Adem ile Havva’ya

Uçsuz bucaksız bir boşluk düşünün. Herhangi bir ses, bir nesne veya bir uyaranın olmadığı. Beyaz dışında başka bir rengin, dokunun, kokunun barınamadığı öylesine bir yokluk işte. Avazınız çıktığı kadar bağırın şimdi de, durun ve biraz dinleyin, yankı da yok. Topuklarınızla baldırlarınıza çarpa çarpa koştuğunuzu hayal edin sonra da, oradan oraya, amaçsızca. Dinlenip, aynı kısır döngüye tekrar tekrar girdiğinizi sonra.

Tam olarak buydu gördüğüm rüya. Uyandığımda hissettiğim burukluktu düğümlenen boğazımda. Halbuki deneyimlediğim ıssız bir bilinmeyende mağdur bir yalnızlıktı, peki ama bu durum beni neden tedirgin etmek yerine bittiği için burmuştu? İlginçtir ki,yine aynı köhne yalnızlıktı bana cenneti gördüğümü düşündüren. Sadece derin, vakur bir boşluk, sahiden istediğim bu muydu ya da cennet gerçekten böyle bir yer olabilir miydi? Tam aksine,öngörülen gibi her istediğini yediğin/giydiğin/olduğun/gördüğün bir sonsuzluksa, bu sonsuzluk yeter miydi doyumsuz insanoğluna? Peki ya sonsuz mutluluk gerçekten var mıydı, hatta iyi veya kötü olsak da mükafatımızın özünün sonsuzluk olması gerçeği?

İşte o birkaç saniye sağa sola koşuşturmak düşündürdü bunları bana, nankörlük müydü bu hissettiklerim beni yaratana? İçten içe çektiğim bu vicdan azabıyla ilk gelense aklıma; ‘Bir elma uğruna cennetten kovulmayla başlamamış mıydı bütün bu rüya?’

Bu bilinç bulanıklığım tüm nankörlerin atalarının anısına kalsın burada.

Konuk Yazar: Eda Nurcan Tanyeli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s