Alıntı

Galiba önce ben bir eğretileme atmıştım ortaya: Martı’sından kopmuş bir Tüy, diye. -sonra da sen, bunun çeşitleme’sini yapmıştın: Tüy’ünü terk etmiş bir Martı…

İle, Oruç Aruoba

Altera İntel Tarafından Satın Alındı

intel-building_678x452İntel haziran ayında duyurmuş olduğu satın almayı, Avrupa komisyonundan geçmesi ile birlikte resmi olarak 16,7 milyar dolara gerçekleştirdi. Bu satın almayla ile birlikte Altera, İntel için teknoloji ve geliştirmeler üzerinde çalışmaya devam edecek.

Altera firmasını yüzeysel olarak tanıyacak olursak, ‘Field Programmable Gate Array’ yani programlanabilir mikroişlemci ve çipler üzerinde çalıştığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda Altera firması çip ve mimari teknoloji geliştirici çalışmalarda yapmakta.

Altera ile birlikte sürücüsüz otomobiller ve makine öğrenme gibi geleceğin alanlarında kullanılabilecek teknolojiler üzerinde çalışacaklarını belirten İntel Ceo’su durumdan memnun gözüküyor. Aynı zamanda Altera ekibi Intel’in ”Programlanabilir Çözümler Grubu” adı verilen departmanının da çalışmalarını devam ettirecek. Altera’nın CEO’su John Daane ise vermiş olduğu karar ile 30 günlük geçiş döneminde şirkete liderlik edip ve sonrasında kendi isteğiyle görevinden ayrılacağını belirtmekte.

İntel’in bu süreçteki çalışmalarını takip edeceğiz. Zaman geçtikçe yatırımın tohum verip vermeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Fakat Altera’ya alternatif farklı bir şirkete daha cüzi rakamlarla yatırım yapılabilirdi.

