti ziyaret eden bir müzisyen, İassos tiyatrosunda bir resital sunarken bir çan çalar. Bu çan balık pazarının açıldığının ilanıdır. Elini kulağına götürüp müziği kapatmaya çalışan bir yaşlı adam dışında herkes koşarak balık pazarına gider. Sadece yaşlı adam ve müzisyen kalır tiyatroda. Müzisyen “Bana ve sanatıma gösterdiğiniz saygıdan ötürü size teşekkürü bir borç biliyorum” der. Yaşlı adam ise “Ne? Niye gittiler?” dediğinde Müzisyen “Çan çaldı” der ve ardından yaşlı adam da “Öyleyse izninizle beyefendi,” deyip, koşarak balık pazarına gider.” Bu alıntı dünyaca ünlü coğrafyacı Strabon’dan idi. Strabon bu hikâyeyi, tarım yapamayan İassos halkının balığa verdiği önemi anlatmak için kullanırmış. Bir diğer hikâye de şehrin dışında yer alan anıt mezar kompleksine günümüz arkeologları tarafından ‘balık pazarı’ isminin konması. Arkeologlar İassos ve balık kelimelerini o kadar çok yan yana duymuşlar ki, yıllar sonra mezar olduğu anlaşılacak yapıya balık pazarı demekten kendilerini alamamışlar herhalde.

Şimdi biraz İassos gezimden ve kentin kendisinden bahsedeyim. Az önce bahsettiğim balık pazarı ile başlayayım. Şehre gelirken gözümüze görünen ilk yapı yıkık dökük surları ve hemen ardından bu güzel balık pazarı oluyor. Önündeki otoparka arabamı park ettiğim andan itibaren böyle bir yerden görmeyi beklemediğim kadar güzel bir antik yapıyla karşı karşıyaydım. Dörtgen bir yapının ortasında devasa bir mezar ve etrafında da kemerli revaklar bulunan yapının içine İassos Antik Kenti’nde bulunan heykelleri ve bazı parçacıkları da yerleştirmişler. Ortadaki devasa mezara tırmanabilmek ve içindeki geçitlerden geçmek fazlasıyla heyecanlandırdı beni. Bulunan balık fosilleri ve İassos sakinlerinin balığa verdiği önemi düşününce ilk başlarda buraya balık pazarı ismini veren arkeologlar, ilerleyen zamanlarda ortadaki mezarı ortaya çıkarıp buranın bir Roma mezarı olduğunu anlıyorlar. Ama ismi balık pazarı olarak kalıyor.

Eskiden ada olan sur içi bölgesine geldikten sonra, içeriye girince bir hayal kırıklığı kaplıyor her yerimi. Çok düşük beklentiyle geldiğim bu güzel kent önce beni balık pazarı ile heyecanlandırmıştı, aynı heyecanı kentin içine girince kaybettim, diyebilirim. İtalyanların kazı yaptığı yıllardan beri çok fazla bir ilerleme olmadığını görüyorum. Kent girişinde 30-40 sene öncesindeki İassos fotoğraflarına bakıyorum ve bir de 2020’lerdeki İassos’a, neredeyse aynı. Neyse, kente girdikten sonra ilk dikkatimizi çeken yapı Bouleuterion oluyor. Bouleuterion denilen meclis binası büyük oranda günümüze ulaştırılmış. Şehrin sur kapısının girişinde yer aldığı için de sanki o zamanki bürokratlar şehrin girişinde bir mesaj vermek istemiş gibiler. “Burada kararları ortak alırız” gibi.

Şehrin içine doğru ilerlediğinizde agorasını görüyorsunuz. Hala ayakta kalan bazı sütunlar ve kompozit sütun başlıkları görmeye değerdi.

Sanırım İassos Antik Kenti’ni özel bir yer yapan yapıya gidiyoruz: Mendirek Kulesi. En başta söylediğim gibi, İassos Antik Kenti ilk kurulduğu zamanlar bir adaydı. Şehrin sur kısmı dışındaki yer, yani Kıyıkışlacık Koyu kısmı da şehrin liman kısmıydı. Buraya gelen gemilerin ve kendi halkınızın güvenliğini sağlamadan önemli bir ticaret kenti olunamayacağı ortada. İassos’u yönetenler de bunu düşünmüş olacak ki koyun girişindeki çıkıntıya bir kule inşa etmiş ve mendiren yaparak gemilerin giriş çıkışlarını rahatça kontrol etmeyi düşünmüş olsalar gerek.

İassos yazan kahverengi tabelayı gördüğümde bu kadar çok şey göreceğimi tahmin edemezdim. Kıyıkışlacık ve İassos… Çok güzel bir gezi vadediyor. Kim bilir, belki de ileride ben Kıyıkışlacık’ta yaşlanırken bu yazıyı okuyan biri de bana katılmış olur da oralarda karşılaşırız. Sağlıcakla.

*

Görsel 1 – Daily Sabah

Görsel 2,3,4,5 – Burak Karaoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s