Seni Beklerken

Ne kadar tükenmiş hikaye varsa aklımda, o kadar satır başı var bu kağıtta. Güzel gülüşünden mi hikaye kopmalı yoksa tutkulu sevemeyişinden mi?
Uzun soluklu filmlerin duygusal sahnelerinden tut da, yüksek sesle dinlenen müziklerin en acı tonlarına kadar sevdim seni. Anladım ki filmlerde, şarkılarda noktanın bile bitiremediği cümlelerde sevmek değil sevilmek önemli.

Haydi Geri Dönüştürelim!

ÇEDSorunun değil, çözümün parçası olmak adına; bir avuç ya da binler, fark etmez, bu yazıyı okuyanı geri dönüşüme davet ediyorum.

Benim başlamamı ne tetikledi hatırlamıyorum açıkçası. Başladım işte. Kağıt, plastik ve cam atıkları çöpte değil ayrı bir torbada topluyorum. Her akşam veya her sabah o torbayı çöpün yanına koyuyorum. Normalde Denizli’de belediye sanırım cumartesi günleri topluyor bunları. Ama ben biriktikçe indiriyorum. Çünkü, bir yandan içim acıyor ya, bizim sokakta bu atıkları çöplerden ayıran, bununla üç kuruş kazanmaya çalışan insanlar var.

Başladıktan bir süre sonra fark ettim ki aslında çıkardığımız çöp çok az. Neredeyse hepsi geri dönüştürülebilir atıkmış, insan ayırmaya başlayınca fark ediyor. Eve aldığım her şey, bir öğrenci evini gözünüzde canlandırabilirseniz, ambalajlı. Gıda, temizlik; ne alırsam. Yalnız olmadığımı da biliyorum.

Biz son yıllarda kışı kış, yazı yaz gibi yaşamıyoruz. Sebebi biziz, sonucu da bizi vuruyor. Bazı şeyler için geç olabilir, bazı şeylere ise hala erken müdahale etme şansımız olabilir. En azından süreci yavaşlatırız. Hiçbir şey olmasa, nihayet davranmamız gerektiği gibi davranmanın, en azından bir yerden başlamanın getirdiği rahatlama hissi…

Bir sonraki adımda görüşmek üzere!

 

 

Ben Gidip Biraz Asfalt Üzerinde Uyuyacağım

Keyfe kafi suretler benimsedik. Durumu kanıksamakta gecikmedin ya da durumlar varlığınla yokluğun arasında mekik dokuyuşumda toplandı kaldı. Bilemiyorum. Şartellerim atarsa sebebi Tedaş’ta arasan diye kendimi ayakta tutuyorum. Bir yerden sonra ayaklarım da uyuşuyor. Pozisyon güncellemem falan lazım geliyor. Neyse ki bu işlerde iyiyim. İçim kıpır kıpır yerimde duramıyorum. Çocukken hiç anlamamışlardı bu hallerimi de kurt mu var içinde, diye paylarlardı beni her fırsatta. Azıcık sabit durmalıymışım. Kafam karıştı. Uzun zamandır yazmamışım. Belki de saçmalamayı özlemişim. Fazlaca hoşuma gidiyor bir dinleyen olacağını varsayarak yazmak. Nasılsa tek bilinmek isteyen Yaratıcı değil, insan bile bilinmek istemiyor mu?

Günleri suretlerimizin arka planında geçiriyorum. Bıraktım ki geçsinler. Film sahnelerini andırıyor. Ama o film senaryolarına hiç benzemiyor. Zaten oyunculuk da iyi değil. Ortaya ucuz bir film çıkıyor, Harun Tekin’in sesinden; başından sonu belli. Bazı bazı dinlerdik.

Halimi arz ettim. Bana yatacak yer kalmadı. Belki de çok can yakıyorum. Ve çok canımı sıkıyorum. Sonra döngüyü başa sarıyorum. Yaşadığım basit bir tekerrürden ibaret.

Gözlerim kamaşıyor. Sanki dünyadaki tüm uykular silinmiş ve böcekler ışığa gelmiş. Sanırım bu çağın sorununu tespit ettim az önce.

Suçun tamamını üstleneceğim. Tedaş’ın günah keçisi olmasına gönlüm dayanmaz.