Hayal Kırıklığı Medhiyesi

En başlayasımın olduğu yerde durmuş, öylece önce yıkmam gerekenleri hesap ediyorum. Kötü değilim ben, yeni bina dikmek için eskisini yıkmayı göze alamam, kenarda beklerim; belki bir yangın çıkar ev yanar, diye. Bu, sonsuz bekleyişimi açıklar mı? Beni aklar mı?

Kendime yetemeyecek kadar az umut taşırım, bundandır. Beklerken ağırlaşırlar, yaslanacak bir omuz bulamam, herkes yolunda yürüyüp gider.

Ara sıra döner bakarım kapısına, belki işe gidiyordur, çıkar, görmez ama beni. Görünmez olmayı çok iyi bilirim. Bundandır sessiz hıçkırıklarım.

Bazen sabırsız olurum, heyecanım hızına yetişemez hayal kırıklıklarının. Nasılsa bir adım geriden başlayan hayal kırıklıkları her zaman heyecanımdan önce tamamlar yarışı. Ve nasılsa ilk defaymışçasına kalıveririm oracıkta. Bir sürü giden arasında, gidecek gücüm hiç olmamışçasına, kalacak sabrım kalmamışçasına…

Nadiren sorarım ne yapıyor olduğumu. Cevabı vermeden sıkılır yenilerini eklerim cevaplanacaklara. Soruların altında ezilir kalırım. Zaten hepsini cevaplayacak kadar da zamanım olmayacaktır. Vazgeçerim. Kolaydır bekleyene vazgeçmek. Çünkü ulaşmak gitmeyi gerektirir. Bekleyense zaten gidememiş olandır. Daha başka nasıl anlatılır?

Yıkmam gerekenler demiştim ya, elinin tersiyle itip, yeter, diyebildiklerinden bahsediyordum. Çünkü bazen gerçekten yetebilmelidir insana. Hisler birbiri içinde dönüp durdukça, aynılaştıkça, geçen zamanlar da birbirinin aynı olmaya başlar ve aynıya tahammülü yoktur insanın. Spesifik bir insandan bahsetmiyoruz. İnsanoğlundan ayrılmış bir insandan bahsediyoruz. Tek ama belirli değil. Herhangi bir. Zaten düzeni kuran da, bozan da bu herhangilerdir. Her midir emin değilim, hepsinden rastgele seçilmiş biri midir, bilemiyorum.

Demek Yazar Olmak İstiyorsun

eğer içinden patlarcasına gelmiyorsa
herşeye rağmen,
yapma.
kalbinden, aklından, ağzından ve midenden
sorgusuzca çıkmadıkça
yapma.
eğer saatlerce bilgisayar ekranına bakarken
veya daktilonun başında
kelime ararken kamburun çıkıyorsa
yapma.
eğer bunu para ya da şöhret için
yapıyorsan,
yapma.
eğer bunu hayatında kadınlar olsun
diye yapıyorsan,
yapma.
eğer oturup tekrar ve tekrar
yazmak zorunda isen,
yapma.
eğer sadece bunu yapmayı düşünecek kadar
zor bir iş ise,
yapma.
eğer başka biri gibi yazmayı deniyorsan,
unut gitsin.
eğer gürül gürül yazmak için beklemen gerekiyorsa,
o zaman sabırlıca bekle.
eğer hiç gürlemiyorsa,
başka bir şey yap.
eğer ilk önce karına, kız arkadaşına
ya da erkek arkadaşına ya da
ailene ya da başka birine okutman gerekiyorsa
hazır değilsin.

nice başka yazarlar gibi olma,
nice kendini yazar olarak
isimlendirenler gibi olma,
silik ve sıkıcı ve gösterişçi olma,
kendini beğenme ile tükenme.
dünyanın kütüphaneleri
uykularında esnediler, senin gibi.
buna ekleme.
yapma.
ruhundan bir roket gibi
gelmedikçe,
delirmedikçe, intihara ya da cinayete
meyletmedikçe,
yapma.
içindeki güneş
mideni yakmadıkça
yapma.

Doğru zaman olduğunda ve seçildiysen,
o kendi kendini yazdıracaktır,
ya sen ölene ya da içinde o ölene kadar
devam edecektir.

başka bir yolu yok

asla olmadı.

