Sayılar

Bir, iki, üç… Böyle başlar sayma sayıları. Küçük bir çocukken daha, bir olanlardan başladılar öğretmeye. Allah birdir dediler. Matematikte de hatalar vardır. Sıfır faktöriyel nasıl bir olursa, öyle… Ama bir her zaman doğrudur. Allah birdir çünkü.
Ondan sonrasını öğrenmeden yaşayan bir çocuk olmak nasıl olurdu ki? Hadi say, dediklerinde; bir, diyip susan bir çocuk. Fazlasına hiç ihtiyaç duymamış olan. Öyle bir çocuk olmak isterdim işte.

Nerede O Eski İnsanlar!

KAPAKRESMI_41088296741519855Hiçbir zaman devamlı ‘nerede o eski insanlar’ diye yakınanlardan olmamışımdır aslında. Ancak son zamanlarda bu klişeyi o kadar sık kullanmaya başladım ki, bu yazıyı yazmak zorunda kaldım adeta.

Birkaç eski insan tanıdım son zamanlarda. Tabiî ki bahsettiğim kişilerin eskiliği yaşlarından değil, sadece kişilik ve karakterlerinden. O insanları dinledikçe huzur bulup mutlu oldum adeta, ki böyle insanlarla tanışmayalı, çevremizde böyle insanlar olmayalı bir hayli olmuştu.

Bir insan düşünün, kendinden bahsedilirken utanıp kızarsın ve oturduğu koltuğa gömülsün, bir insan düşünün, kendi işinde yaşayan efsaneler arasındayken bundan bir habermiş gibi yaşasın, bir insan düşününün, makam mevki denilince konuşmayı anında kapattırsın… Bir insan düşünün konuşurken kültürün dilinden etrafa saçıldığını… evet evet daha o kadar çok şey sayabilirim ki bu eski insanlar hakkında, hepimiz hadi canım, deriz tabiri caizse.

Benim asıl takıldığım nokta ise; toplum olarak aslında böyle insanlara yabancı değiliz. Bizim ecdadımız bu eski insan dediğimiz insanların baskın olduğu, bu eski insanların temelini oluşturduğu bir toplum iken, nasıl oldu da böyle insanlara hasret, böyle insanları arar hale geldik?

Sokakta dolaşırken hiçbir gün başımıza bu da nereden çıktı, dediğimiz, saçma sapan bir olay, saçma sapan bir insan gelmediği oluyor mu? İnsanların birbirlerine saygısının kaldığına dair bir olayla en son ne zaman karşılaştınız? Kendi dışında bir insanın iyiliğini düşünen bir kula en son ne zaman rast geldiniz?

Bu sorularla ilgili olumlu bir cevabınız varsa inanın bana çok şanslısınız. Özellikle 20li yaşlarında ‘genç nesil’ olarak adlandırılan nesil içinde böyle tanıdıklarınız varsa inanın bana çok şanslısınız.

Evet ben hala sakin ve yazı hala okunabilecek seviyedeyken bunu noktalandırmalıyım sanırım. Velhasıl kelam aslında haddim de olmayarak, çevresinde olan bitenden, sokaktaki garipliklerden rahatsız olanlar hala var ise, işte bu eski insanları tanıyarak, okuyarak biraz daha sakinleşip hala bir umut var diyebilirsiniz.

Ki bu doğrultuda umarım ben veya arkadaşlarım böyle eski insanlar ile ilgili yazılar kaleme alıp, onların tanıtımında bir faydaları dokunursa da ne mutlu bize…

Fark Etmez ki*

Screenshot_2014-12-01-00-41-57-1Binaların yüksek.

Kenarlarda yürüyorum, duvarlara yapışık. Hiçbir saniyem boşa gitmesin, tek isteğim bu. O uçağa adım atana kadar tenime işleteceğim seni sanki. Sanki ne kadar sık nefes alırsam, o kadar içimde kalacaksın. Sanki, sadece benim ol.

Cadden özgür. Cadden kayıp.

Sanki görünmezim selin ortasında. Sanki kanatlanıp uçsamla aynı düşüp bayılsam. Değerlendiriyorum. Bilinmemeyi, görülmemeyi, umursanmamayı; yalnızlığımı alıyorum baş ucuma. Gözlerimi ayırmıyorum üzerinden. Dalıp gitsem, sabahım daha yalnız. Gülüyorum. Öylesine değil. Öylesine mutlu.

Denizin bir tutam.

Ama sanki hepimize yetiyorsun. Sanki daha bir bu kadar olsak, yine bitmezsin. Heybetin kelimelere üstten bakıyor, ben aciz. En uçsuz, en sefil süründürüldüğüm aşk bu oldu. Bir de övünürdüm. Tadını bilmem.

Sen ki şehr-i ölümsüz;

Kaldırımlara çarpıyorsun bedenimi, yine de dönüyorum.

*Ara sıra dinlenmesi gereken şarkılar vol.1