Tahammül Üzerine Bir Düşünce

11334310_1022937877717049_1616692096_nHerhangi bir giriş paragrafına ihtiyaç duymadan konuya dimdirek giriyorum. Tahammül üzerine düşüneceğiz birlikte. Birkaç gündür insanlar arasındaki iletişim kopukluğu, ufak tefek bir sürü konuda birbirine kafa tutmak, aksi, huysuz, cüretkâr, aşağılayıcı ifadeler ile iletişimi baltalamak vs. üzerine düşünüyorum. Adını az önce tahammülsüzlük koydum. Çok da yakıştı bana sorarsanız.

Kelime manası Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’nden birebir alıntı ile şöyle:

  1. Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması
  2. İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma

Elbette ki soyut anlamını cebimize koyarak yolumuza devam ediyoruz.

İlişkilerin sadakatsiz, güvensiz, şüphe ile kurulduğu insanlık adına zor bir çağdan geçiyor dünya. “Ah o eskiler” tabirlerini kullanmayacağım, korkmayın. Eski olan geçip gitti. Şimdiye odaklanmalı. Zaman sadece şimdide akıyor. Yoksa geçmiş de gelecek de olabildiğine sabit…

Sorunu gözünüzün önüne olduğu gibi bıraktım. Bana sorarsanız sorunu çözmek istiyorsak en az şatafat, en yalın cümlelerle sorunu ifade etmeliyiz ki kolayca diğer aşamaya geçebilelim.

İkinci aşama soruna sebep olan faktörleri tespit etmekten geçiyor. Kısaca en temele bencillik olgusunu oturtarak, empati kuramama, kibirli olmak gibi kişilik özellikleri (yani bozuklukları) çerçevesinde sebepler halkası oluşturdum.

Bunlara güvensizlik, sadakatsizlik, Okumaya devam et

Güneşe Hasret

Gittiğin gün yağmur yağıyordu, hem de bardaktan boşanırcasına. Ben yağmuru gördükçe ağlıyordum, yağmur bana bakıp yağıyordu. Güneş gideceğini biliyordu demek ki. Yerini yağmura bıraktığına göre.
Yağmur gittiğinden beri hiç durmadı. Çok yağmasa da ince ince yağıyor. Benim hissettiklerimi hissediyormuş gibi, ince ince yağarak için için, sessizce ağlıyor bulutlar da.
Güneş, sabah kendini gösterse bile saat ilerledikçe yalnızlığın ağır bastığını biliyor. Güneşin bunu bildiği, yaz günü olmasına, gündüzler uzamasına rağmen havanın erken kararmasından belli.
Güneş de aynı sen gibi. Önce görünüp mutlu ediyor. Sonra geride kalanlara ne olacağını hiç düşünmeden gidiyor. Üstelik erkenden, akşam olmasına henüz çok vakit varken… Ama bizim ‘Güneş’e ihtiyacımız var.
Hadi gel de Okumaya devam et

Oyunbozan

Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde ayetlerden sonra “Bunda akıl sahipleri için alınacak dersler vardır.” mealinde lafızlar vardır. İnsanlık tarihinin gördüğü trajedileri düşününce uzaya bile gitmeyi başarabilecek kapasitedeki bir canlının aslında “Başkasının ekmeğini yemeli miyim?” sorusuna bile cevap veremediğini görüyoruz. Benim aklımı en çok meşgul eden konulardan birisi bu aslında. O sahilde oynayan çocuğa bile füze atan zihniyetin dünyada nefes alan bir canlı olduğunu düşündükçe, kendi düşünce ve davranışlarımda bilerek veya bilmeyerek, en ufak seviyede bu zihniyete bir benzerlik var mı, diye kafa yoruyorum.Kakao işçisi çocuklar

Şimdi bir gün evinin önündeki çöpü karıştıran köpeği Okumaya devam et

Merdiven Boşluğu 3

Bu son basamağa gereksiz bir özen gösteriyorum. Adım atışım değişiyor, garip şeyler hissediyorum. Hâlbuki mütemadiyen her gün inip çıktığım bu merdivenin diğer otuz sekiz basamağından hiçbir farkı yok. (Evet, otuz sekiz tane basamak var bu merdivende. Elimde değil sayıyorum.) Bu da diğerleri gibi bir metre eninde, on beş santim genişliğinde. Bunun da üzerinde tıpkı diğerleri gibi kirden, topraktan oluşmuş kahverengi lekeler var. Bildiğin merdiven basamağı yani. Dün yine böyle mühim meseleler için çıkmıştım evden. Beyaz gömleğim, üzerine lacivert kravatım, takım. Tam burada, bu lekeli basamakta aklıma gelmişti. Yazılacak raporlar, iç siyaset meseleleri, işçi alımları, sigorta primleri değil. Çamaşır atmıştım makineye, çıkınca koltukların üzerine sermiştim, kurusunlar diye. İçim elvermedi iki günlük atletle dışarı çıkmaya. Döndüm yenisiyle değiştirdim. Ceketimi çıkarmıyorum hiç, aslında kirli olduğu farkedilmezdi. Ama bu üstün canlı olan ‘ben’e yakışmazdı. Yine ceketimi çıkarmadığım için gömleğimin kollarını da ütülemiyorum zaten. Olsun, o başka bu başka. Lekelerle ilgili yanlış anlamayın, kimseyi suçlamıyorum çünkü temizlemekle çıkmıyorlar. Geçen pazar; temizlik gününde bu merdiven yıkama işini ben yapmıştım. Ayten teyze ya da ablayla, abla diyorum artık, Okumaya devam et