Teizm Olmasaydı Ateizm Olmazdı

Bu yazımı yakın zamanda başımdan geçen bir olay üzerine bir meseleyi daha iyi analiz etmek için yazıyorum. Psikiyatri dersinde hoca “Bipolar Duygu-durum Bozukluğu (İki uçlu duygu-durum bozukluğu)’ndan bahsediyordu. Hastaların dürtü kontrollerinin bozulduğunu anlatmak için bir örnek verdi. Bir hastası Cuma namazında imam hutbe okurken ayağa kalkıp imama müdahale etmiş. İmam alkol almanın günah olduğundan ve vücuda zararından bahsederken aniden yüksek sesle “Nasıl böyle bir şey söylersin! Ben bir gazetede okudum, her gün yarım bardak kırmızı şarap almak kalp sağlığına çok iyi geliyormuş. Sen bizim sağlığımızla mı oynamak istiyorsun!” diye çıkışmış. Bu örnekle hocanın anlatmaya çalıştığı şey hastaların atakları sırasında gerçeği değerlendirememeleri ve dürtülerini kontrol edememeleriydi. Tabii ki buradaki gerçekten kasıt, herkesin alkol almanın günah olduğuna ya da zararlı olduğuna inanması değildi. Hasta bulunduğu yerin kurallarına aykırı davranmış, imamın bahsettiği konunun üzerine oturduğu birçok dini ve soyut meseleyi değerlendirememiş ve mantıksız ve uygunsuz bir davranışta bulunmuştu. Kastedilen buydu. Ancak sınıftakilerden birisi belki dikkati farklı bir meseleye çekmek belki de örnekteki hastayla aynı sebepten dolayı hocaya şu soruyu sordu: “Hocam bundan 1500 yıl önce şu anki gibi bir psikiyatr olsaydınız ve bir adam çıkıp böyle böyle deseydi (imamı kastediyor) mutlaka bir ilaç başlardınız ve bu adamınki gibi bir tepki verirdiniz, peki bugün neden bu adama hasta diyoruz?”
Pek tabii bu kişinin sorusuyla anlatmak istediği şey oldukça derin ve felsefi bir meseleydi yani “Aslında gerçeği ve doğruyu kime göre değerlendiriyoruz? Bu gerçekliğe katılmayana hasta mı demeliyiz?” idi. Hocadan beklediği cevap da muhtemelen kendi de tahmin ettiği üzere: “Mevcut toplumsal kabul üzerinden değerlendirilip kendi içerisindeki tutarsızlığa yönelmek gerekir. Tabii ki bir kişi toplumsal kabule katılmayabilir ancak bunun yolu bu şekilde değildir.” idi.
Şimdi ben burada bu kişiye yönelik bireysel bir hicivden ziyade son dönemde toplumda sıkça karşılaştığımız bir “düşüncemsiye” yönelik bazı şeyler yazacağım.
Modern dünya ve gelişen teknoloji insanların bireysel güçlerinin çok çok çok üzerinde hatta öyle ki hayallerinin bile ötesinde işler yapmalarına imkan tanıdı. Tabii hayalleri bireysel güçleriyle sınırlı olduğu için bu durum insanoğlunun basit kafasını karıştırdı. Ben istersem yaparım, kimse de beni yönlendiremez, dedi. Ancak insan aslında o kadar zayıf ve cahildi ki bu işlerini sadece birbirine bağlı düz mantıkları yaptığını unuttu. Öyle değil mi Allah aşkına, bir bilgisayar aynı bu mantıkla çalışmıyor mu? Bir kanser ilacı sözüm ona kanseri tedavi ederken, bu hücre bu folat molekülünü yiyorsa ben de onun folatını ondan önce yerim o da ölür! mantığıyla tedavi etmiyor mu? Atomu parçalayabiliyoruz ama atomu tekrar birleştiremiyoruz öyle değil mi? Modern fizik, kimya ve bilumum diğer bilimler çıkmazda kaldıkları yerleri felsefeyle açıklamaya çalışırken örneğin maddenin gerçekliğini tartışırlarken bu bilimlere dayanarak metafiziği ve inançları yanlışlamak ne kadar vicdansız ve zavallı bir davranıştır. Bu düşüncemsiye sahip olan insanlar, “biz kimiz?”, “nereden geldik?” ve “nereye gidiyoruz?”, “haklarımız ve statümüz nedir?” “adalet nedir?”… gibi sorular hakkında elle tutulur hiçbir fikirleri bulunmadığına bakmaksızın, diğer insanların doğru bilip inandıkları hususlarda bireysel eksikliklerine bakarak yahut dar pencerelerle olayları değerlendirip asıllarından farklı bir yöne çekerek, asılları görmezden gelerek bu hususları yanlışlamaktan ve aşağılamaktan utanmamaktadırlar.
Daha önceki yazılarımda da makul ve tutarlı olmaktan bahsetmiştim. İnancı ya da fikri ne olursa makul ve tutarlı olmaya çalışan hiç kimse hiç kimseyle bu türden polemiklere girmeyecektir.

Söyle, Soğuk mu Oralar?

“İyi geceler” diye mırıldandı odanın boşu boşunalığına. Tüm o ses titreşimleri duvarların soğukluğuna çarpıp geri döndüğünde odada büyük bir gürültü koptu. Aldırış etmedi. Yatağın sağ yanına doğru kıvrıldı. Yorganı boğazına kadar çekti. Gecenin ölçü birimi neydi ki? Saniye, dakika, saat olamazdı, onlar çok kısaydı. Hafta mıydı? Haftada yedi gece vardı oysa. Gündü o zaman. Başka bir ihtimal kalmıyordu. Tüm günün birkaç an’ını gündüz olarak yaşıyor geriye kalanı gece oluyordu. Demek ki yaklaşık olarak bir gün demekti bir gece. Yorganın altındaki bacaklarını güçlükle karnına doğru çekti. Üşüyordu.