Boğuk İkindi

Bakın, oradaki gözyaşı, gözün iç köşesinden burna doğru yuvarlandı, başın durduğu meyilden ötürü. Muhtevası gereği neşeli duran organze toka ise kendinden beklenmeyecek acımasızlıkla bir ağrı sapladı saçlarını tutmakta olduğu başa. Boğucu bir yaz gününün yapış yapış ikindisi, batan güneşin dolduğu bir odadaydı, iki kişi.

Ağrılı başını sıvazladı beriki; ama gözyaşına herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bir dize okumuştu ta bir zaman, hangi şair, hangi şiir deseniz bilemezdi ama dize yanıp söndü işte aklında. “Ya siz geçiştirildiğinizi hissettiniz mi hiç?” dedi, durup dururken. “Ben, kendim başa çıkabilirim elbette bu anlattıklarımla. Üstelik doğrusu da buymuş gibi geliyor nedense. Nedense değil nedeni var! Anlatmaya başladım mı karşımdakinin yüzünde beliren o aceleciliği nerede görsem tanırım. Öyle tiksindim ki o ifadeden, dertlerimi düğümleyip kendimi o çok uzaktaki adaya attım.”

Bu uzun monolog karşısında ne dese bilemedi öteki. Ötekine kalırsa, beriki çok haklıydı ve gayet yalnızdı. Beriki gerçekten bir adadaydı tıpkı öteki gibi. Yani aslında içinde naiflik kıvılcımı taşıyan herkes gibi.

Teselli hediyesi gibi; birlikte çekilmiş cefanın altında kalmış buruk lezzet gibi buldu, çıkardı, söyledi dizeyi öteki:

“Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”

Yoktu da, herkes kendi adasında, kendi içine sığdırabildiği kadar yalnızdı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s