Dilim Seni Dilim Dilim Dileyim

Halk arasında “Yemek buldun mu ye, dayak buldun mu kaç!” diye bir atasözünden bahsedilir. İlla ki her ata doğru söyleyecek diye bir şey yok. Görüldüğü üzere tamamen aklı bir kenara koyup ilkel yönelimlerle hareket etmeyi öğütleyen bir atasözü. Ya da “Her koyun kendi bacağından asılır.”. Tamamen geçmişimize, yaşayışımıza ters. Bizim atalarımız komşusu açken tok yatmazlardı. Bu tür atasözleri ‘ata’ kavramının içini boşaltıyor. Bunların oluşum süreçleri üzerinde kafa yormak gerekiyor.

Halk arasında söylenen her söz atasözü olmuyor. Bunun söylenegelmesi için halkın yaşayışına, örfüne uyması lazım. Filtre sistemleri var. Filtrelere rağmen bu gibi sözler toplumda yayıldıysa genel anlamda köklü değişimler yaşanmış anlamına geliyor. Tabii kötü anlamda. Genel anlamda çünkü hiçbir zaman toplumun özellikleri her birey tarafından taşınmaz. Mutlaka çürük Okumaya devam et

Andronikos’u Anlamak

İçindekiler

1-Giriş

2-Andronikos

2.1-Serüven Seven Adam

2.2 – Andronikos’un Dilemması: Sanatta ve Dinde Doğu-Batı İkilemi

2.3- Andronikos Özelinde Bireyselleşme Çabası

3-İoakim

3.1-Genç Keşiş

3.2-İnfaza Tanıklık Etmek

3.3- Hesabı Kapattı İoakim

4-Sonuç

Sunuş

Bilge Karasu’nun “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı” isimli hikayesini incelediğimiz bu çalışmada, hikayelerin karakterlerine sosyolojik ve psikolojik açılardan yaklaşmaya çalıştık. Bu sebeple, giriş kısmında istifadeli olabileceğini düşündüğümüz hikayenin konusuna denk düşen psikoloji disiplinine dair birkaç meselenin üzerinde durduk ve bu bilgiler ışığında hikayelerin iki temel karakterini tahlil etmeye uğraştık. İkinci bölüm ilk hikayenin ana karakteri olan Andronikos üzerinde durmaktadır. Bu bölümün ilk kısmında Andronikos’un, ikinci kısmında hikayenin temelini oluşturan değişimin ve hemen akabinde de buna karşılık Andronikos’un bireyselleşme çabasının üzerinde durduk. Çalışmanın üçüncü kısmı da “Dağ” isimli ikinci hikayenin ana karakteri İoakim’e dairdir. Hikayenin genel bir değerlendirmesini yapan ve sonuca bağlayan sonuç kısmıyla da çalışmamızı sona erdirmiş olduk. İstifadenize sunuyoruz.

1-Giriş

Bilge Karasu hikayelerinde gözümüze ilk çarpan şey sağlam karakter oluşumlarıdır. En ince ayrıntısına kadar tasarlanmış karakterler onun hikayeciliğinin sağlam birer kaleleri gibidirler. “Onun hikayelerinin bir diğer temel özelliği sergilediği postmodern duruştur” (Alan 2005, syf.26).

Alan (2005), değişik dünyalara ve kültürlere açık olma, bu kültürün eserleri ile metinlerarasılık oluşturma, Okumaya devam et

Son mu Bahar mı Olacağını Kestirememiş Son-Bahar

 

Adsız

Sonbahar… Sevmiyorum sonbaharları. Her rüzgârda kalbinin üşüdüğünü daha iyi anlıyor insan. Herkesten uzaklaşıp, kendine sarılman gerektiğini kendi dilinde anlatıyor.

Kayboluyor. Sonbaharda kaybolup gidenleri düşünüyorum. Her düşen yaprak, sanki hiç ağaca ait olmamış gibi. Özgür, ama sonunda yok olmaya mahkum. Yok olmak neyse de, sararıp solmaktan kaçışı yok. Belki de ayrılığın rengi bu yüzden sarı.

Baksanıza hava bile bizden daha duygulu oluyor bazen. Güneşiyle neşe katıyor bir güne. Renkler bile nasibini alıyor. Mavileri masmavi olduruveriyor, yeşilleri yemyeşil ama sıkkın oluyor sonbaharda. Bungun… Ağlasa rahatlayıverecek de olmuyor işte.

Bir buluta atıveriyor sonra suçu. Ağla, diyor, boşalt yükünü. Yok olmak Okumaya devam et