Hank Chinaski

Siyahın Masum Bağımlılarıyız Biz

Belki, bir gün özlemini duyduğumuz günleri tekrar yaşarız. Güzel günleri, kendimiz olduğumuz, bir olduğumuz. Belki bir gün tekrar yaşarız o günleri; rutini özleyen bir emekli gibi sıkkın ruhumuz ve dinmez nostaljinin sıcak tonları kalbimizde. Biz yine de severiz siyahı. Ne kadar yokmuş gibi dalsak da geceye ve her türlü sarhoşluğa. Ne kadar çabuk ayartılsa da ruhumuz o kadar hızlı kanar arzularımız.

Çoğu gecelerde aradığımız ve hatırladığımız mutluluğu sanat hatırlatır acımasızca. Ya da sokaklarda gördüğümüz mutlu insanlar. Yaşanan gerçeküstü güzel dakikalar hep kısıtlıdır. Bana soracak olursanız eğer; bir anda ortaya çıkar, bir anda ortadan kaybolur ve sen bir kez daha baş başa kalırsın mutsuzluğunla. O gerçekliğin üzerinde gezinen ruh her dakikanın tadını çılgın ve gizli bir vahşilikle tadmıştır. Hiçbir kelimeyi, hiçbir ânı kaçırmamak için açar tüm duyularını. Gece yatağa girdiğinde bir akıl tutulması yaşamış gibi bölük pörçüktür görüntüler, duygu ise aksine hâlâ canlı. Neye yarar. İşte belki bir gün özlemini duyduğumuz, duymaktan yorulmadığımız sıcaklığı tekrar buluruz. Siyahın masum bağımlılarıyız biz.

Can Tosun

İkilem

Adım. Adım. Adım. Bir adım. Bir adım daha. İşte. Tamam. Bir adım. Bir adım.

Adam. Adım adım. Bir adım daha. Adam. Karanlık. Işık yok. Ses yok. Renk yok. Karanlık. Adam karanlık. Adım adım. Karanlık. Kör gece. Kör pencere. Kör karanlık. Kör adam. Adım. Adım. Adım. Kör adam.

Kadın. Parlak. Mavi. Pir-ü pak. Kadın. Parlak. Renk. Renk. Renk. Kadın. Işık. Işık. Işık. Kadın. Kahkahalar. Şen şakrak. Mavi. Mor. Sarı. Yeşil. Kadın.

Adam. Siyah adam. Kör adam. Kör pencere. Kör gece. Kör adam. Adım. Adım. Kör adam.

Dış dünya. İç dünya. Maddeler ve renkler. Renkler ve sesler. Sesler ve izler. İzler ve düşler. Düşler ve hayaller.

Adım adım. Gülümsüyor kadın.

Adam. Kör adam. Gece ve karanlık. Kör adım.

Rengarenk sular. Mavi nehir. Kırmızı nehir. Allı morlu bulutlar. Adım adım adımlıyor kadın. İşte oraya akar nehir. Rengarenk akar nehir.

Bir orayı adımladı kadın. Bir burayı adımladı kadın. Bir şurayı. Bir burayı. Bir orayı. Bir daha şurayı. Kadın. Mavi, mor, kırmızı, yeşil kadın. Gülümsüyor kadın.

Adım adım kör adam. Aç gözünü, gör adam!

 

Sessizliğe Yergi

Dili çözülseydi kelimeler kusacaktı yumulu dudaklarından

Etle kemik birbirine batacaktı kan akacaktı ve kelimeler

Kırmızı.

Bir başlasaydı söylemeye

Sözler an’lar gibi bir görünüp bir kaybolacaktı

Geçenler giden olacak ardında tek bir zerre bırakmayacaktı.

Ölümüne verilen bir savaşta esir olmaktı dünya yaşamı

Savaşın anlam bulduğu gizli satırlarda

Kim bilir kimler doğacak ve solacaktı.

Soluk benizliler doluşacaktı etrafa

Et sarıya çalacak, kırmızı göğü yaracak, gökkuşağının renklerinden geriye ne kalacaktı?

Susmayı yeğledi.

Konuşsa çok ölüm olacaktı.

Yeniden doğuşsuz bir ölümü göze alamayacaktı insanlar

Siyah camlı güneş gözlüklerini icat ederken

Aklından geçenleri toplasa

Geceden geriye ne kalırdı?